25 Ekim 2020


'EMPATİ'



Mustafa YAZAR

A- A+

Sen hiç ben oldun mu? 

Ben olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal edebilir misin? 

Hepimizin anlamını iyi bildiği ancak hayatımıza uygulamayı unuttuğumuz bir kavram, kısaca kendini başka birinin yerine koyabilme ve ona ait duygu ve düşünceleri kavrayabilme yeteneğine empati deniliyor. 

Olaylara bakış açımızı değiştirmemiz için güzel ve ideal bir yöntemdir. Çoğu olayı, henüz karmaşık hale gelmeden çözüme kavuşturabilmenin, bakış açımızı değiştirmemizden geçtiğini düşünüyorum. 

Empati, evimizin sokağa açılan bir penceresi..! Her pencereden başka bir manzara görülür. Komşularımız için de elbette durum farklı değildir. Pencereden bakarken komşumuzun haklarını korumak için onun penceresinde olduğumuzu hayal etmeliyiz. Bence bunu vicdanlı her insanın yapması gerekiyor. 

Ben sizler için bazı pencerelerden gördüklerimi söylemek istiyorum. Sırf tanıdığı yok diye işe girememiş bir üniversite mezunu genç, çocuğu katledilmiş bir anne, haksız yere işten çıkarılmış bir baba… Her insan için bir hayat söz konusu olduğuna göre, örnekleri iyi veya kötü çoğaltabiliriz. 

Yıllar önce başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Sürekli benden çocuğu için ilaç alan bir babanın işten çıkarıldığını ve bu sebeple moralinin bozuk olduğunu yüzünden anlayabiliyordum. Bir defasında Eczane’me geldiğinde ellerinin kararmış olduğunu ve neden geçmediğini sorduğumda: “Hocam benim kimsem yok, eşim ve çocuğumla yalnızız. İşten çıkarıldım, başka bir iş bilmem. Her hafta pazardan param yettiği kadar nar alıp evde suyunu çıkarıyorum, sonra da satıyorum, nar kabuğundan dolayı da ellerim sürekli siyah oluyor” demişti. İşten çıkarılma sebebinin ne olduğunu bilmiyorum ancak kendimizi, geçim sıkıntısında evine ekmek götürmek zorunda olan ve işten çıkarılmış bir babanın yerine empati yapmamın insani ve ahlaki bir zorunluluk olduğuna inandım. 

Bizim de düşünmemiz gerekmez mi? Her gün, haksızlığa uğramış onlarca kişi görüp sessizce dururken, acaba benimde başıma gelir diyor muyuz? Böyle bir şeyin başımıza gelmeyeceğine mi inanıyoruz? Yoksa sıra bize geldiğinde mi, başkalarını da fark edeceğiz? Hayır, bizim başımıza geldiğinde değil, başkaları yaşadığında empati yaparak fark etmemiz gerekiyor.! 

“En büyük insan, kendini en çok sayıda insanın yerine koyabilendir.” Jane Adams 

Bize düşen, empati yapmayı kendimize ilke/ahlak edinmektir. Herhangi bir insana yapılan haksızlığın bize yapılması durumunda vereceğimiz tepkiyi haksızlığa uğrayan herkes için verdiğimizde, sadece haksızlığa maruz kalanı korumuş olmuyoruz, haksızlığın ortadan kaldırılmasına da yardımcı oluyoruz.

“Ben!” merkezli veya “nemelazımcılık” duygusu içinde olan insanların empati yapmaları düşünülemez, empati yapmayanlarda duyarlılık duygusu da gelişmez. Oysa insan olarak duyarlı olmak bizim görevimizdir.  

Başka birinin yerine farazi olarak geçerek onun gibi düşünüp, onun yaşadıklarını hissetmenin hem insanı hem vicdani olduğunu düşünüyorum. Tolstoy’un şu güzel sözünü hatırlatarak yazımı sonlandırmak istiyorum. 

” İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.” 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır