
Özellikle yaşı ilerleyenler, dostluğu, arkadaşlığı, yoldaşlığı daha çok hatırlar ve anar. Gerçekten geriye kalan en değerli anılar güzel dostluklardır.
"Güller, laleler bütün çiçekler solar; sadece çelikten dostluklar ve en güzel sevgiler kalır."
Dost, sırlarınızı ve geleceğinizi emanet edeceğiniz insandır. Söz konusu insanları saymaya kalkışırsanız bir elin parmaklarını dahi geçmez. Bir kişiyi dahi dost edeni bahtiyar sayarım.
Dostluk üzerine yazılmış sayısız makale ve kullanılan binlerce söz ve deyim vardır. Makalelerin bir kısmı felsefi, edebi ve dini, bir kısmı da vefa, ahlak ve erdem üzerine yazılmıştır.
Filozof Çiçero’nun, erdemli insanlar arasında kurulan dostluğun sınırlarını anlatan “Dostluk Üzerine” adlı bir kitabı da var.
Gerçek dostluğun erdem ve dürüstlük üzerine kurulu doğasını anlatır kitabında. Erdemli insanlar arasında kurulan dostluğu “karşılıksız, çıkarsız ve hayatın en büyük manevi dayanağı “olarak tanımlar.
--
Dostluk üzerine yazılmış bir alıntıyı sizlerle paylaşmakla yetinmek istiyorum.
“Dostluk, bir nasip meselesidir ve insanın dışında gelişir.
Şununla dost olayım deyip olamazsınız.
Dostluk, yürürken belirginleşen bir şeydir.
"Katlandığımız değil, razı olduğumuz insanlar dostlarımızdır."
‘Önce refîk, sonra tarîk’ denilerek, yola çıkacağımız insanları dikkatli ve rikkatli seçmemiz tembihlenir.
İlk olarak şunu söyleyelim:
‘İnsanı, yol değil, yol arkadaşları yorar.’
Yola çıkacağımız insanları yüzde yüz isabetle seçme şansımız ise maalesef yoktur. Çünkü bu seçimi veya elemeyi, esas itibariyle yapacak olan bizler değilizdir; yoldur, yolculuktur. Yanımızdakinin dostumuz olup olmadığı, yolculuk esnasında ortaya çıkar.
Özellikle siyasette ve ticarette, bu yürüyüşlerin büyük bir kısmı hüsranla sonuçlanır.
Tanıdığımızı sandığımız insanları tanıyamamış olmanın üzüntüsü ve şaşkınlığı, bizi, yolculuktan daha fazla yorar. Tam da burada şunu sormalı:
Kırk yıl birlikte olmuş olsak bile, bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?
"Rakamlar maddiyatı, harfler ise maneviyatı temsil eder."
Dolayısıyla, rakamlar (ve hesaplar) üzerinden sahici bir dostluk oluşmaz, sadece ortaklık kurulur.
Taraflar, ancak bir harfin (anlamın) ucundan tutarlarsa, dost olabilir veya kalabilirler.
Rakam ile harfi toplamaya kalkışırsanız eğer, bu işlem, sizi Nurettin Topçu’nun şu sözüne götürür:
"Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister."
Kadim bir dostluğun oluşabilmesi için zorluklara, yokluklara ve imtihanlara ihtiyaç vardır. Bütün bunlardan alnının akıyla çıkan münasebete ise ‘sınanmış dostluk’ diyoruz.
Şöyle anlatalım:
Asıl marifet, bahar aylarında veya yaz mevsiminde değil, kışın açabilmektir.
Yani iyi gün dostu olmak kolaydır. En mühimi, kötü gün dostu olabilmektir...
Toparlayalım, dünyevi şeyler için ‘kırk yıllık dostların’ birbirini yok saydığı günlerden geçiyoruz.
Hesap yapmaktan iş yapmaya veya dostluk kurmaya vakit bulamayanların sayısı da her geçen gün artıyor.
Bazı dost bildiklerimiz ise kırıcı, kıyıcı ve ifşa edici.
Oysa dostluk, açmayı değil, kapatmayı gerektirir.
Sözgelimi dostunun sırrını herkesten saklamak, ayıplarını örtmek, sözüne müdahale etmemek, iyiliğini istemek, onun hüznüyle mahzun olmak; bütün bunlar, ‘dostluğun edepleri’ arasındadır.
Çünkü dostluk ve kardeşlik, öldükten sonra da devam eden kıymetlerimizden biridir. ‘Ahiret kardeşliği’ diye boşuna denilmiyor.”
Misafir