
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın koşulsuz ve hiçbir talep ileri sürmeden mutabakata vardığı bizzat kendisi tarafından açıklanmıştır. Mutabakatın gereği olarak PKK feshedilmiş ve silahlar yakılmıştır. Bu bağlamda Öcalan ve PKK, varılan mutabakatın ve yapılan açıklamaların gereğini yapmış ve görevini tamamlamıştır.
Devlet tarafının verdiği iddia edilen sözler hakkında bilgi sahibi değiliz. Bu konuda söylenenler spekülasyonlardan ibarettir ve bir karşılığı da yoktur. Hükümeti icbar eden bir koşul yoksa, geriye sadece beklentiler kalır.
Bu durumda iktidar da karşı tarafa (PKK) göre değil, toplumsal yaklaşıma göre strateji yapar. İhtiyaç duyulanı değil, kendi yararına işleyen bir planı uygular.
Bu durumda Süreç ’in de Öcalan desteğinde devlet tarafının planladığı gibi yürütüldüğü iddia edilebilir. Bunun dışındaki iddiaları hamaset ve algı olarak değerlendiriyorum.
--
Kürt meselesinin sürecin bir parçası olduğunu düşünmüyorum. Sürecin amacı Türkiye’nin içerde ve dışarda güvenliğini sağlamaktır. Bu bağlamda Kürt meselesi ve Kürtlerin talepleri de siyasi değil, bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmektedir. “Terörsüz Türkiye” tanımı da bunu ispatlamaktadır.
Kürt meselesini, Çözüm Sürecine bağlamak Kürtlerin aleyhine kurulmuş yüz yılın en büyük tezgâhlarından biridir. Bu tezgâha gelmemek ve tuzağa düşmemek kadar, bu senaryoya yönlendirenlerden de uzak durmak gerekir.
Çözüm sürecine Kayım olarak MHP lideri Devlet Bahçeli’nin atandığı ortadayken Kürtlerin “özgürlük” taleplerinin karşılanması nasıl mümkün olabilir?
CB Erdoğan’ın da Devlet Bahçeliyle aynı düşüncede olduğundan kuşku duyulmamalıdır.
Bunun gibi Kürt meselesini, çözüm sürecine bağlamak da bu tuzaklardan biridir. Bu tuzak da rol alanları Kürtlerin özgürlük mücadelesinde samimi olduğunu düşünmüyorum.
--
Kürt meselesi bilinçli ve planlı olarak Abdullah Öcalan’a ipotek ettirilmiştir. Planlanan statü de bunun gereğidir.
Kürt meselesi Abdullah Öcalan, Devlet Bahçeli ve CB Erdoğan’ın gelecek planlamasında yer almadığı biliniyor. Zira Kürtlerin talebi bir terör ve güvenlik meselesi değil ki “Terörsüz Türkiye” projesi kapsamına alınsın.
Bu nedenle de Kürt meselesinin çözümünü Öcalan-Bahçeli ve Erdoğan’ın güvenlik ittifakında aramak gerçekten akıl tutulmasıdır.
Kürtlerin hamisi ve Kürt meselesinin sahibi ne Erdoğan’dır ne Bahçelidir ne de Öcalan.
Kürt meselesinin çözümü; Kürt halkının iradesini baskısız ve dayatmasız ortaya koyması, “amasız”, “fakatsız” hak ve özgürlüklerin hukuk güvencesi ile sağlanmasıdır. Bunu samimiyetle gerçekleştirmek için siyasal bir iktidarın veya devletin muhataplar aramasına da gerek yoktur.
Çözüm sürecinden beklentimiz; silah bırakan militanların yasalar güvencesinde ailelerine dönmesi, cezaevlerindeki mahkumların serbest bırakılması, sürgün hükmünde yurt dışında bulunanların hiçbir takibe uğramadan yurtlarına gelmesi gibi normalleşmeyi sağlayacak adımların atılmasıdır.
Gerisi lafügüzaftır.
--
Özelde Kürtler, genelde herkesi için ibretlik bir ders olması bakımından Merhum Musa Anter’in hatıralarında yazdığı gerçek bir hikâyeyi hatırlatmak istiyorum:
-Derler ki, Bedirxan Bey, Cizre’deki Birca Belek sarayında gezinirken bir oğlunun elinde bir keklik kafesi görür. Bedirxan Bey,“Bu nedir oğlum?” der.
Oğlu Ali Şamil -ki sonradan paşa olmuştur- “Baba, bu çok kıymetli bir kekliktir. Bana Sincar’dan geldi” diye cevap verir.
Bedirxan Bey, “İyiliği nereden geliyor oğlum?” diye sorar.
Oğlu, bunun üzerine, “Baba, bunu dağa götüreceğim, etrafı tuzaklarla çevireceğim. Ötmeye başlayınca, dağdaki diğer keklikler yanına gelmeye başlayacaklar. Böylece benim kurduğum tuzaklara yakalanacaklar” der.
Bedirxan Bey, kafesteki kekliği alır ve kafasını kopararak yere fırlatır.
Oğlu bağırır çağırır, kendisini yerden yere atar.
Bedirxan Bey, oğlunu yerden kaldırıp başını okşayarak, “Evladım der, insan olsun hayvan olsun, kavmine ihanet edenlerin kafasını koparmak lazımdır.”
Misafir