06 Temmuz 2026


Duyarsızlık Çöküş Getirir



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Bir sistemi/iktidarı meşrulaştıran temel ilke adalettir. Adaletin de öncelikli ilkeleri hukukun üstünlüğü ve liyakattir. Hukuksuzluğa ve liyakatsizliğe duyarsızlık, toplumsal yozlaşma kadar devletleri de çöküşe götürür.

Liyakat yerine sadakat tercih edildiğinde hukuk keyfileşir, iktidarın sopası olur ve adalet de ölür, bu durumda sistem de çürümeye başlar.

Otoriter yönetimlerde vesayet ve keyfilik, yönetim biçimi haline geldiğinde kanunlar susar. Hukuk güvence olmaktan çıkar. Hukuk olmayan yerde düzen artık yasalarla değil, vesayetin emrinde oluşan güçlerle ve yandaşlarla yürütülür. Liyakat ve ahlak sahibi insanlar da siner veya uzaklaşır.

--

Adaletsizlik karşısında, hangi gerekçeyle olursa olsun tepkisiz, suskun ve duyarsız davranan toplumlar, iktidarı ve yöneticileri keyfiliğe, hukuksuzluğa yönlendirir. Keyfilik ve hukuksuzluk da otoriter bir iktidar için sınırsız, ölçüsüz, kontrolsüz bir güç demektir.

Bir yönetimi veya siyasal iktidarı çürüten en önemli tehlikelerden biri de güç zehirlenmesidir. Örnek vermek gerekirse; usulsüzlük ve yolsuzlukta devletin bakanı, valisi, emniyet müdürü, kolluk görevlisi, politikacısı, iş adamları hep birlikte suçla ilişkilendiriliyorsa söz konusu zehirlenmenin bir sonucudur.

Güç zehirlenmesi kaçınılmaz olarak bir iktidarı/yönetimi sorgulanamaz, dokunulamaz, eleştirilemez noktaya getirir. Kurumsal kuralları belirleyen artık yasalar değil, iktidar/yönetim gücüdür. Gücü adalete dayanmayanların ahlakı da liyakatı da bozulur, çürür.

Bu durumlarda iktidar gücü karşısında toplum savunmasız ve çaresidir. Susmayı, duyarsız, ilgisiz kalmayı tercih eder ve “neme lazım!” anlayışıyla uzak durmayı seçer.

Böylece kanunlar yalnız iktidarın gücünü korumak için var olur. Kanunu sopa olarak kullanan iktidarlar giderek farkında olmadan daha büyük suçlara bulaşır ve sonunda kanun sopası mutlaka kendilerine de döner.

--

Günümüzde hukuksuzluğun ve çürümüşlüğün sonuçlarını her alanda görmek mümkündür.

“Adalet istiyoruz” çığlıkları her yerde ve farklı toplumsal kesimlerin hepsinde yükseliyor. Yalnız adından ibaret kalan kurumlar, güven vermekten ve adalet için çözüm olmaktan çıktıkları için de çürümüşlük cerahatten yayılan irin gibi kokuyor.

Adaletsizliğin sonucu kaçınılmaz olarak yaygınlaşan yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik, ayırımcılık, ahlaksızlık gibi olumsuz gelişmeler, toplum ve siyaset kadar devleti de zayıflatacaktır.

Adalet inancı sarsıldığı için toplumsal çürümüşlüğü önlemek de mümkün olmuyor. Çünkü çürümüşlük, kurumları tamamıyla kuşattığında, önlenmemesi durumunda devleti de esir alır.

Zira çürümüşlük yalnız yönetenleri, sistemi, siyaseti, siyasileri, iktidar ve muhalefeti yıkıma sürüklemekle kalmaz, devleti de tehdit eder.

Tehdidi ortadan kaldırmanın en etkin yöntemi yeni bir siyaset ve liyakate dayalı yeni bir yönetim anlayışı inşa etmektir. Ancak bunun için de toplumsal duyarlılık olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır.

Kanaatime göre Türkiye’nin temel sorunu da toplumsal duyarlılığın eksilmesi, zayıflaması veya kaybolmasıdır. İktidar ve bileşenlerini, yandaşlarını cüretkâr kılan da söz konusu duyarsızlıktır.

Bu kaygı verici durumu, “Neme lazım!” diyerek geçiştirmek istemedim. Zira, “Neme lazımcı” bir tavır, bir devletin çöküşünü hazırlayan en önemli nedenlerin başında gelir.

--

Yavuz Sultan Selim’in kafasına takılan ve onu yoran bir soru varmış:

"Bir devlet ne zaman çöker ve sonunda ne olur?"

Düşünüp taşınmış ve bu soruyu bir de dönemin ünlü bilgini Yahya Efendi’ye sormaya karar vermiş. Sadrazamı göndermiş dönünce;

Sultan Yavuz, "Yahya Efendi ne dedi?" diye sorduğunda aldığı cevap şuymuş;

“'Neme lazım' dendiği zaman.”

Yavuz, “Başka bir şey söylemedi mi?” demiş,

“Hayır efendim. Sadece bu bir tek cümleyi söyledi.” demiş Sadrazam.

-

Bunu uzun bir süre düşünen Yavuz, sonunda ünlü alime bir mektup yazar ve sözünü açıklamasını ister.

 “Çeşitli yorumlar yapıyorum, ama doğrusu nedir, onu ancak siz söylersiniz” der.

Ve ünlü alim Yahya Efendi de cevabi mektubunu yazıp Sultan Selim’e göndermiş.

 -

Mektupta şöyle deniyormuş:

“Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık sıradan bir hale gelirse, işitenler de neme lazım deyip uzaklaşırsa, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yerse…

Bilenler bunu söylemeyip susarsa ve gizlerse…

Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkar, bunu da taşlardan başkası işitmezse…

-

İşte o zaman devletin sonu görünür.

Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır.

Halkın güven ve saygısı sarsılır.

Asayişe itaat hissi kaybolur.

Halkın umutları yok olur, böylece yıkım mukadder hale gelir, kaçınılmaz olur.”

(Bu mektup, şu anda Topkapı Sarayında sergilenmektedir.)

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır