04 Temmuz 2026


AYDIN VE ENTELEKTÜEL KAVRAMLARINA DAİR



M. Ergün Mirzade

A- A+

Aydın kavramı neye karşılık gelir?

Bize göre aydın, toplumu yöneten erk ile toplum arasında fikirsel köprü görevi gören kişiye denir. Toplumu sevk ve idare eden yönetici elitin sahip olduğu dünya görüşünü ve metafizik yaklaşımlarını halka taşıyan ve halkın bu fikirleri ve inanışları anlayıp, uygulamasını kolaylaştıran kişiliktir.

Aydın aynı zamanda toplumun faydasını gözetmekten çok, gücün sahibi iktidara yaltaklanan bir duruşa da sahiptir. Çünkü aydının, siyaset sınıfının sahip olduğu iktidar gücüne ve bunun sağladığı nimetlere/ranta karşılık içten içe bir imrenme ve sahip olma arzusu vardır. Fakat çeşitli nedenlerle buna güç yetirememesinden dolayı kendine has bir kıskançlık türüne de sahiptir.

Aydın sınıfı, bu yönetimsel erk’e yakın durarak; kısmen de olsa bu kıskançlığa sebep olan psikolojilerindeki yetersizlik duygusunu teskin ederler.

Aydın kesiminin halka tepeden ve merhametsizce bakışının kökeninde de bu eksik hissediş ve buna eşlik eden aşağılık kompleksi vardır.

Halka tepeden bakan aynı aydın, halkın desteğine ve onun tarafından sağlanan tanınmaya yani “patolojik bir şöhret olma olgusuna” ihtiyaç duyar. Yine aydın kişiliği, bilgilidir fakat bilgisinin çok azını “bilmeye” dönüştürendir.

Bu durum da aydını şahsi egosunun kontrolüne iten ana etkendir. Egonun yönettiği bireyler ise “onur” denen erdem açısından daima eksiktirler. Bu nedenledir ki insanlık tarihi bir sürü bilgili ve yüksek egolu fakat onursuz aydın tipinin trajik biyografilerine ev sahipliği yapmaktadır.

İnsanlar bireysel ve toplumsal bilinçleri ölçüsünde halk/avam, aydın, entelektüel ve bilge olacak şekilde piramitsel bir sınıflandırmaya ve sıralanışa tabi tutulabilir.

Piramidin en altında halk, en üstünde ise bilgeler yer alır. Bu sıralanış keskin çizgilerle ayrılmamıştır.

Bazen avamdan biri aydınca bir tutuma sahip olabilirken; bazen bir aydın da entelektüellere özgü bir duruşa sahiplik yapabilir. Fakat bu durumlar genelleyici değil; istisnai mahiyettedir.

Piramidin altından üstüne doğru çıkıldıkça ise bireysel menfaatini amansızca kovalama, aydın sınıfına kadar kurnazlaşarak devam eden bir düşünsel ivmelenmeye sahiptir. Fakat bu ilerleyişte entelektüele gelindiğinde kendi çıkarını ve toplumun çıkarını bir görme aşaması yaşanır.

Bilge kişilik tipindeyse; insanlığı bir bütün görme düzeyi yakalandığı için, kendi çıkarını insanlık ailesinin faydasının içinde eritme durumu başarılmıştır. Bilge kişilik tipinin yaşantısında bencilce bir tutum ve davranışa rastlanılmaz.

Bilge’nin istediği tek şey, insanlık ailesinin menfaatine olan her şeyi içinde barındıran ileri yönlü bir tekamül çizgisini korumak ve ona hizmet etmektir.

Ve yine aydın, tamamlanmamış bir bilinç ve belirgin bir şekilde tezahür eden kesikli bir farkındalıktır. Ve en son olarak aydın, savunduğu doğrular ve değerler için “tek başına kalmayı” ve bu uğurda mücadele etmeyi göze alamayan korkak ve bilgili kişilik tipidir.

Entelektüel kimdir?

Entelektüel, yaşadığı toplumun çıkarını “onu anlayamayan/anlamayan topluma” rağmen mensubu olduğu topluma ve özellikle iktidara karşı savunan kişiliktir.

Entelektüel, aydının aksine siyaset sınıfına karşı amansız bir mücadelenin içine girerken; toplumun onu anlamayan/anlayamayan hatta ona yer yer düşmanlık eden tavrına rağmen, topluma karşı yoğun ve derin bir merhamet duygusu taşır. Çünkü entelektüel, aydın gibi topluma ve siyaset sınıfına çıkar temelinde yaklaşmaz.

Onun rotasını inandığı değerleri ve sahip olduğu ilkeleri belirler. Bu noktadan hareketle entelektüel, toplum yararına olan temel çıkarı herkesten önce görmüşse eğer — ki genellikle görür ve zaten bu zihinsel donanıma sahiptir — bu andan itibaren o, bu konuda uzlaşmaz bir inatçılık geliştirir.

Zamanın onu ve savunduğu fikirlerin haklılığını ortaya çıkaracağından asla şüphesi yoktur. Çünkü bilir ki; onun sahip olduğu düşünce sistematiği deterministik yasaların, yani sebep-sonuç ilişkisinin işleyişine uygun bir tarzı ihtiva etmektedir.

Entelektüelin, aydının aksine, inandığı değerleri ve doğruları vardır ve bu noktada bütünüyle tavizsizdir. Uğrunda yalnız kalmayı, hatta bu uğurda cesurca ölümü göze almaktan çekinmez.

Giordano Bruno (1548-1600), savunduğu fikirler uğruna yakılmayı göze almıştır. Ölümüne neden olansa, Aristo’nun kapalı evren modelinin zıddını savunan ünlü gökbilimci Kopernik’in “evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende dünyanın haricinde birçok gezegenin olduğuna” dair fikirlerinin savunuculuğunu yapmasıdır.

Bruno, entelektüel portresine en uygun düşen kişiliklerden biridir. Yine Sokrates, inandığı doğrular için gözünü kırpmadan ölüme gitmiştir.

Fakat Sokrates entelektüel özelliklere de sahip ve bu yönü vurgulu bir “bilgeydi”. Yeri gelmişken ifade edelim: entelektüel ve bilge arasındaki en temel fark; entelektüelin zihni deterministik kodlarla çalışırken, bilgenin zihin yapısının deterministik ve indeterministik yasaların ikisinin birleşik içselleştiği bir mahiyete sahip ve işlevsel olmasıdır.

Bilgeyle ilgili bu kadar malumatla yetinelim. Çünkü bu yazının asıl konusu aydın ve entelektüel kişilik tipleridir.

Entelektüel, topluma mesajını verirken aydın gibi hileli ve manipülatif bir dil kalıbı kullanmaz. Mesajını direkt verir ve toplumu rahatsız edici bir tarzda olmaya özen gösteren bir iletişim tekniğini tercih eder. Bunu özellikle yapar çünkü toplumsal bilincin uykuda olduğunu, kendisinin ise bilinç anlamında uyanmış olduğunun farkındadır.

Çünkü entelektüel bilinç, tamamlanmış bir bilinçtir. Fakat hâlâ eksik bir farkındalıktır. Bilincin ve farkındalığın tamamlandığı yegâne kişilik tipi bilgelerdir.

Ve yine entelektüel kişilik, sahip olduğu bilgiyi büyük oranda “bilmeye”, yani bilgiyi içselleştirip onu davranış olarak ortaya çıkarmaya, dönüştüren kişidir.

Sonuç olarak; halk, aydın, entelektüel ve bilge şeklinde sıralanmış tasnif piramidinde davranış olarak aydın, avama daha yakın bir davranış örüntüsüne meyilliyken; entelektüel ise bilgeye daha yakın bir davranış kalıbına meyyaldir.

Bu iki kesimin sahip olduğu iki farklı eğilimi belirleyen ana parametreyse “bireysel çıkarları ve insanlık ailesine” dair sahip oldukları bakış açılarında mündemiçtir.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır