30 Ağustos 2025


HRANT DİNK: Cesur Bir Su Çatlağı



Faik ÖCAL

A- A+

19 Ocak 2007’de İstanbul-Hasdal Kışlası’ndaki son gecemdi. Sabahına tezkeremi alıp memleketime dönecektim. Kantindeydim ve televizyona bakıyordum. Birden Hrant Dink’in öldürüldüğü haberi ajanslara düştü. Dehşete düştüm, duyduğuma inanmadım, inanmak istemedim.

Halbuki kalabalıklarla birlikte çıktığım Belgrat ormanlarının karanlık ölüm yollarından yeni dönmüştüm bir başıma. İzlanda Balıkçısı ile birlikte Piyer Loti’den sonsuzluğun saydam gözlerine bakıp efkarlanmıştım. Eyüp Sultan’da, yeşil bir kapı aralığında beyaz bir güvercin olmak istemiştim insan karanlığının uzağında. Avuçlarımda tuttuğum mavi kuşları ve cebimde sakladığım Hasretinden Prangalar Eskittim’i kimselere göstermiyordum.

Sadece kendimin okuyabildiği satırları karaladığım bir defterim vardı iç cebimde.

Karanlık ruhlu ve taş yürekli birileri “güvercin tedirginliği ruh haliyle yaşayan” Hrant Dink’in kalemini kırmıştı, hiç acımadan kıymışlardı o güzel insana. Aklıma Eyüp Sultan güvercinleri gelmişti, kendimden utanmıştım. Bir solukta tüketmiştim insan ırkının bütün arka bahçelerini, çıkmaz sokaklarını, gizli geçitlerini.

Anlamıştım: Kalbinde ötekilerine yer olmayanlar, asla pes etmeyecekti. Onlar aydınlığı yok edemeyeceklerini biliyorlardı ama aydınlıkla da sonuna kadar savaşacaklardı sadece kendilerine tapıp, gerçek manada hiç kimseyi sevmedikleri için.

19 Ocak 2007’te “Cesur Bir Su Çatlağı” diye şu satırları karalamıştım merhum Hrant Dink için:

Dokunulmasın münzevi sözlerime

Tarih çark edecektir parmak uçlarımda

Tabanlarımda yol alırken cesur bir su çatlağı

Dilim damağım kurur ocak güneşinin altında

Veryansın eder mimli suratlar

Bütün listeler tepetaklak vardiyalar muhbir

 

Ocağım tütmüyor artık eskisi gibi

Gözlerimi yitirdim vatanı beklemekten

Darağacını boylarken gelinlik kızlarım evlatlarım

Tarih utanacaktır elbette günün birinde

Belki kuş tüyü yastıklarda sere serpe

Belki kan kusan mürekkebimde alev alev

Belki şadırvanların sükunetinde müntehir

Güvercin tedirginliği hep içimde kıpır kıpır

 

Bir kurşun Heybeliada’dan, taksim edilmiş payıma hırçın dalgalardan

Efendim vurmayın kendinizi gözlerimde

Canım boğulur gözlerimde, dünya yıkılır gözlerimde

Devrilirsem yıkılacaktır üzerinize bütün gerçekler

Tabanı çatlak ayakkabılarım utandıracak utandıracaktır

Büsbütün utanç kesilecektir yamyam küre

Mavi bir tren geçecektir omuzlarımdan

Siyah bir vapur konacaktır saçlarıma

Ellerim, ellerim kendiliğinden titreyecektir

Gırtlağınıza sarılacaktır öksüz gözyaşlarım

Sonra seferberlik türküleri

Ağlayanın yok yine Sarı Gelin kaldınız yaban yerde

Çarşı pazar satılır kuşlarım alan olmaz hiçbir yerde

 

Bu şehir yağar yağmurla bir

Kaçak bir Konstantinopolis ciğerlerime dolar

Kaldırımların met cezrinde beynelmilel hesaplar

Alıp başını gider duduk sesleri

Nedense giyotin kokusu alıyorum boynumdaki karanfilden

Bir şeyler kırılıyor bir yerlerde

Celladım içimde benden habersiz büyümüş

Kirpiklerimin ucunda uyumuş üşümüş

Celladım annemin rüyalarından düşmüş

Bilmiyordum güvercin nazarlarında gördüm

Gördüğümde kalemi kırılmıştı yazgımın

Vatan hep uğuldayan bir ormandır ardımda

Görmesem de zaman durmuştu ayakkabılarımın çatlaklarında

Görmesem de cesur bir su çatlağı bırakmıştım yüreklerde

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır