27 Ekim 2021


Toplumsal Hastalığımız; Anksiyete



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Bu üstümüze çöken karanlık hepimizin suçu,

Gözümüzü kapatarak yaşamak değil çözüm…

----

Psikolojik bir rahatsızlık olan ‘Anksiyete’, ‘’zaman içerisinde karşı karşıya kaldığımız olaylardan ötürü endişelenmek ve gelecek ile ilgili maddi-manevi anlamda kaygılar duymak’’ olarak tanımlanmaktadır.

İnsanoğlu, yaratılışı gereği geleceği düşünen bir varlıktır. Yaşadığı coğrafya, ülke ve toplum içinde bu düşünce farklılık gösterir. Bazı ülkelerde insanlar, yarına ilişkin güzel hayaller kurar ve onların gerçekleşeceğine inandığı için çabalar.

Bazı ülkelerde ise geleceğe ilişkin planlar yapmak, güzel hayaller kurmak fanteziden ibaret kalır. Çünkü gerçekleşme ihtimali yoktur. Bu karamsarlık, insanları endişeye sevk eder ve kaygılanmasına yol açar, daha önemlisi hasta bir toplum oluşmasına neden olur. “Anksiyete” olarak tanımlanan bu hastalık, ruhsal bozulmayı ifade eder.

Bu hastalığı uzak coğrafyalarda veya başka toplumlarda aramaya gerek yoktur. Bize çok yakın, bizim toplumu sarmış durumdadır. Korona vakalarından sayısal olarak hem çok fazla hem de daha tehlikeli bir hal aldığını düşünüyorum.

Daha açık belirtmek gerekirse, “anksiyete” bizim için artık toplumsal bir hastalıktır. Yoğun ve sürekli devam eden ve hep artış gösteren bir endişe, her an çok daha kötü bir şey olacak kaygısı, belirsizlik, güvensizlik, ahlaki çöküş ve maddi sorunlar gelecek kaygısı, maddi sorunlar, tedavi edilmez bir hastalık halini almıştır.

Ülke yönetiminin, sorunları çözmekte yetersiz kalması, yönetim kabiliyetini kaybetmesi, yönetebileceğine dair artık bir belirti dahi gösterememesi kaygılarımızı korkuya dönüştürmektedir. Yurttaşlığından onur duymak istediğimiz bir ülkeden kaçmak için yol arayan yurttaşlar olduk.

Korkularımızı büyüten en önemli nedenlerden biri de yönetimin pişkinliği ve umursamazlığıdır. Kaygılarımızı gidermek ve sorunlarımızı çözmek yerine sorunları yok saymaya ve pembe tablo çizmeye devam ediyor. Sorunu inkâr edenlerin soruna çözüm bulmaları da mümkün değildir. Bu anlayış tek başına bizleri kaygılandırmak için yeterlidir.

Toplumun önemli bir kesiminin bunun farkında olmaması ve bu anlayış ile yönetilmekten rahatsızlık duymaması hasta olmak (Anksiyete) için yeterli bir neden değil midir?

Gelecek endişesi, işsizlik, yoksulluk ve eğitim kaygısı sonucu ülkeyi terk etmeye hazır yüz binlerce gencin olması hastalıklı bir durum değil midir?

Bu durumda akıl sağlığını korumak, sağlıklı düşünmek, ortak bir gelecek tasavvuruna odaklanmak nasıl mümkün olabilir ki?

On binlerce insanın sırf siyasi görüşlerinden dolayı yargılandığı, tutuklandığı, ağır cezalara çarpıldığı bir ülkede geleceğe dair nasıl bir umut besleyebiliriz?

Kişisel olarak karamsar olduğum halde umudumu yitirmiş değilim. Toplumsal bir hastalığımız olan anksiyete ile başa çıkmak için bir şeyleri değiştirmenin gerektiği ortadadır. Değiştirilmesi gereken; hastalık üreten sistemdir. Kişilere odaklanmak, sistemi görmezden gelmektir.

Aydınlarımıza ve siyasetçilerimize büyük iş düşmektedir. Çözüm siyasettedir ve yarınlar için umut olacak bir siyaset inşa etmektedir. Bu potansiyele sahip olduğumuza inanıyorum. Başka seçenek olmadığını da bilmek zorundayız.

--

Uzaktan bakıp iç geçirmekle değişmez düzen,

Öyleyse ya yap bir iyilik ya da sen de kapat gözlerini…

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır