26 Kasım 2020


Milliyetçilik Engeli!



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Seçemediğin şeyle gururlanıp durmak,

Seçebildiklerini yapmamanın ezikliğidir!

Seni üstün kılacak olan şey ırk değil ey cahil!

İnsanlığa neler kattığındır…

 

Milliyetçilik Kavramı ‘millet” kökünden üretilmiştir. Tıpkı ulusçuluk kavramının ‘ulus” kelimesinden türetildiği gibi. İkisi de bir topluluğun gelişmesini istemek biçiminde çok masumca tanımlanmaktadır. Veya siyasi aidiyet ve itaati, "halkın ortak iradesine dayandırmak” şeklinde tarif edilmektedir.

Oysa milliyetçilik ve ulusçuluk, modern çağın ideolojileri olarak ‘millet’ veya ‘ulus’ biçiminde tanımlanan toplumların üstünlüğüne, farklı ve ayrıcalıklı olduğuna inanmaktır. Her kesim, ait olduğu milletin veya ulusun kültürel, tarihsel, siyasal ve fiziksel özelliklerini abartarak, daha çok uydurarak, hiç yaşanmamış olay ve hikâyelerle zenginleştirerek savunur.

Modern milliyetçi düşünce 1789-1799 Fransız Devrimi'yle doğduğu ifade edilse de, bundan öncesini hatırlatmakta yarar var! Modern milliyetçiliğin Amerika’da geliştiği ve oradan Fransa için ilham oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Amerika’nın Avrupalılar tarafından işgal edilmesi sonucu yerli halkın işgalcilere karşı mücadelesi bilinmektedir. Fransızlar, 1776 yılında işgalci Büyük Britanya (İngiltere) Krallığına karşı bağımsızlık mücadelesi veren 13 Amerika kolonisini desteklemişti. Fransızların bu mücadele sırasında “milliyetçilik” ile tanıştıkları ve Fransız devrimi ile ideolojik bir temele oturttukları söylenebilir. Hastalıklı bir yapıya dönüşmesi de bu dönemde başlamıştır.

1789-1799 yılları arasında gerçekleşen Fransız devrimi sonrası da 19. yüzyıl başlarından itibaren Avrupa'da, 20. yüzyılda ise bütün dünyaya yayılmıştır. Artık dünya siyasi haritası da milliyetçilik ilkelerine göre biçimlendirilmiştir. Dünyanın bugün yaşadığı kaos ve savaşlara milliyetçilik-ulusçuluk ideolojisinin neden olduğu çok açıktır.

Esas itibariyle egemenlerin siyasi ideolojisi olan milliyetçilik, “ülkesini, devletini, milletini, vatanını, bayrağını sevmek” olarak toplumlara takdim edilmiştir. Akıl ve bilimden uzak bu tanımın, ırkçılığa, zorbalığa, ayrışmaya, ayırımcılığa, bölünmelere, tahakküme dönüşmesi kaçınılmazdır. Böyle de oldu. Farklı olana üstünlük iddiası, farklı olanı ötekileştirme ve düşmanlaştırmayı hızlandırdı. İç barış, farklı olanların birbirlerine güveni tamamıyla çöktü ve bunun yerine küresel güçlere dayanan işbirlikçi egemenler hâkim olmaya başladı.

Milliyetçilik hastalığı, zamanla toplumun ortak değerlerini yıkarak, yok ederek bütün ilişkilerin merkezine oturdu. Coğrafyamızda, İslam’ın karşı duruşuna rağmen milliyetçilik din ile sentezlenmiş ve harmanlanmış bir şekilde toplumun ana damarlarına zerk edilmiştir.

Türkiye, bu sentezin en açık örneği ve öncüsüdür. “milli” bir tanımla doğal ve tarihi olan bütün ortak değerlerimiz, din dâhil hepsi tahrip edilmiştir. Hak, hukuk, adalet, barış, birlikte yaşam ve demokrasi gibi çözüm olabilecek bütün değerlerin önünde bir engel oluşturmuştur. 

Milletini, toplumunu, ülkesini, vatanını sevenlerin yapmaları gereken öncelikle bu milliyetçilik engelini aşmaktır. 

 

Kuru toprağa su verip yeşillendirmek

O toprak uğruna kan akıtmaktan değerlidir.

Sevmek, uğruna ölmek değil

Uğruna yaşamak ve yaşatabilmektir…

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır