14 Kasım 2019


İMAL-İ FİKR ZAMANI



Hamit YAVUZ

A- A+

Militarist-milliyetçi damarın kabardığı, hamasetin hâkim olduğu ve çok az insan dışında sağduyu ve barışın seslendirilemediği bir ortamı yaşıyoruz. Barış diyenlerin “suçlu, hain” ilan edildiği bir ortamda, barışı savunmak, barışçıl politikalar geliştirmek elbette çok zordur. Ancak bedeli ne olursa olsun, barışı talep etmek, barışı savunmak her zaman insana onur ve erdem kazandırmıştır.

Sivil siyaseti ve sivil düşünceyi yaşam merkezine alanlar için şartlar ne olursa olsun barış talebi, bir zorluk değil bir zorunluluktur. Bu bağlamda barışseverlerin baskı altına alınmasını, seslerinin kesilmesini, mağdur edilmesini doğru bulmadığımızı ifade etmek istiyorum. Ne yazık ki, Barış talep edenlerin sesi kısılmaya, cılızlaştırılmaya, düşmanlaştırılmaya, ötekileştirilmeye çalışıldığını da ibretle izlemeye devam ediyoruz!

Oysa bugün devleti yönetenler de, başlangıçta barışı, hukuku, hak ve özgürlükleri, kardeşliği savunmuşlardı. Mazlumların, ezilmişlerin, ötekileştirilenlerin, garip gurabanın, fakir fukaranın sesi olma iddiasıyla gelmişlerdi. Daha ötesi, bu ilkeleri ülkeye hâkim kılacaklarını vaat etmişlerdi.

Her iktidar yanlış yapabilir ve yapmıştır da. Ancak 18 yıllık süre içinde elde edilen kazanımları böylesine yok eden başka bir iktidar oldu mu, bilmiyorum. Başlangıçta bizleri de heyecanlandıran mevcut iktidarın söylem ve iddiaları, ne yazık ki birer birer çökmüş, yeni iddiaları da taşıyacak mecalinin kalmadığını görüyorum.

Gerçekte tüm toplumlar, kabileler, aileler kendi ölçeklerinde canlı organizmalardır. Müdahale ederken bir doktor hassasiyetiyle yaklaşmalı, tedavi bütüncül olmalı, tedavi için kalbi durdurmadan müdahale etmelidir ki hasta yeniden hayata kaldığı yerden devam edebilsin.

Yönetimde başlayan zafiyet ve hastalık, bir hasta misali ve doktor hassasiyetiyle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Geleneksel sağ siyasetin beklentisi olan; canlı organizmanın tüm yaşamsal fonksiyonları durduktan sonra tedavi etmeye kalkışmak, hastayı ayağa kaldırmak şöyle dursun, yoğun bakımda yaşatmak dahi mümkün olmayacaktır.

Yönetimler de canlı organizmalar gibidir. Hücreleri; hak-hukuk-adalet-hürriyet-eşitlik-refah-güvenlik-birlikte barış içinde yaşamak-nitelikli bir eğitim, sağlık imkânı gibi temel ihtiyaçlardan oluşur. Hasta bir yönetim ancak uzman doktorlarla ve bu ihtiyaçlar sağlanarak sağlığına kavuşturulabilir.

Sivil Siyaset Hareketi olarak diyoruz ki; İmal-i Fikr zamanı gelmiştir. Okuduklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz ve tecrübelerimizden yeni fikirler imal edebilmeliyiz. Sistem/yönetimin hastalığı bellidir. Tedavi yöntemi de bellidir. Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, hak ve hürriyetleri içselleştirmiş ehil aktörler ve yeni bir siyaset ile sistemi/yönetimi yeniden inşa etmenin mümkün olduğuna inanıyoruz.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır