27 Şubat 2021


İranlı Nükleer Fizikçi Fahrizade Suikasti



Hasan Fehmi ERDOĞMUŞ

A- A+

Öncelikle bu yazı, uluslararası ilişkilerle ilgili yeterliliği ve yetkinliği olan biri tarafından kaleme alınmamıştır. Bu yazı ile amacım, coğrafyamızda gerçekleşen bir terör eylemine, üstelik bölge devletlerinden olan İsrail devletinin gerçekleştirdiği terör eylemine dair bazı tespitlerimi paylaşmaktan ibarettir.

İran, şüphesiz bölgemizin en önemli devletlerinden biri; İran’da gerçekleşen hadiselerin dolaylı veya doğrudan diğer devletlere ve toplumlara bakan yönü var. İran’ın nükleer programının önemli isimlerinden olan Muhsin Fahrizade düzenlenen bir suikast sonucu öldürülmesi de bütün bölgeyi etkileyebilecek bir olay.

Aslında Fahrizade İran’da suikasta kurban giden ilk nükleer fizikçi değil; son 10 yılda İran’da 5 bilim insanı bu şekilde suikast sonucu yaşamını yitirdi. Bu suikastın arkasında İsrail’in olduğu konusunda nerdeyse kamuoyunda tam bir mutabakat var.

İran da doğrudan İsrail’i suçladı. Trump’ın ise suikasta ilişkin İsrail’li bir gazetecinin İbranice ve İngilizce olarak attığı iki tweetini paylaşması, İsrail’le birlikte ABD’nin de işin içinde olduğunu ima ediyor.

Son dakika: İran’ın en kritik ismi Muhsin Fahrizade suikasti sonrası  Ortadoğu’da gerilim tırmanıyor... - Son Dakika Haberler

İran’ın kendi topraklarında, başka bir devletin istihbarat ajanları veya taşeronları tarafından İran’ın bilim insanlarından birinin hedef alınıp öldürülmesi elbette kabul edilemez. Uluslararası sözleşmelere göre bu tür müdahaleler uluslararası hukukta yasaktır ve ihlal niteliği taşır.

Kimden gelirse gelsin bu tür eylemler terör eylemidir ve İsrail’in bu eylemi de “devlet terörü”dür. Üstelik hedef alınan kişinin bir asker olmadığını da belirtmek gerekiyor. Savaş durumunda dahi uluslararası hukukta sivillerin hedef alınması yasaktır.

Elbette bu ifadem ile devletlerin suikast sonucu bir askeri öldürme hakkı olduğunu da kastetmiyorum. İsrail ile İran arasında uluslararası hukuk açısından bir savaş olmadığına göre, bir ülkenin askerinin hedef alınması da pekâlâ uluslararası hukukun ihlali niteliği taşır ve savaş sebebi olabilir.

İsrail’in bu eyleminin gerekçesinin ise 2015 yılından bugüne kadar gelinen süreçle ilgili olduğunu belirtmek gerekiyor. 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma ile İran, nükleer enerji üretebilecek ama nükleer silah üretilmesi engellenecekti.

Buna karşılık da İran’a uygulanan ekonomik yaptırımlar kaldırılacaktı. Ancak Trump yönetimi, yapılan anlaşmanın İran’ın lehine olduğunu ileri sürerek anlaşmadan tek taraflı olarak çekildi.

Trump yönetimi yine ABD büyükelçiliğini 2018 yılında Kudüs’e taşıdı. Trump’ın argümanı ABD menfaatlerini koruyacak bir anlaşmayı kendisinin müzakeresi ile mümkün kılınmasıydı. Ayrıca İran’a yönelik sert yaptırımlar uygulamaya başladı. Buna karşılık da İran’ın nükleer programla ilgili kendi ajandasına geri döndüğü iddia edildi.

Trump yönetiminin bölgeye yönelik bu tutumu İsrail dışında kimsenin menfaatine olmadığı çok açık. Anlaşılan Trump yönetimi giderayak, muhtemel bir ABD-İran nükleer anlaşmasına ilişkin kapıları kapatmak istiyor ve İsrail’in aleyhine olabilecek gelişmeleri engellemeye çalışıyor.

 

Oysa problem olarak sürekli gündemde tutulan İran’ın nükleer başlıklarla ilgili tutumu yanlı olarak değerlendirilmektedir. Uluslararası kamuoyuna bilgi vermese de İsrail’in nükleer silahlara sahip olduğu bilinmektedir. Hal böyle iken İran’a yaptırımlar uygulayıp İsrail’e sessiz kalmak ikiyüzlülüktür.

Bu arada İran dâhil herhangi bir devletin nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini düşündüğümü de belirtmek isterim. Zira 2. Dünya savaşında Japonya’ya atılan bombaların dehşetinin hala taze olduğuna inanıyorum.

İsrail’e karşı takınılan bu ikiyüzlü tutumun diğer boyutu ise Batı medyasında genel olarak böyle bir suikastı temize çıkaracak şekilde haberler yapılıyor olması. Yukarıda da ifade ettiğim gibi öldürülen kişi bir sivil ve ne olursa olsun bir sivile yönelik eylemin terör olduğu çok açık. Bu eylemin uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtmek ve doğrudan bir terör eylemi olarak nitelemek gerekiyor.  

İsrail’in bu kadar rahat hareket ediyor olmasının bölgemizde son yirmi yılda yaşanan gelişmelerle de doğrudan ilişkisi var. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında ve Türkiye’nin de eş başkanlığını yaptığı süreç ile bölge devletlerinde büyük istikrarsızlıklar oluşturuldu. Bundan en fazla menfaat elde eden ülkenin İsrail olduğunda tereddüt yoktur sanıyorum.

İsrail, son yirmi yılda rahatlayan konumu ile Arap devletleri ile önceden kapalı kapılar arkasında gerçekleştirdiği görüşmelerini şimdi açıktan yapmakta ve zaten var olan ilişkilerini normalleştirmektedir. Buna sebep olanların hala “İslam dünyasının hamisi” edebiyatı yapıyor olması ise diğer garip bir nokta.

Son olarak, İran’ın durumunun da eleştirilmesi gerektiğini belirtmek isterim. Her ne kadar eylem bir terör eylemi olsa da İran’ın kendi topraklarında, önemli bir bilim insanını suikasta kurban vermesi ciddi bir başarısızlıktır. İran’ın diğer bütün devletler gibi kendi vatandaşının yaşam hakkını koruması gerekmektedir. Üstelik bu kadar önemli bir bilim insanının kendi topraklarında suikaste kurban vermesi ciddi bir yönetim ve güvenlik zafiyetidir.

Bu durumda sorumluluk üstlenmesi ve zafiyetini kabul etmesi gereken bir devlet tavrına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Ancak gözlemlediğim kadarıyla İran da bu sorumluluktan kurtulmak için şehitlik ve intikam edebiyatına sığınmışa benzemektedir. Ne yazık ki dini ve milli argümanlarla zafiyeti, kusurları ve başarısızlıkları örtme gayreti tipik bir Ortadoğu refleksi olsa gerek.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır