26 Kasım 2020


KARANLIK TÜNEL



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Bir Alem-i Cihan’da kul oldum,

Alem’i Cihan, Cihan’ı Alem yapan benim.

Öyleyse ne bu sende ki hal-i vaziyet,

Bir kuyruk gibi yaşamakla onurlanmak!

 

Daha önceki yazılarımda belirttiğim ‘’günlük siyasetten uzak durmak ve kendimizi geliştirme” ihtiyacına ilave olarak, ait olduğumuz veya yaşadığımız ülkenin gerçeklerini de doğru anlamak gerektiğine inanıyorum. Umudumuzu ve hayallerimizi bu gerçeklere göre geliştirmenin daha olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyorum.

Şüphesiz, bunu yaparken çağın gerçeklerini, bilimsel ve teknik gelişmeleri, sürekli yenilenmeyi evrensel bir yaklaşım ve anlayışla takip etmek zorundayız. Bizi insan yapan değerlerden kopmadan insanlıkla birlikte yol almak vazgeçilmezimiz olmalıdır.

Ülkemizin medeni dünya ile ilişkilerine, siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmesine baktığımda “güzel hayaller kurmak”, “yarına umutla bakmak” gibi insanı hayata bağlayan olumlu duyguların bir zemini olmadığı açıkça anlaşılabilmektedir. Karanlık ve kaosun giderek yoğunlaştığı bir ülkede, yarına ilişkin olumlu hayaller kurmak da zaten boşunadır.

Cehaletin, iktidara ve iktidar simsarlarına itaat ve bağlılığın dışında hiçbir özelliğin aranmadığı bir ülkede, bilginin, liyakatin, aklın, bilimin, teknolojinin ne önemi var ki? Nasıl olsa özgür birey yerine bir grubun, cemaatin veya partinin bağlıları/bağımlıları tercih edilmektedir. Bu gençlere de yazık, ülkenin geleceğine de yazık!

Sonu bilinmeyen, ucu görünmeyen, bir ışık zerresinin dahi süzülmediği koyu zifiri karanlık bir tünelde hızla ilerliyoruz. İktidar ve muhalefetin arka arkaya, aynı hızla ve aynı hedefe doğru ilerlediği bu tünelde elbette akıbet de aynı olacaktır. Muhalefetin ışığı bulması, hatta ışık olması veya ışığın geldiği yöne ülkeyi yönlendirmesi gerekirken, karanlığa gömülen iktidarı takip etmesi en büyük şansızlığımızdır! Umut besleyeceğimiz tek bir siyasi parti veya yeni bir oluşumun olmaması en büyük kâbusumuz olmaktadır.

Siyaset başta olmak üzere her alanda, her gün bir önceki güne göre daha fazla dibe batışını izlemekten başka bir şey yapamıyoruz. Ak Saçlıların, aydınların, yazar ve düşünürlerin uyarıları görmezden gelinmekte ve eleştiriler dikkate alınmamaktadır.

Toplum ise bir dağınıklık ve umursamazlık içindedir. Şehirler-köyler-ormanlar-denizler-sahiller-nehirler-sit alanları-tarihi ve kültürel miraslar talan edilirken toprak serilmiş ölüler gibi herkes sessiz ve tepkisiz. Toplumun bu duyarsızlığı, siyasetin çürümüşlüğünden daha çok bizi kaygılandırıyor. Bu durumda geleceğe ilişkin umutlarımızı korumak nasıl mümkün olabilir?

Buna rağmen hayattan, gelişmelerden ve medeni dünyadan kopmamak gerektiğini biliyorum. Ancak böyle bir ülkede düzgün karakterli, duyarlı ve yetişmiş gençlerin ruh sağlıklarını korumaları mümkün mü? 

Her şeye rağmen sabretmek, direnmek ve güçlü kalmak gerektiğine de inanıyorum ancak yalnızlaştıkça, dışlanıp ötekileştirildikçe bunu yapmak hiç de kolay değildir. Bu yüzden de ‘’umudunuz koruyun” diyenlerin iyimserliğini anlamakta, en az ülkeyi bu hale getirenleri savunanları anlamakta zorlandığım kadar zorlanıyorum.

 

Karanlık bir tünelde mum ışığı bile olamayan,

Gün ışığının varlığını hayal sanır…!

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır