19 Ocak 2007’de İstanbul-Hasdal Kışlası’ndaki son gecemdi. Sabahına tezkeremi alıp memleketime dönecektim. Kantindeydim ve televizyona bakıyordum. Birden Hrant Dink’in öldürüldüğü haberi ajanslara düştü. Dehşete düştüm, duyduğuma inanmadım, inanmak istemedim.
Halbuki kalabalıklarla birlikte çıktığım Belgrat ormanlarının karanlık ölüm yollarından yeni dönmüştüm bir başıma. İzlanda Balıkçısı ile birlikte Piyer Loti’den sonsuzluğun saydam gözlerine bakıp efkarlanmıştım. Eyüp Sultan’da, yeşil bir kapı aralığında beyaz bir güvercin olmak istemiştim insan karanlığının uzağında. Avuçlarımda tuttuğum mavi kuşları ve cebimde sakladığım Hasretinden Prangalar Eskittim’i kimselere göstermiyordum.
Sadece kendimin okuyabildiği satırları karaladığım bir defterim vardı iç cebimde.
Karanlık ruhlu ve taş yürekli birileri “güvercin tedirginliği ruh haliyle yaşayan” Hrant Dink’in kalemini kırmıştı, hiç acımadan kıymışlardı o güzel insana. Aklıma Eyüp Sultan güvercinleri gelmişti, kendimden utanmıştım. Bir solukta tüketmiştim insan ırkının bütün arka bahçelerini, çıkmaz sokaklarını, gizli geçitlerini.
Anlamıştım: Kalbinde ötekilerine yer olmayanlar, asla pes etmeyecekti. Onlar aydınlığı yok edemeyeceklerini biliyorlardı ama aydınlıkla da sonuna kadar savaşacaklardı sadece kendilerine tapıp, gerçek manada hiç kimseyi sevmedikleri için.
19 Ocak 2007’te “Cesur Bir Su Çatlağı” diye şu satırları karalamıştım merhum Hrant Dink için:
Dokunulmasın münzevi sözlerime
Tarih çark edecektir parmak uçlarımda
Tabanlarımda yol alırken cesur bir su çatlağı
Dilim damağım kurur ocak güneşinin altında
Veryansın eder mimli suratlar
Bütün listeler tepetaklak vardiyalar muhbir
Ocağım tütmüyor artık eskisi gibi
Gözlerimi yitirdim vatanı beklemekten
Darağacını boylarken gelinlik kızlarım evlatlarım
Tarih utanacaktır elbette günün birinde
Belki kuş tüyü yastıklarda sere serpe
Belki kan kusan mürekkebimde alev alev
Belki şadırvanların sükunetinde müntehir
Güvercin tedirginliği hep içimde kıpır kıpır
Bir kurşun Heybeliada’dan, taksim edilmiş payıma hırçın dalgalardan
Efendim vurmayın kendinizi gözlerimde
Canım boğulur gözlerimde, dünya yıkılır gözlerimde
Devrilirsem yıkılacaktır üzerinize bütün gerçekler
Tabanı çatlak ayakkabılarım utandıracak utandıracaktır
Büsbütün utanç kesilecektir yamyam küre
Mavi bir tren geçecektir omuzlarımdan
Siyah bir vapur konacaktır saçlarıma
Ellerim, ellerim kendiliğinden titreyecektir
Gırtlağınıza sarılacaktır öksüz gözyaşlarım
Sonra seferberlik türküleri
Ağlayanın yok yine Sarı Gelin kaldınız yaban yerde
Çarşı pazar satılır kuşlarım alan olmaz hiçbir yerde
Bu şehir yağar yağmurla bir
Kaçak bir Konstantinopolis ciğerlerime dolar
Kaldırımların met cezrinde beynelmilel hesaplar
Alıp başını gider duduk sesleri
Nedense giyotin kokusu alıyorum boynumdaki karanfilden
Bir şeyler kırılıyor bir yerlerde
Celladım içimde benden habersiz büyümüş
Kirpiklerimin ucunda uyumuş üşümüş
Celladım annemin rüyalarından düşmüş
Bilmiyordum güvercin nazarlarında gördüm
Gördüğümde kalemi kırılmıştı yazgımın
Vatan hep uğuldayan bir ormandır ardımda
Görmesem de zaman durmuştu ayakkabılarımın çatlaklarında
Görmesem de cesur bir su çatlağı bırakmıştım yüreklerde
Misafir