06 Aralık 2022


SİYASAL YOZLAŞMA VE YABANCILAŞMA



Dr. Oğuz FİDAN

A- A+

Siyasetin krizde olduğuna ilişkin algı yalnızca kamusal meselelere ilgisizliğe ilişkin kaygılardan değil, aynı zamanda ana akım siyasal partiler ile siyasetçilere yönelik şüphecilik ve hatta artan kızgınlıktan kaynaklanmaktadır. Genel olarak halk ile siyaset kurumu arasındaki güvende meydana gelen azalma, bazen “Siyaset Karşıtlığı”nın yükselişi olarak görülebilmektedir. Bu durum, yurttaşları siyasetten uzaklaştırmamalı ve kendi şahsi alanlarına geri çekilmelerine neden olmamalıdır. Geleneksel siyasal yapılara karşı çeşitli yollarla kızgınlık ya da düşmanlık ifade etmeyi amaçlayan yeni siyaset biçimleri üretmelidir. Bu tür düşmanlıklar mevcut siyasal seçkinlerin “dokunulmaz”, “ayrıcalıklı”, “yozlaşmış” ya da kendi çıkarlarına hizmet eden kişiler olduklarına ilişkin ortak bir algıya dayanmasına rağmen, siyaset karşıtı grup ve hareketler çok farklı biçimler de ortaya çıkmaktadır. 1990’ların sonlarından itibaren anti-kapitalist ya da küreselleşme karşıtı protestolardaki artış durumunda olduğu gibi, belirli siyaset karşıtlığı biçimleri, açıkça “yeni siyaset”le örtüşmektedir. Anti-kapitalist hareket kimi zaman yeni anarşizm olarak adlandırılan aktivist tabanlı, abartılı bir siyaset tarzı benimsemiştir. Bu hareketin özellikle de gençlere yönelik çekiciliği, yönetim düzenlemeleri ve geleneksel partiler dahil her türlü yapı ve hiyerarşiye duyulan kuşkudan kaynaklanan siyasal menfaatler uğruna ödün vermeye karşı direnmesi ve kesin bir şekilde “ana ilişkin-anlık” bir siyaset biçimi sunmasıdır.

 Siyasete ve siyasetçilere olan güven günümüzde çok düşmüştür ve düşmeye de devam etmektedir. Aristo’nun siyasal bir hayvan dediği, ortak ülkü ve idealler için siyasal örgütlenen ve siyasetin öznesi olan insana çok iş düşmektedir. 

 

     Bununla birlikte siyaset karşıtlığı, son yıllarda ortaya çıkmış bulunan bir dizi aşırılıkları da beraberinde barındırmaktadır. Örneğin Avrupa’nın birçok yerinde, aşırı sağ ya da “neo-faşist” gruplar ortaya çıkmıştır. Yozlaşmış iktisadi ve siyasal seçkinler karşısında “sıradan insana” belirgin bir destek veren bu gruplar göçmenlik, çok-kültürlülük ve küreselleşme karşıtı fikirlere dayanmaktadır.

     Siyasal katılımın genel seviyesinin gerileyip gerilemediğine dair sürmekte olan ve muhtemelen çözülebilir olmayan tartışmalar bulunmasına rağmen, seçmen ilgisizliğine ilişkin kanıtlar kolaylıkla göz ardı edilemez. Modern demokrasilerin tümü temsili demokrasiler olduğundan, seçimler modern demokrasilerin odağını teşkil eder. Bu nedenle seçimlere katılma oranının düzeyi, daha demokratik bir sistemin sağlığının önemli bir göstergesi olmalıdır. Siyasetten memnuniyetsizliğin ve katılımın düşmesinin bir çok nedeni vardır.

    Siyasetçiler her şeyden önce eleştirilerin ve suistimal suçlamalarının çoğunun hedefidirler ve bu yüzden de kamusal meselelere ilgisizliğin nedeni, siyasetçilere yüklenmektedir. Ancak bu konudaki asıl suçlunun siyasetin kendisi olması mümkündür. Siyasal düşünürlerin Aristoteles’i izleyerek çağlar boyunca yaptıkları gibi, siyaseti güzel ve uygarlaştırıcı bir etkinlik olarak savunmak kolaydır. Siyaset diğer erdemleri dışında, farklılaşan görüşlerine, değerlerine, fikirlerine ve çıkarlarına rağmen insanların en azından göreceli bir barış içinde birlikte yaşamalarını olanaklı kılmaktadır. Siyaset başarısızlığa uğradığında sonuç, muhtemelen korku, ölüm, yıkım ve tiranlıktır. Buna rağmen, siyaset sürekli olarak hayal kırıklığına yol açar. Siyaset, insanların tabi olacakları genel kuralları yapma, koruma ve değiştirme etkinliği olduğu ve bu suretle ödün verme ve dolayısıyla tatmin olmamayı barındırdığından hayal kırıklığı yaratmaya mahkumdur. Aslında siyaset, bu tatmin olmama halinin genelleştiği ve dolayısıyla toplumdaki hiçbir grubun istediğini tam olarak elde edemediği hallerde en etkili durumdadır. Çünkü siyaset çözüm merkezidir. Ancak rakip iddia ve taleplerin tartışıldığı ve değerlendirildiği süreç anlamındaki siyasal süreç, doğası gereği dağınık , hantal ve yıpratıcıdır. Bununla birlikte bu açıklama, siyasetin sıkıcı ve hatta nahoş olmasından dolayı neden önemsiz görülebileceğini açıklamaya yardımcı olmasına rağmen, en azından tek başına kamusal meselelere olan ilgisizliğin giderek artmasının açıklanmasında başarısız olmaktadır. Çünkü siyasetin doğası zaman içinde değişmemiştir.

    Siyasetçilerin itibarı, bir etkinlik olarak siyasetin kaçınılmaz sonucu olan hüsran ve hayal kırıklıklarıyla lekelenebilmesine rağmen, siyasetçilerin ciddiye alınmamalarının en az üç nedeni daha vardır. Birinci ve bir anlamda siyasetçilere yapılan klasik saldırı nedeni, iktidar ile yozlaşma arasında bağa yapılan vurgudur. Lord Acton’un dediği gibi “ İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır”

   İktidar insanların algılarını çarpıtarak, bozarak, yozlaştırmaktadır.

Artan kişisel böbürlenme, kibir ve kontrol kaybı

Astları aşamalı olarak hor görme, vehim ve keyfi eziyet

Aşamalı olarak diğerlerinden ayrılma ve kendini her zaman onaylayan danışman seçimi

Herhangi bir yolsuzluğun meydana geldiği konusunda bütüncül bir farkındalık eksikliği  

    Acton’a göre, iktidar ile yozlaşma arasındaki ilişki liberal varsayımların tabii sonucudur. İnsanoğlu her şeyden önce, kendi çıkarlarını başkalarının çıkarlarının önüne koyma eğilimindedir. İnsanlar eğer iktidarla donatılmış bir konuma yerleştirilirlerse, makamlarını ya da görevlerini kendi faydalarına ve büyük ihtimalle başkalarının zararına olmak üzere kullanacaklardır. Basit olarak, bencillik artı iktidar yozlaşmaya eşittir. Acton’un mantığına göre, bir siyasetçinin iktidarı arttıkça yozlaşmada büyüyecektir. Bu çözümleme, siyasetçilerin tümünün ama özellikle de siyasal liderlerin güvenilmemesi gereken kişiler olduğunu ve Thomas Paine’nde belirttiği gibi yönetimin( yönetimin olmazsa olmaz bazı görevleri de yerine getirdiği için) “zorunlu bir kötü” olduğunu ileri sürmektedir. Siyasetçilerden korunmamızın tek yolu siyasal iktidarı parçalayan ya da denetleyen anayasal araçlara sahip olmaktan gelmektedir. Anarşistler anayasal yönetimin de dahil olmak üzere tüm siyasal yönetim biçimlerini zorbalığın vücut bulmuş hali olarak gördüklerinden, bu tür düşünceleri liberallerden daha ileriye taşımaktadırlar.

      İkincisi, siyasetçiler “ ellerini kirletmekten” kaçınamazlar. Bunun nedeni, halkın düşünmek bile istemeyeceği ve kendisinin kesinlikle almak istemeyeceği zor kararları almalarıdır. Alınacak siyasal kararlar sürekli olarak pratik ve ahlaki ikilemlerle boğuşmayı ve en iyi ihtimalle, ahlaki yönden mükemmel olmayan ödünleşmelerde bulunmayı kapsamaktadır. Dolayısıyla, siyasal hayata içkin hususlar halkın olağan biçimde, Runciman’ın sözleriyle, “farklı türden yalanlar ve farklı türden gerçekler” arasında bir seçim yapmak zorunda bırakıldığı riyakarlık, aldatma ve hilekarlıktır.

    Üçüncüsü, demokratik siyasal sistemler, siyasetçileri, beklentileri şişirme konusunda birbirleriyle yarıştıkları ve hayal kırıklığını daha da kesin hale getirdikleri bir piyasada faaliyette bulunmaya zorlamaktadırlar. Kısacası, siyasetçiler her zaman yerine getirebileceklerinden daha fazlasını vaat etmektedir. Bu yüzdendir ki, İtalya’da meydana geldiği gibi, kimi zaman siyasetin teknokrasiyle yer değiştirmesine yönelik girişimlerin yapılması sürpriz değildir.

    Bununla birlikte, siyasetçilerin itibarlarının son birkaç on yıl içinde daha da düşmüş olmasından sorumlu tutulabilecek belli sayıda neden bulunmaktadır. Bu nedenler arasında en önemlileri: 

Vizyon eksikliği: Programa dayalı siyasi partilerden “herkesi kucaklayan” ya da “ideolojisizleştirilmiş” partilere geçiş, modern siyasetçilerin neden genellikle vizyon ve ahlaki bir amaç duygusu yoksunluğu içinde göründüklerini açıklamaya yardımcı olmaktadır. Günümüzde siyasetçilerin birçoğu, amacı araçsallaştırarak kendi çıkarlarını ulusal çıkarların önüne koymaları,

Yanlı haber çağı: İktidarı elinde bulunduranlar kendi lehlerine yanlı ve yanlış haber yapılmasına göz yumuyor ya da bu şekilde haber yapılmasını istiyor. Kendi alehlerin de ise gerçek haber de olsa, aba altından sopa göstererek bu haberlerin yapılmasını engelliyor.Yapanları da cezalandırıyor.

Hepsi aynı algısı: Sol/Sağ ayrımının öneminin gerileyişi ve ideolojik siyasetin yerine yönetimsel siyasetin ortaya çıkışı, bağlı oldukları partilere bakılmaksızın tüm siyasetçilerin aynı görünmeye ve aynı duyulmaya başladıkları anlamına gelmektedir. Bu durumun yaratmış olduğu sorun, hem önemli meselelerin ve “büyük” tercihlerin terk edilmesinin sonucu olarak seçim kavgalarının daha az heyecanlı ve daha az anlamlı hale gelmiş olması hem de siyasetçilerin ufacık ya da teknik nitelikli ayrılıkları çarpıcı bir şekilde abartarak düşmanca söylemlerini sürdürmüş olmasıdır. Bu , Sigmund Freud tarafından “küçük farklılıkların narsisizmi” biçimindeki psikolojik eğilimle açıklanmaktadır.

Kendileri için siyasette olmak: Son yıllarda, profesyonel bir lobicilik sektörünün büyümesi, dikkatleri daha fazla siyasetçilerin “dışarıdaki çıkarlarına” ve siyaset dışındaki gelir kaynaklarına çekmiştir. Bu durum da kendi çıkarlarına hizmet eden ve dürüst olmayan siyasetçi imajını güçlendirmiş ve genellikle, kamusal yaşamın düşen standartlarına ilişkin endişe yaratmıştır.

Siyaseti yozlaştıranlara ve kendi çıkarlarına göre kullananlara karşı, toplumsalcı ve demokratik siyaseti hep birlikte inşa etmemiz ve onu yücelterek egemen kılmamız gerekir.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır