27 Şubat 2021


Dünyayı Yaşanılır Kılmanın Maliyeti



Hasan Fehmi ERDOĞMUŞ

A- A+

Salgın sebebiyle bireysel olarak doğa ile ilişkimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Hepimizin daha sorumlu davranması gerektiğinde de şüphe yoktur sanıyorum. Üstelik bireysel olarak da yapabileceğimiz çok şey var. Bununla birlikte insanoğlunun sınır tanımaz hırsı ve kazanç tutkusu yeryüzünde var olan büyük dengeyi de bozuyor. Artık yapılanları görmemiz ve devletler açısından da geri adım atmamızın vakti geldi. Aksi takdirde daha büyük felaketlerle, salgınlarla mücadele etmek durumunda kalacağımızı görmek için müneccim olmak gerekmiyor. 

Örneğin son 30 yılda, dünyadaki mercan resiflerinin önemli bir kısmı yok oldu. İnsanoğlunun faaliyetleri ile iklim değişikliği gerçekleşmekte bu da okyanuslarda değişimlere sebebiyet vermektedir. Okyanuslarda meydana gelen 2 derecelik bir artış bütün düzenin sarsılmasına yetiyor. Bu durumu vücut ısımızdaki değişim ile kıyaslayabiliriz. Vücudumuzdaki ısı artışı sağlığımız için ne kadar tehlikeli ise okyanuslarda meydana gelen sıcaklık artışı da dünyamız için ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Çünkü mercan resiflerinin yok olması demek, ona bağlı yaşayan yüzlerce farklı canlı türünün de yok olması demek. 

Üstelik bu sadece okyanuslarla ilgili değil. 2019 yılında Brezilya’daki orman yangınları da çokça konuşuldu. Yine insan eliyle ormanlar yok ediliyor. Üstelik bahsettiğimiz ormanlar devasa bir alanı kapsıyor ve dünyamız için inanılmaz öneme sahip. Burası dünyanın tropikal ormanlarının nerdeyse yarısına tekabül ediyor ve aynı zamanda önemli tatlı su havzası. Buranın yapısı da dünyanın düzeni için hayati bir öneme sahip. İşte bu kıymetli alanlar da, daha fazla hayvancılık, orman ürünlerinden elde edilecek daha çok kazanç uğruna yok ediliyor. 

Aslında bu kötü gidişi durdurmakla ilgili harekete geçilen tarih de pek yeni değil. İklim değişikliğine ilişkin uyarıları uzun süredir yapan bilim adamları sayesinde 1992 tarihli BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) imzalandı. 2015 yılında ise Paris İklim Anlaşması üzerinde uzlaşmaya varıldı. Bu sözleşmenin amacı küresel sıcaklık artışını sanayi devri öncesine kıyasla 2 derecenin altında tutmak. 

Bu anlaşma, ülkelere herhangi bir dayatmada bulunmadan, kendilerinin bu katkıyı gönüllü sağlamalarını tavsiye ediyor. Türkiye de bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler arasında ancak imza dışında sözleşmenin onaylanması da gerekiyor. Türkiye, sözleşmeyi TBMM’de onaylamadı. Bu konuda Dünyayı en çok kirleten ülkelerin başında gelen ABD ise anlaşmadan çekilmek için başvuruda bulundu. 

Bu işe ayak direyen devletlerin iki temel hareket noktası olduğunu düşünüyorum. Birinci grupta ABD yer alıyor ve ABD bu tedbirlerin sebep olduğu ekonomik etkiyle uğraşmak istemiyor. Trump başkanlığında ABD’nin temel önceliği ekonomi. Kendisine seçim kazandıracak olanı tercih ediyor ve dünyayı daha yaşanır bir yer kılmak yerine seçim sloganı olan “Amerika’yı tekrar büyük yap” ile ilgileniyor. 

İkinci grupta yer alan ülkeler ise bu durumdan ekonomik menfaat devşirmeye çalışan ülkeler ve daha fazla para desteği almak için ayak diretiyorlar. Ne yazık ki bu kategoriye Türkiye de giriyor. G20 içinde Paris anlaşmasını onaylamayan tek ülke Türkiye. Türkiye, Paris İklim Anlaşması'nı, gelişmekte olan ülke olarak imzaladığını beyan etti. Bu yardım alınacak ülke kategorisinde olmak istediğinin beyanı anlamına geliyor ama Türkiye UNFCCC'de gelişmiş ülke grubunda yer alıyor ve bu da yardımlardan faydalanmasına engel oluyor. 

 

Yaşadığımız salgın süreci, küçük hesaplarla uğraşmanın ne kadar faydasız olduğunu herkese gösterdi. Salgının ekonomiye maliyetleri düşünüldüğünde anlamsız menfaatleri bir tarafa bırakarak dünyayı yeniden yaşanılır kılmamız gerekiyor. Çünkü gidişat pek hayra alamet görülmüyor. Üstelik dünyayı herkes için yaşanılır kılmak sandığımızdan daha az maliyetli olabilir.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır