Sivil Siyaset Hareketi Koordinatörü Abdulbaki Erdomuş, Mazopotamya Ajansı'ndan Gazeteci Ömer Güngör'e Barış ve Demokratik Çözüm Süreci'ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Erdoğmuş, komisyonun hazırlayacağı raporun uzlaşıyla hazırlanmasının sürecin önünü açacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın yayınladığı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanları değişti. Barış ve Demokratik Toplum Süreci çalışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde bu değişikliğin olması dikkatleri üzerinde topladı. Değişikliklerin süreci ne kadar etkileyeceği en fazla tartışılan konulardan biri.
Siyasetçi Abdulbaki Erdoğmuş, kabinedeki değişiklikler, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşama, QSD ile Şam arasında yapılan anlaşmayı değerlendirdi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'e ilişkin gelişen tepkilere dikkat çeken Erdoğmuş, her iki bakanın atanmasıyla bir gerginlik ortamının amaçladığını belirtti. Türkiye siyasetinin ve iktidarlarının gerilim ve gerginlikten beslendiğine dikkat çeken Erdoğmuş, Türkiye'de iktidarların uzun yıllar boyunca kutuplaşma üzerinden siyaset yaptığını ifade etti. Atanan iki bakanın da böyle bir tercihten kaynaklanmış olabileceğini söyleyen Erdoğmuş "Ben bu tespiti çok yabana atılacak bir görüş olarak görmüyorum. Dolayısıyla bundan sonra bu iki bakanlık üzerinden, bu iki bakanlığın uygulamaları üzerinden daha çok gerilimin, gerginliğin yaşanacağını düşünüyorum" dedi.
'TÜRKİYE SİYASETİ KUTUPLAŞMADAN BESLENİYOR'
Yaşananların öngörülmüş bir politikanın gereği olduğunu ve Türkiye'de siyasetin sorunları çözmekte çok kabiliyetli olmadığı tespitini yapan Erdoğmuş, "Bugüne kadar temel sorunları dahi çözebilen herhangi bir iktidar olmamıştır. Cumhuriyetin üzerinden 100 yıl geçmiştir ancak hiçbir iktidar Türkiye'nin temel sorunlarından herhangi birini çözmüş değildir. Tıkandığında bu tür gerilimlere gerginliklere başvurulur ve kamuoyunun dikkatleri de burada toplanır. Böyle baktığımızda siyasetin bir anlamda tıkandığını da söyleyebiliriz. Her şeye rağmen kabinede değişiklikler olur. Geçmişte de olmuştur, bugün de olmuştur. Cumhurbaşkanının tercihi bu iki isim üzerinde gerçekleşmiştir. Bu kendi takdiridir. Elbette muhalefette ne yazık ki yapabilecek başka bir şey olmadığı için ancak Meclis'te tepkisini böyle göstermek zorunda kalıyor. Bu sorun ayrıca Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden kaynaklı da bir sorundur" ifadelerini kullandı.
'BU ATAMALAR SÜRPRİZ OLMADI'
Geçmiş yıllarda bakanların siyasetçilerden seçildiğine ve Meclis'in güven oyunu almak zorunda olduklarına işaret eden Erdoğmuş, "Dolayısıyla geçmişte bu tür atamalarda muhalefetin yaklaşımı da önemseniyordu. Şimdi kendi partilerinin bile bakışı, anlayışı önemsenmezken muhalefetin bakışını önemseyenlerin olmadığını görüyoruz. Bu bağlamda yani bu gelişmeler güzel görüntüler değil. Ancak beklenen görüntülerdir, sürpriz de değildir. Bu iki bakanın atamasını da ben sürpriz olarak görmüyorum. Özellikle, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının Adalet Bakanlığı'na atanmış olabileceğini daha önceden de öngörebiliyorduk. Çünkü bakanlık aynı zamanda bir dokunulmazlık zırhını da getiriyor. Yüce Divan dışında sorgulanamaz, yargılanamaz. Bu bakımdan da bunu öngörenler vardı. Ben de bunu çok eskiden beri söylüyordum. Çünkü; İstanbul'da muhalefetin iddiası ve bizim de doğrusu kanaatimiz yani hukukun önemsenmediği yönünde bazı uygulamaların olduğudur. Özellikle ana muhalefet partili belediyelere, belediye başkanlarına yönelik operasyonların hukuki tartışmalarının çok yoğun yapıldığı olaylardır. Bu olayların sonucunda bunu yapan savcının Adalet Bakanlığı'yla ödüllendirilerek ayrıca da dokunulmazlık zırhı kazandırılmış oldu" diye konuştu.
'TÜRKİYE GERİ DÖNÜLEMEZ BİR NOKTAYA GELDİ'
Muhalefetin Gürlek'e yönelik iddiaları ve tepkilerinin son derece önemli olduğuna ancak yapılan atamalara başka açılardan da bakılması gerektiğine belirten Erdoğmuş, "Ben bir de olumlu boyutuyla bakmak istiyorum. İki önemli bakanlığın bir nöbet değişikliğine uğraması bana çözüm sürecini de hatırlatıyor. Çünkü, Türkiye geri dönülemez bir noktaya geldi. Bu nokta çözüm süreci noktasıdır. Ancak beklenen hızlı yol almak yerine bazı engeller, aksamalar, yavaş davranışlar gibi çözüm sürecini savsaklayacak adımlar olarak değerlendirebileceğimiz olaylar da var. Şimdi daha hızlı belki yol almak, daha hızlı karar almak, süreci daha da hızlandırmak amacıyla bu iki bakanlıkta bir değişime gidildiği söylenebilir. Bu yönüyle baktığımızda ise (kendi kanaatim olarak söylüyorum) olumlu sonuçlara da varabiliriz" ifadelerini kullandı.
'ÖNEMLİ OLAN RAPORUN UZLAŞMA İLE HAZIRLANMASI'
Kürt sorunun demokratik çözümü kapsamında hazırlanan taslakta ve görüşmeler sonucunda oluşacak nihai raporda somut önerilerin yer alacağını düşünmediğini dile getiren Erdoğmuş, raporun genel ifadelerle bir değerlendirme niteliğinde olacağı kanaatini taşıdığını belirtti. "Komisyon raporunun önemli olan yönü bir uzlaşma temelinde hazırlanıyor olmasıdır" diyen Erdoğmuş, "Bir uzlaşmayla çıkacaksa içeriği bakımından beklenen somut önerilerin olmaması bence moralleri bozmamalıdır. Kamuoyu bu konuda umutsuz düşünmemelidir. Yani örneğin işte umut hakkını içerir mi, içermez mi? Şimdi bu en başta sorulacak sorulardan biridir. Yine infaz yasası mı, eve dönüş yasası mı, başka türlü yasal değişiklikler mi olacak? Bunları rapor değerlendirmesinde görmeyebiliriz. Ancak bunların olmayacağı anlamına gelmez. Dolayısıyla beklenen rapora çok fazla bir misyon yüklemek, çok somut ifadeler, öneriler beklemek yanıltıcı olabilir. Fakat, raporun uzlaşmayla çıkması bence en önemli sonuçtur ve bu çözüm sürecinin yolunu da açmaya yeterli olacaktır" şeklinde konuştu.
'FEVKALADE OLUMLU BİR GELİŞME'
Suriye'de QSD ile Şam arasında devam eden müzakere sürecinin Türkiye'deki sürecin yükünü aldığını ve bu yönlü değerlendirmelerin yerinde olduğunu söyleyen Erdoğmuş, "Özellikle Ankara'nın Suriye'ye ve Rojava'ya bakışı sorunlu ve tartışmalıydı" dedi. Erdoğmuş, Suriye ile ilgili tartışmaların ilerleyen zamanlarda da devam edeceğini belirterek, "Ancak tartışmaların beklenen kaos ve çatışma yerine bir anlaşma ile sonuçlanmasının fevkalade olumlu bir gelişme karşılanması lazım. Bu Suriye'de Rojava bölgesi için olduğu kadar Türkiye'de çözüm sürecini de olumlu etkileyecek. Ayrıca Türkiye için Rojava veya başka yerde olsun Kürtler hiçbir zaman bir tehdit olmamıştır. Tehdit unsuru olarak algılanması zaten yanlıştır. Geçmişte de ne Irak'tan, ne Suriye'den, oradaki Kürtlerden Türkiye'ye yönelik hiçbir saldırı söz konusu değildir. Ancak buna rağmen bu algı oluşturulmuştur. Bütün bu politikalara rağmen bugün için gelinen nokta önemlidir ve böyle bir algının da ortadan kalkması bölgenin lehinedir" ifadelerine yer verdi.
'SİLAHLARIN SUSMASI BAŞLI BAŞINA ÖNEMLİDİR'
Suriye'de yaşanan gelişmelerle beraber Türkiye'deki sürecin olumlu sonuçlanacağı kanaatini taşıdığını belirten Erdoğmuş, sürecin olumlu sonuçlar vermeye başladığını ve çatışmaların yaşanmamasının kendi başına önemli bir gelişme olduğuna işaret etti. Çatışmasızlık sürecinin ve gelişmelerin olumlu sonuçlarının olacağını belirten Erdoğmuş, "Bu bağlamda PKK'nin kendisini tasfiye etmesi, silahların yakılması, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın söylemlerinin örgüt tarafından bağlayıcılığının olması ve muhatap olarak kabul görmesi olumlu ve son derece önemli değerlendirebileceğimiz adımlardır. Dolayısıyla bugün gelinen noktada bir mutabakat sonucu 50 yıllık bir şiddetin sonlandırılması, silahların ve silahlı mücadelenin son bulması başlı başına önemlidir ve önemli görülmesi gerekir" dedi.
'RAPORUN HERKESE VURGU YAPMASINI BEKLİYORUM'
Yapılacak düzenlemelerin her kesimi kapsaması gerektiğini kaydeden Erdoğmuş, "Cezaevleri tıklım tıklım siyasi tutsaklarla dolu. Sadece PKK anlamında da söylemiyorum. Hem soldan hem sağdan veya işte cemaat mensupları, yine gezi olayları nedeniyle hüküm giyenler de dahil raporun kapsayıcı olarak herkese vurgu yapmasını bekliyorum. Dolayısıyla kişiye veya gruplara özel durumlar değil, genel anlamda bir vurgu bir öneri bekliyorum. Bunun da en önemli ayağı hukuk ayağıdır. Bunun da parlamentoda bence uzlaşmayla diyalogla bir sonuca varacağını düşünüyorum. Elbette sürecin bazı kazaları olabilir, bazı aksaklıkları olabilir. Ancak bu sürecin olumlu sonuçlanacağına yürekten inanıyorum. İlk günden itibaren benim böyle bir inancım var" diye belirtti.
Röportaj: Ömer Güngör
Misafir