18 Haziran 2026


TAGORE’UN MİSTİK DÜNYASINA KISA BİR TEMAS



M. Ergün Mirzade

A- A+

Biliyorum, bu yaşam, sevgi olgunluğundan yoksun, bütün bütüne yok olmadı.
Biliyorum, gün doğarken solan çiçekler, çölde kuruyan dereler bütün bütüne yok olmadılar.
Biliyorum, ne varsa geride kalan, ağır ağır ilerleyen bu yaşamda, bütün bütüne yok olmadılar.
Biliyorum, daha gerçekleşmedi düşlerim, şarkılarım söylenmedi, ama senin çalgının tellerinde geziniyor hepsi, bütün bütüne yok olmadılar.

Yukardaki mısralar 1913 yılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi yazar, şair ve filozof Rabindranath Tagore’a ait. ‘Yok Olmadılar’ isimli bu şiirinde tema olarak evrende yok oluşun imkansızlığını işler. Varlığa çıkan her şeyin aslında Varoluş'ta bir iz bırakıp; kaybolduğuna ancak yok olmadıklarına dair tahkiki inancını vurgular.

Tagore, yazınsal üretimlerinin hemen hemen hepsinde nasıl sıra dışı bir yazar olduğunu fark ettirir. Onun edebiyata ve sanata getirdiği değişik bakış açıları ve mistik yaklaşımları, insanlık ailesinin şu ana kadar çıkardığı en derin ve en geniş çaplı analitik zekaya sahip kişisi olan Albert Einstein’ın da dikkatini çekmiş ve Einstein’ın hayranlığını kazanmasına neden olmuştur. Ve bu hayranlık, ilerleyen zamanlarda  iki farklı zeka tipine (analitik zeka ve kalp zekası) sahip dâhinin dostluğuna dönüşmüştür.

Tagore ve Einstein, Tagore’un şiirlerinin hayranı olan ortak arkadaşları Dr. Mendel aracılığıyla, 14 Temmuz 1930 yılında Einstein’ın Almanya’daki evinde ilk kez görüştüler. Ve bu görüşmede din, felsefe, bilim, edebiyat ve müziğe dair bu iki büyük zekanın su gibi akan derinlikli sohbetleri, zaman ve mekanın sayfalarına not düşüldü. Einstein daha sonra iade-i ziyarette bulunarak Tagore ile Dr. Mendel’in evinde tekrar buluştu.

Buradaki sohbetleri de kaydedilerek; o tarihi anların mesajlarının muhtevasına 'müşteri olacak muhataplarıyla' buluşmayı beklemektedir. Bu iki görüşmede de ana çerçeve ‘gerçeklik nedir?’ Sorusu ve buna verilen cevaplar eksenindedir. Einstein, gerçekliğin insan doğasından ayrı ve bağımsız olduğunu savunurken; Tagore ise gerçekliğin, insan doğasıyla ilişkili ve bilinciyle birleşik olduğu iddiasındadır. 

İki görüşte keskin hatlı iddialara sahip olmalarına rağmen tartışmanın sonunda uzlaşı yakalanmıştır. Ve bu uzlaşıyı sağlayan ise 'mantık temelli karşılıklı anlayıştır.’ Yine bu uzlaşı bana hep Doğu ve Batı medeniyetlerinin ileride bir gün(buradaki gün kavramı uzunca bir zaman dilimine karşılık gelen süreci ifade eder) çıkaracakları büyük dâhiler vasıtasıyla uzlaşıp, kaynaşacağını ve insanlığın genelini kapsayacak bir aydınlanmanın gerçekleşeceğinin işaret simgesi olarak görünür.

Bize göre insanlık ortak bir 'Medeniyet Ontolojisi' inşa etmek zorundadır. Doğu'nun 'sosyal birikimiyle' Batı'nın 'bilimsel birikimi' bir araya gelerek insanlığı 'bilgili' olmaktan, 'bilgeleşmeye' taşıyabilir. Ve Yapay zeka devriminden sonra bu tekamüli durum artık daha mümkün gibi görünmektedir. 

Aksi taktirde insanlığın genelini kapsayacak bir ahlaki ve kültürel dejenerasyondan kaçış yok gibidir. İnsanoğlunun ilkel doğasında var olan ‘mantıksız davranma’ temel eğiliminden olsa gerek Batı medeniyeti, kadim Doğu medeniyetini oryantalist, üstenci bir bakışla ele alıp, geri bulurken; Doğu ise Batı’yı yüzeysel ve varoluşsal hakikatleri kavramaktan uzak bulmaktadır. (Oysa biz insanlar hep içten içe kendimizin çok mantıklı olduğumuza dair kuvvetli bir inanca sahibiz. Halbuki mantıklı davranmak için uzun ve yoğun bir eğitim sürecinden geçmek zorunda olduğumuzu, tarih biliminin bünyesinde barındırdığı trajediler bize haber vermektedir.)

Bu iki köklü medeniyetin birbirini hafife alışları ve hatta yerine göre birbirlerine karşı düşmanca tutumları, insanlık ailesinin ortak kazanımlarının, insanlığı, insanlığın genelini kapsayacak küresel bir aydınlanmaya taşımasını sabote etmekten başka bir işe yaramamaktadır.

Şiire dönecek olursak eğer; Tagore, her satırı ‘biliyorum’ kelimesiyle başlatır. Bununla şair, şiire bir ritim kazandırmakla birlikte mesajının vurgulu iletimini sağlar. Şiir tekniğinde buna ‘anafroza’ (satırların başında yapılan ve temayı pekiştirmek için başvurulan bilinçli tekrar) denir.

Ayrıca bu tekrarla okuyucuya aktarılmak istenen metafizik arka plan mesajıysa; "Varoluşun değişen yüzlerine rağmen şairin ona olan güvenini ve buna eşlik eden teslimiyetini ifade eder. Çünkü şairimiz, yaratılışta ilk etapta algımıza çok kötü görünen şeylerin bile müruru zamanla(zamanın geçmesiyle) iyilik ve güzellik olarak dönüşüp, ortaya çıktığını en temel hakikat olarak bilmektedir. Ve yine Varoluş'ta asıl olanın hayır ve güzellik olduğu ve Varoluş'ta ortaya çıkan her şeyin ya bizzat güzel ya da neticesi itibariyle güzel olduğuna dair hakikatle okuyucuyu baş başa bırakır."

"Biliyorum, bu yaşam, sevgi olgunluğundan yoksun, bütün bütüne yok olmadı."

Burada ise Tagore, insan yaşamının eksikliklerine değinir. Ayrıca insan ilişkilerinin yeterince sevgiyi barındırmadığını ve derinlikten yoksun olduğunu ifade eder. Metni bütünsel okuduğumuzdaysa; tüm bunlara rağmen yine de insana ve yaşama dairliğin varoluşta bir iz bıraktığını iletir okuyucuya.

"Biliyorum, gün doğarken solan çiçekler, çölde kuruyan dereler bütün bütüne yok olmadılar."

Bu cümledeyse, ekosistemde var olan doğal imgelerden yararlanması, soyut aktarımları yoğun olan bu şiiri, somut bir anlatıyla buluşturmuş.

Ayrıca bu mısralarla mistik şairimizin bize teselli dolu şu mesajı var: "Yaşamda bütünüyle bir yok oluş yoktur; sadece bir form değişikliği dinamiği hakim ve aktiftir Varoluş'un her alanına.(Burada ölüme de yan bir değini var.)"

"Biliyorum, ne varsa geride kalan, ağır ağır ilerleyen bu yaşamda, bütün bütüne yok olmadılar."

Bu satırlardaysa belli bir ritimde ilerleyen ahenkli ve dingin tınılı bir anlatım göze çarpar.

İletilen mesaj ise: Hayatın bir sürekliliğe yani kesintisizliğe sahip olduğu geride kalanların da doğal olarak bu sürekliliğe tabi olduğunu ve yine yaşanan deneyimlerin zamanla gerçek yorumuna kavuşacağına dair hakikattir.

"Biliyorum, daha gerçekleşmedi düşlerim, şarkılarım söylenmedi, ama senin çalgının tellerinde geziniyor hepsi, bütün bütüne yok olmadılar."

Şiirin son cümlesi olan bu kısımdaysa; soyut ve somut kavramların senkronize olarak ifade edilişi göze çarpar. Yine burada gerçekleşmemiş olanın(potansiyel olanın) bir varlık türü olarak kabul edilişi nazara verilir.

'ama senin çalgının tellerinde geziniyor' cümlesiyle Yaratıcıya hitap var. Yaratıcı ve onun yaratıcılık olasılıklarına işaret edişle birlikte yine onun Kudret sıfatına vurgu da göze çarpar...

Sonuç bağlamında; Tagore bu şiirinde Varoluş'a teslimiyeti ve muhtelif ölümlerin neden olduğu genel bir hüznü, güzel ve güven verici bir umut anlayışıyla birlikte sunar okuyucuya. Ve yine okura, 'Varoluşun döngüsel sürekliliğine'dair bir farkındalık mesajını edindirmeye çalışır...

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır