27 Ekim 2021


Yeni Bataklık; Afganistan



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Perçinlemek için saltanatlarını kukla krallar,

Kendi halklarını kurban eder ipleri elinde tutanlara!

--

Afganistan tarihi adeta savaş ve işgallerle şekillenmiştir. İmparatorluk çağlarında dahi yabancı işgallere karşı devamlı direnmiş ve zaferler kazanılmış bir coğrafyadır Afganistan. Halkı da coğrafyası gibi zorlu ve savaşçıdır.

Bunun son örneklerini Sovyet Rusya ve ABD (NATO) gücünün işgaline karşı gösterdiler. Bir kez daha işgalci güçleri ağır yenilgilere uğratmayı başardılar. Ancak Afgan halkı ve Afganistan da çok şey kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor.

Yıkım, yoksulluk, geri kalmışlık, iç çatışmalar, katliam ve cinayetler yanında Taliban gibi dinci yapılanmaların güçlenmesi de bu dönemde oluştu. Bugün için Afganistan’ı bekleyen en büyük tehlike ve belirsizlik; kimler tarafından ve nasıl yönetileceğidir.

Hatırlanacaktır; 24 Aralık 1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesiyle başlayan savaş, yaklaşık 9 yıl devam etmiş ve Sovyetlerin ağır kayıplarıyla son bulmuştu. 14 Nisan 1988'de, Birleşmiş Milletler ‘in girişimiyle Cenevre'de imzalanan ‘Cenevre Anlaşması’ ile Sovyetler, güçlerini geri çekmeğe başlamış, 15 Şubat 1989'da çekilme tamamlanmıştır. 9 yıl devam eden savaşta ağır bir yenilgi alan Sovyet güçleri, 14.453 askerini ve 451 savaş uçağını kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır.

Ne yazık ki Afgan halkının bu zaferi çok fazla sürmemiş, kötü yönetilmenin ve dış müdahalelerin sonucu olarak iç savaşlar başlamıştır. Yeni bir yıkım, vahşet ve katliam sürecine girilmiştir.

1998'de Taliban, Afganistan'ın yüzde 90'ını kontrol altına alarak Hükümeti istifaya zorlamaya başladı. El-Kaide’nin ABD-New York ikiz kulelere saldırısı sonrası, Afganistan’da bulunan örgüt lideri Usame b. Ladin’nin ısrar ve baskılara rağmen ABD’ye teslim edilmemesi üzerine 7 Ekim 2001'de Taliban'a yönelik operasyon başlatıldı. Elindeki şehirleri birer birer kaybeden Taliban, dağlara çekilmek zorunda kaldı ve gerilla savaşı ile Kabil Hükümeti ve işgal güçlerine karşı mücadeleye başladı.

ABD için Usame b. Ladin ve “terörle mücadele” sadece bir gerekçeden ibaretti.  Amaç; “Asya’nın kalbi” olarak tanımlanan Afganistan’a yerleşip Asya’yı kontrol altına almaktı. Afganistan bataklığında zaferin imkansızlığını anlayan ABD, 2001 yılı Ekim’inde başlayan işgal hareketini sonlandırarak, Amerikan askerlerinin tamamının 11 Eylül 2021 tarihine kadar geri çekileceğini duyurdu.

Tam bu noktada Türkiye’nin Afganistan’da yeni bir misyon üstlenmek istemesi hepimizde bir şaşkınlık ve endişeye neden oldu.

Türkiye'nin, NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinden sonra "siyasi, mali ve lojistik destek" karşısında Kabil Uluslararası Havaalanı'nın güvenliğini üstlenmeyi teklif etmesi farklı yorumlara ve tartışmalara yol açtı.

Havaalanı, Afganistan’ın dış dünyayla bağının kurulabilmesi kadar Başkent Kabil'deki diplomatik misyonların güvenliği için de hayati bir öneme sahiptir. Olumsuz gelişmeler karşısında misyonların geleceğinin tehlikeye gireceği ve ülkeyi terk etmekte zorlanacakları açıktır.

Bu nedenle Kabil Uluslararası Havaalanın güvenliği tehlikeye atılmak istenmemektedir. Bugün itibariyle de havaalanının askeri kısmının operasyonel olarak yönetilmesi Türkiye sorumluluğundadır. Türkiye bu sorumluluğunu, tek başına kendi askerleriyle devam ettirmek istemektedir.

ABD Başkanı Biden ile Brüksel görüşmesinde bu teklif, doğrudan Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan tarafından yapılmıştır. Türkiye-Afganistan arasındaki tarihi bağlar, iyi ilişkiler ve dostluk dikkate alındığında, Türkiye açısından bir sorun olarak görülmezken, Taliban açısından hiç de hoş karşılanmamıştır.

ABD’nin çekilme kararından sonra “kesin zafer” ilan eden Taliban, "Savaşı biz kazandık, Amerika kaybetti" açıklaması ile Afganistan’ın yönetimini üstleneceklerini açıkça ilan etmişlerdir.

Bu durumda, Taliban’ın onayı olmadan sadece ABD ve Afganistan hükümetinin onayıyla Afganistan’da silahlı güç bulundurmak, Türkiye açısından büyük bir tehlike oluşturacağı kesindir.

Nihayet, Eylül ayından sonra ülkede kalacak tüm yabancı askerlerin “işgal gücü” muamelesi göreceğini söyleyen Taliban Sözcüsü Suheyl Shaheen, kararla ilgili Türkiye'yi doğrudan uyararak "Bu karar akılsızcadır, egemenliğimizin ve toprak bütünlüğümüzün ihlâlidir ve ulusal çıkarlarımıza aykırıdır" demiştir.

Taliban’a rağmen atılacak bir adım, Türkiye’yi muhtemel bir çatışmanın içine itecektir. Uzmanların iddialarına göre de Kabil’in şehir güvenliği tamamıyla sağlamadan Havaalanın güvenliğini sağlamak da mümkün değildir.

Türkiye, tek başına Kabil’in güvenliğini sağlayamayacağına göre Havaalanının güvenliğinin sorumluluğunun üstlenmesi akla başka sorular getirmektedir.

Afgan halkının çok acil olarak ihtiyacı olan; barış, huzur ve istikrardır. Buna paralel olarak altyapının kurulması, savaş yaralarının sarılması, uluslararası ilişkilerin sağlıklı bir zemine oturtulması gibi temel sorunların öncelikli çözümüdür.

Türkiye’den beklenen; bu sorunların çözümünde Afganistan’a yardımcı olmaktır. Taliban’la “inanç birliği” üzerinden kurulacak bir diyalog veya NATO jandarmalığına soyunmak Türkiye açısından telafisi mümkün olmayacak bir itibar kaybına yol açabilir.

İşgal gücü olarak tanımlanacak bir Türkiye, Afganistan bataklığından kolay kolay çıkması mümkün olmayacaktır. Ayrıca yaklaşık iki yüz yıllık Türkiye-Afganistan iyi ilişkileri, tarihi bağları ve dostlukları da tersine dönebilir.

--

Yakarsan komşunun evini el ile,

Gün gelir el yakar evini yaktığın komşunun külüyle…

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır