26 Kasım 2020


Henüz Yazılmamış Kitaptan



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Bir âlem-i cihan da

Dün ve bugündü ömrüm!

Ey aşk!

Varlığın dünümü

Yokluğun bugünümü heba etti!

--

Ülkenin baş döndürücü gündemine yetişmek imkânsız. Siyasi derinliğin kaybolduğu, gerçek sorunların geçiştirildiği, polemik ve hamasetin benimsendiği bir dönem yaşıyoruz. İtiraf etmek gerekirse, bizi yoran bir siyaset ve gündem içinde boğuluyoruz.

Yarına ilişkin bir tasavvurunuz yoksa nefes almakta bile yorulursunuz. Bir girdabın içinde boğulmayı bekliyor gibiyiz. Oysa ülkemiz, insanımız ve geleceğimiz için ne planlar yapıyorduk! Dinin, Diyanetin, kimliklerin, eğitim ve emeğin politize edildiği bir toplumda, siyaset dışında bir gündem oluşturmak mümkün mü?

Sanat, spor, sinema, edebiyat, felsefe, sosyoloji gibi kültürel ve sosyal alanlarda dahi söz konusu olan yine siyaset ve ideolojidir. Kimsenin kimseye güvenmediği, birbirine düşman gözüyle baktığı bir ortamda, hamasi ve ideolojik siyaset mümkündür ancak sanat, spor, edebiyat gibi etkinliklerin bir önemi kalmıyor!

Yine de Edebiyat alanına girecek bir yazı kaleme almaya karar verdim. Her ne kadar bu alan da, birkaç derginin tekelinde olsa da, kıyıda-köşede kalarak yazmak da mümkündür, diye düşünüyorum. Benin denemem, geçmişte yaşandığını var saydığım küçük bir hikâye şeklinde olacaktır, şöyle ki;

Sınava gireceği sınıfın belirlemesini beklerken yanımda olduğu anların hazzını anlatmaya kelimeler yetmezdi. Sınıfa kadar eşlik ederdim bir anne veyahut bir baba şefkatiyle. Sonra onu görebileceğim bir açıda bekleyip, çarpık eğitim sisteminin anlamsız sorularını cevaplamaya çalışırken bir mucizeyi izler gibi izlerdim onu. Hz. Musa’nın denizi yarışı kadar güzel, Hz Yunus’un bir balığın karnında oluşu kadar harika bir mucizeydi o da. Fakat en güzel zamanlarımın onun en sıkıcı zamanları olduğunu kimseler bilmezdi.

Bilgi adına özlü bir şey öğrenemeden, sadece bir iş sahibi olabilmek adına bitirilen üniversite yılları, ikimizin de ayak uyduramadığı bu dönemde zaman bize inat hızla akıp geçti!

Çarpık eğitim sistemi acınası bir hal içinde çırpına dursun, ona duyduğum muhabbet hiç eksilmedi. Eğitim sistemimiz ise, her yıl anlamsız reformlar adı altında daha bir bataklığa batarken, biz onunla ayrı dünyalara çoktan savrulmuştuk.

Aramıza giren yılların ardından onunla  “biz” olduğumuz zamanlarda, okulun arka girişinde oturduğumuz bankta  “ben ve o” olarak oturuyorduk bu sefer. Ülkenin kutuplaştırılmış bireyleri gibiydik. Birbirine muhtaç ama düşman gibi.

Ansızın başını omuzuma koydu ve öylece durdu. Derin bir sessizlik oldu. Ben bir şey söylemedim. O da hiç konuşmadı. Hiç bir zaman sormadım nedenini! O da hiçbir zaman söylemedi...!

Bugünlerde onu özlediğimi hissediyorum. Garip bir duygu dostum. İnsan, hiçbir zaman tekrarlanmayacak şeyleri neden özler. Mümkün olsa dahi şimdi aynı şeyleri yaşamak, insana aynı hazzı vermez. Bazı şeyler dostum geçmişte güzel...!

Sanırım ben bir ağaçtım onun gözünde, yaprakları gür, gölgesi geniş bir ağaç... Her yağmurda, her kar yağışında ve en olmadık anlarda bastıran dolu anında ya da sıcak, kurak günlerde sığınacağı bir ağaç...

Seçimden seçime sahte değerler yüklenen ama umursanmayan halk gibi! Yani Aşk da kapitalisttir, sevginizi sömürür. Güvendiğiniz devletler gibi güveninizi sömürür. Gençlerin umutlarını yıkan iktidarlar gibi yarınlarınızı öldürür. Ve siz bir zamanlar kurduğunuz hayallerin enkazı altında kalırsınız.

Hikaye böyle…!

--

Ne güzeldir şimdi

Bu mevsimde yeniden sevmek seni!

Şehrin en ücra sokaklarında buluşmak,

Çiçek kokan semtlerinde yürümek el ele,

Ya da Denize bakan bir çay bahçesinde

Oturmak göz göze!

Ne güzeldir şimdi

Bu mevsimde yeniden sevebilmek seni!

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır