27 Ekim 2021


Stratejik Derinlikten Dış Politikanın İflasına!



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Büyük hüsranlardır büyük umutlarla başlayan,

Kimi için görevse bu, umut sayar hüsranı …

------

1999 Yılında 57. Hükümeti oluşturan DSP-MHP-ANAP koalisyonu, Avrupa Birliği’ne tam üyelik yolunda tarihi adımlar atmıştı. Hakkını teslim etmek gerekirse bu adımların öncülüğünü de ANAP ve Genel Başkanı merhum Mesut Yılmaz yapmıştı.

Bu süreçte Avrupa ülkeleri başta olmak üzere ABD ve komşu ülkelerle ilişkiler de en üst seviyeye çıkmıştı. Dış işleri Bakanı merhum İsmail Cem’in özellikle Yunanistan’la geliştirdiği ilişkiler Akdeniz havzasında barış rüzgarları estirmişti.

Hükümetin diğer ortağı MHP ise en hassas konu olan ‘İdamın kaldırılması’ meselesinde dolaylı da olsa verdiği destekle içerde ve dışarda bir normalleşme ve barış havası oluşturmuştu.

Böyle bir siyasi atmosferin Türkiye’nin dış politikasına olumlu etkiler yarattığı çok açıktır. Yaşanan ekonomik krizlere rağmen Türkiye’nin siyasi ve uluslararası saygınlığı devam etmişti.

Operasyonel olduğu düşünülen 2002 yılı ekonomik kriz neticesi zorunlu seçime gidilmiş, Meclisi oluşturan partiler tamamıyla tasfiye edilerek iktidar değişikliğine gidilmiştir. Ne yazık ki bu durum, Türkiye siyaseti ve yönetimi için bir kırılmaya yol açmış, modern bir yöntemle siyasetin devamlılığına son verilmişti.

“Yenilikçi” ve “yenilenme” iddiasıyla ortaya çıkan siyasi tablo, söz konusu “kesinti” gerçeğini örtmüş, oluşturulan vesayet ve suni korkularla iktidar baskı altına alınmıştı. AK Parti’nin kapatılma davası, muhtıra ve tehditler, örneklerden bir kaçıdır.

AB’ye üyelik projesi 57. Hükümetin tasfiyesine yol açan nedenlerden biri iken, 58. AK Parti hükümeti için bir meşruiyet ve ön açma projesine dönüştü. AK Parti de bu süreci başarıyla yöneterek baskılara direnmeyi, içerde ve dışarda destek sağlamayı bildi.

Şüphesiz bunda Abdullah Gül gibi önemli devlet ve siyaset adamlarının büyük rolü de vardı. ABD başta olmak üzere Avrupa, Asya, Afrika ve Ortadoğu ülkelerinin birçoğunun desteği, söz konusu sağduyu siyaseti ile kazanılmıştı. Bu süreçte sadece AK Parti değil, Türkiye de itibar ve saygınlığını artırıyordu.

İlk seçimde AK Parti grubundan çok sayıda milletvekilinin liste dışı kalması, Parti’nin muhtemel siyaset değişikliğinin işaretlerini verse de tartışılmasına ve sorgulanmasına fırsat verilmeden yola devam etmeyi sürdürdüler. Tasfiyeler karşısında Parti’nin etkin isimlerinin sessiz kalması, zamanla bu isimlerin de etkisiz hale gelmesine yol açıyordu.

İktidar ve güç zehirlenmesi, yeni beklentiler hem bu etkin isimleri hem de tasfiye edilenleri susturmaya yetmişti. Bu suskunluk da zamanla tek adam hakimiyetinin oluşmasına ve partinin de “lider partisi” olmasına neden oldu.

Artık politikaları, kararları, uygulamaları tartışılmaz ve sorgulanmaz bir lider kültü oluştu. Dini söylemlerin artması, milliyetçilik ve hamaset politikalarının hâkim olması doğal olarak demokrasi ve AB üyeliği iddialarını da geriletiyordu.

17-25 Aralık süreci, 15 Temmuz olayları ve MHP ile ittifak geçmişi ve başlangıç iddialarını tamamıyla gündemden düşürdü.

Uluslararası ilişkilerde güvensizlik, komşularla savaş, Akdeniz’de gerginlik, AB üyeliği yolundan sapma, ABD ile kriz, Ortadoğu coğrafyasında yalnız kalma gibi sonuçlar dış politikadaki iflasın göstergesidir.

Cumhur İttifakı ve AKP için bahar ve yaz şölenleri çoktan bitti. Kış dönemini yaşıyor artık. Kar, fırtına, boran, soğuk durumuna göre kışı atlayıp atlamayacakları belli olacak!

Kısa ve uzun vadeyi ise Suriye’deki gelişmelerin belirleyeceği muhakkak!

--

O ateş elbet sıçrar eden bulur nihayetinde,

Başkaları için tutuşturduğun alevden komşunun evini …

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır