16 Temmuz 2024


ZITLARIN BİRLİKTELİĞİ



Dr. Oğuz FİDAN

A- A+

“Sağ” ve “Sol” iki yüzyıldan fazla bir süredir, düşüncenin ve politik eylemlerin evrenini bölen ideoloji ve hareket çelişkisini tanımlamak için kullanılmış, açıkça çatışan iki karşıt terimdir. Karşıt terimler oldukları için, yönelik oldukları alana kıyasla, karşılıklı olarak birbirini dışlayıcı ve birbirine bağlı olarak güçsüzleştiricidirler. Çünkü, kategorize edilmiş ve kalıplara dökülmüş olduğundan esneme imkanı sınırlı ya da yoktur. 

 Her bilim dalında görülen “ büyük bölünmelerle“ ilgili olarak, sık sık, sağ ve sol gibi karşıt terim çiftlerinden de tanımlayıcı, tarihsel kullanımlarda faydalanılabileceği söylenilebilir. 

     Sağ ve sol karşıtlığı, çok çeşitli psikolojik, sosyolojik, tarihi ve siyasi açıklamaların getirmiş olduğu zıtlıklar içinde tipik bir düşünme tarzını temsil eder. Her türlü bilim dalında bunun örnekleri vardır. Her şeyi içeren herhangi bir ikili tarafından yönetilmeyen hiçbir disiplin yoktur: Sosyolojide toplum-birey, ekonomide piyasa-devlet, hukukta özel-kamu, estetikte klasik-modern, felsefede aşkınlık-içkinlik. Politik ortamda sağ-sol ikilisi tek ikili değildir, ancak her yerde karşılaşılan bir ikilidir. 

  Bu iki terimin karşıt olduğu ve birbirini tamamladığı ikililer vardır. Birinci gruptakiler birbirine karşıt farklı varlıklardan oluşmuş gibi algılanan bir evrenin yorumundan doğarlar; ikinci gruptaki ikililer ise birbirini tamamlayan ve birleşip üstün bir birlik kurma eğiliminde olan varlıklardan oluşmuş gibi algılanan bir evrenin yorumundan kaynaklanırlar. Sağ- sol ikilisi birinci gruba dahildirler. Zıtlar üzerinden gidildiği için diğerini ötekileştirerek kendini meşru kılar.

      Fransız İhtilal’inden itibaren, yaklaşık iki yüzyıl boyunca politika dünyasını iki karşıt gruba ayırmaya yarayan sağ ve sol arasındaki ayrımın, bundan böyle kullanılması için hiçbir nedenin olmadığı öyle çok tekrarlandı ki neredeyse bir halk deyişi haline geldi. Sağ ve solun iki boş kutu olduğunu ilk söyleyenlerden olduğu anılan Sartre’dan alıntı yapmak adet oldu. Buna göre sağın ve solun ne kanıtlayıcı, ne sınıflandırıcı ne de değerlendirici değerleri olabilir. Ve bu ikiliden, insanı politik tartışmanın içine iten birçok dil tuzağından biri olduğu düşüncesiyle, sıkıntıyla söz ediliyor.

    Ayrımın yok oluşu veya en azından azalan temsil gücü hakkındaki ilk kuşkuların temelinde ya da kökeninde ideolojiler krizi bulunabilir. İdeolojilerin aslında yok olmadıkları, aksine her zamankinden daha canlı oldukları ileri sürülebilir. Geçmişin ideolojileri yerlerini diğer yeni ideolojilere veya yeni olduklarını ileri süren ideolojilere bırakmıştır. İdeoloji ağacı hep yeşil. Her şeyin ötesinde de birçok kez kanıtlanmış olduğu gibi, ideoloji krizinin kabul edilmesinden daha fazla ideolojik hiç bir şey yoktur. Bunları ideolojik düşüncenin ifadesine indirgemek basitleştirmek anlamına gelir. Çözümü politik eyleme bağlı olan pek çok soruna karşı hazırlanmış programlar, bugün her toplumda var olan ve nasıl kaybolacakları bilinemeyen fikirlerle, çıkarlarla ve topluma verilecek yön hakkındaki değerlendirmelerle ilgili karşıtlıkları gösterirler.

      Kısa süre önce savunulan fikre göre, sol kendisi için bugün politika sözlüğündeki en az gerçek ifadelerden biri tanımlamasının yapılacağı ölçüde kapasitelerini indirgemiş olduğundan, eski sağ-sol çiftinin yerine ilericiler- muhafazakarlar terimleri kullanılmaya başlanıldı. Ancak her türlü tutarlı ayrım vizyonunu, bu sonuncu ayrımın da şu andan itibaren durumlara göre değil, sorunlara göre yeni bağlantılar oluşturmak için kurtulunması gereken politik dil “ zırvalarından” biri olduğunu ileri sürerek çok radikal bir şekilde reddedenlerde oldu.

    Demokratik toplumlar kendi aralarında rekabet halinde olan çok sayıda fikir ya da çıkar grubunun varlığına tahammül eden veya daha doğrusu, bunların varlığını öngören toplumlardır. Bu gruplar kimi zaman karşı, kimi zaman birbirlerine üstün gelirler. Bazı hallerde de sonradan ayrılmak üzere birbiriyle birleşirler, bazen buluşurlar bazen birbirlerine sırtlarını dönerler. Yani oyundaki tarafların çok sayıda olduğu ve tarafların diğerleriyle çok çeşitli kombinasyonlar kurmasını mümkün kılan birleşme ve ayrılma noktalarına sahip oldukları oyunlar kurabilirler. Mantığın diliyle biraz oynamak istersek, politik alanın birinin diğerini dışladığı ve aralarında hiçbir bağlantının olmadığı iki kısma bölünmüş gibi algılanan ikili vizyonu “kapsayan üçüncü” olarak” “ve ve” formülüyle konsensüs ve koalisyonları ya da “kapsanan üçüncü” olarak , “ne ne” formülasyonu ile radikalizm ve marjinalleşmeyi meydana getirir. Birincisi “kavrayan –kuşatan” bir merkez oluştururken, ikincisi “ötekileştiren-ayrıştıran” bir siyasal yapı ve söylem oluşturmaya çalışır. Beyaz ile siyah arasında gri olabilir. Gündüz ve gece arasında gün batımı vardır. Ama gri, beyaz ve siyah arasındaki farklılığı değiştirmez, gün batımı da gündüz ve gece arasındaki farklılığı yok etmez. Merkez alanın içinde bölünmeler her zaman muhtemel ise de merkez hep bölünmez kalır. Kapsanan üçüncü “ne ne” formülü ile tanımlanırken, kapsayan üçüncü “ve ve “ formülü ile tanımlanır.

   İnsanın aşırı derecede artmış olan, doğayı kendi ihtiyaçları için sömürme, hatta onu kendine tabi kılma, yönetme ve düzenini değiştirme kapasitesi, politik kararlar gerektiren ve gelecekte daha fazla gerektirecek olan ahlaki ve yasal sorunlara neden olmuştur. Bu sorunlara bağlı çözümlemelerin politik dili “Yeşiller” hareketini ortaya çıkardı.

    Klasik sağ-sol ikilisinin tartışmaya açılmış olmasının ana nedeni başkadır ve politik olarak da tarihsel olarak da daha büyük önem taşımaktadır. Bir ayrımın iki unsuru birbirlerine dayanarak ayakta duruyorlar. Sağın olmadığı yerde sol, solun olmadığı yerde sağ olmaz. Diğer bir deyişle sağ, solun var olduğu ölçüde solda sağın var olduğu ölçüde vardır. Sonuç olarak, ayrımın önemini azaltmak için, şimdiye dek görüldüğü gibi, onun yarasızlığını, eksikliğini, modası geçmişliğini göstermek gereksizdir. İki terimden birinin, ona hiçbir var olma hakkı vermeksizin yetkisini kaldırmak yeter. Eğer her şey sol ise artık sağ yoktur ve aynı şekilde her şey sağ ise sol yoktur. Tüm karşıt terim ikililerinde iki terim her zaman aynı güce sahip değildir ve ayrıca biri diğerinden güçlü ya da zayıf olacak diye bir kural yoktur.

     Karşılıklı güçleri, bakış açılarına ve onları ölçme ölçütlerine göre değişebilir. Güçlü terimin tek olduğu ikililer vardır. Savaş-barış ikilisinde” savaş”, düzen-düzensizlik ikilisinde “düzen” güçlü terimdir. Sağ ya da soldan hangisi daha güçlü olursa olsun, her ikisi de eş zamanlı olarak var olmaya ve biri politik sahneye çıkıp diğeri indiği zaman bile, varoluşlarını birbirine borçlu olmaya devam ederler. Bir sağ hareket olarak kabul edilen faşizm gürültülü bir şekilde yıkıldığında, buna tepki olarak sol öylesine yükseklere tırmandı ki sağ görünmez oldu, ya da en azından prestijini kaybetti.

  Böyle bir durumda, geleneksel ve yerleşmiş politik coğrafya ya göre sağcı olarak adlandırılmaları gereken azınlık grup ya da hareketlerin eski sağ-sol ikilisinin artık varlık nedeninin olmadığını ya da politik mücadelenin sağ ve solun ötesinde iki karşıt grubu içine alan bir sentez olarak değil, onları tamamen yok sayan bir öte yere gittiğini savunmaya başlamış oldukları söylenebilir. Görüldüğü gibi, iki taraftan birinin diğerine hala politik açıdan önemli olarak tanımlanmasına izin vermeyecek kadar küçük bir alan bıraktığı ölçüde baskın hale geldiği bir durumda, ikilinin güç kaybı kendi zayıflığını gizlemek için doğal bir önlem haline geliyor. Sağ bozguna uğratıldı mı? Mağlup kendi kendine soruyor; Bu terimleri sorun haline getirmenin hala bir anlamı var mı, eğer sağ ve sol ayrımı vadesini doldurduysa? İki karşıt tarafın birbirlerine bağımlı olduğu, yani eğer biri varsa diğerinin de var olduğu bir evrende, karşıt tarafın değerini düşürmek için tek yol kendi değerini düşürmektir. Demek ki, her şeyin bir zamanlar ait olduğu şey haline geldiği yerde, çelişki görevini tamamlamış ve şimdi baştan başlayıp “öteye” gitmek gerekiyor.

 Son yılların, tarihte solun durdurulamaz ilerleyişi olarak uzun süre yüceltilen ve ona karşı savaşanlar tarafından bile sol fikir ve hareketlerinin en radikal uygulaması olarak kabul edilmiş olan- komünist rejimleri çökerten ve dünyanın düzenini sarsan olaylardan sonra, artık her gün, ikilinin güçlü tarafı ile zayıf tarafı arasındaki ilişkinin dönüşmekte olduğunu belirtiyoruz. Sol iniyor, sağ çıkıyor. En azından tarihin güçlendirici rüzgarının o taraflardan eser göründüğü dönemde kendilerini solcu olarak ilan eden veya karşıt görüşlüler tarafından solcu olarak tanınan, yargılanıp mahkum edilen ve suçlanan gruplar veya hareketler, bugün artık eski sağ-sol ikilisinin tavan arasına kaldırılmasını savunanlardır. Hala sağ mevcut mu? Sorusunun sık sık duyulduğu zamanın üzerinden çok geçmedi. Komünist rejimlerin yıkılmasından sonra sorunun aynı hinlikle ancak farklı yönde dile getirildiği duyuluyor. Peki sol hala mevcut mu? Bu sorulara cevap vermek biraz zor. Olumlu ya da olumsuz bir çok cevap verildi. Eğer sol geleneksel anlamdaki sol ise, o halde Bolşevik sistemindeki krizin sonucu, solun bitişi değil, zaman içinde tarihsel olarak iyice sınırlandırılmış bir solun bitişi olacaktı. Tek bir sol yok, birçok sol var, aynı şekilde birçok sağ. Doğal olarak birçok solun olduğunu savunmak, solu sağdan ayırmak için bir ölçüt olması gerektiğini öne süren geleneksel savı güçlendirmek anlamına geliyor. Bu şekilde de sağ-sol ikilisi büyük krizden sonra da yaşamaya devam edebilirdi.

   Sonuç olarak, son ve ikiliyi reddetmek için en kesin görünen neden, iki karşıt grubun artık bir bütünün, yani politik sistemin birer parçası ve birlikte çökmeye mahkum oldukları görüşüne( eğer sağ yoksa sol da yok) değil, her iki etiketin de gerçek dışı olduklarının kabulüne yönelik. Ve gerçekte politik hareketlerin göğüslemek zorunda olduğu sorunların karmaşıklığı ve yeniliği karşısında “sağlar” ve “sollar” aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyorlar, seçmenleri için hemen hemen aynı programları hazırlıyorlar ve aynı amaçları güdüyorlar. Sağ ve sol belli bir noktaya kadar yalnızca sol, sonrada sağ olmuş olduğu için değil, iki taraf arasında o farklı isimlerle belirlenmeyi hak eden farklılıklar artık olmadığından bundan sonra var olmayabilirler, ve artık varlık nedenine sahip olmayabilirler. Aslında, artık mevcut olmayan karşıtlıkların hala devam ettiği yolundaki gerçek dışı inanışa neden olan, yapay ve aldatıcı tavırları besleyen de bu farklı isimlerdir. Bu özellik ülkemizde süregelen politik mücadelede de geçerlidir. Bu mücadele, kavganın dışında kalarak bu nefretin nedenlerinin yok olması gerektiğini, çünkü karşıt gruplarla sıklıkla aynı görüşlerin savunulduğunu, daha doğrusu zorluk içindeki solun kendini yenilemek için sağın görüşlerini savunduğunu ve sonuçta geleneksel çelişkiyi yok ettiğini belirten tatminsiz gözlemcilerin sesleri giderek ve artan sıklıkla yükseliyor.

   Siyasi düşünürlerin hepsi fikirlerin ve ideolojilerin çok önemli olduğunu düşünmezler. Siyaset, bazen neredeyse çıplak bir iktidar mücadelesinden ibaretmiş gibi anlaşılmıştır. Bu doğru ise, siyasi fikirler propagandadan, oy veya halk desteği kazanmaya göre tasarlanmış bir kelime ve sloganlar biçiminden başka bir şey değildir. Böyle olunca da, fikirler ve ideolojiler de, siyasi hayatın daha derinde yatan gerçeklerini maskelemeye yarayan “vitrin süslemelerinden” ibarettir. Siyasi fikirler, mevcut çıkarların veya kişisel ihtirasların edilgen yansımalarından ibaret olmayıp, siyasi eyleme ilham verme ve yönlendirme kapasitesine sahiptirler ve dolayısıyla maddi yaşamı biçimlendirebilmektedirler. Bununla birlikte siyasi fikirler bir boşlukta oluşmazlar, fikirler gökten yağmur gibi düşmezler. Bütün siyasi fikirler, içinde geliştikleri toplumsal ve tarihi koşullarca ve hizmet ettikleri siyasi hedeflerce şekillendirilirler.

   Sonuç olarak, siyasi fikirler ve ideolojiler, toplumsal gruplara ve hatta toplumların bütününe, birleştirici inanç ve değerler kümesi sunmak suretiyle, bir tür toplumsal çimento işlevi de görebilmektedir. Bütün ideolojiler belli bir zaman sonra” DİN” haline dönüşerek, dogmatik-tartışılmaz-sloganlara ve ritüellere boğuluyor. Diğer ideolojileri ötekileştirerek kendine meşruiyet alanı açıyor. Bütün dinlerin ve ideolojilerin amacı, tarihin ve siyasetin öznesi olan “İNSAN” ve “İNSANLIK TARİHİNİ” eşitlik, adalet, özgürlük ve dayanışma ruhuyla temellenen “İhyadan inşaya yeniden İNSANI” var etme çabası olacaktır.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır