26 Kasım 2020


Yine Yeni Yeniden Hukuk Reformu



Hasan Fehmi ERDOĞMUŞ

A- A+

Yine Yeni Yeniden Hukuk Reformu

 

Sayın Cumhurbaşkanı bir kez daha ekonomik, demokratik ve hukuk reformundan bahsetti. Sayın Adalet Bakanı da “adalet gerçekleşsin, isterse kıyamet kopsun” şeklinde bir açıklama yaptı.

Bu söylemler ve benzer reform sözleri bu iktidar dönemi dışında da defalarca dillendirildi. Ne yazık ki bunca yıllık söyleme rağmen Mehmet Akif’in ifadesiyle halen toplum heybe sırtında adalet dilenmektedir.

Elbette Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu çıkışının bazı sebepleri vardır. Nitekim faiz artırımı ile ilgili de bugüne kadar ki söylemlerinden farklı bir beyanda bulundu. Son olarak da Avrupa Birliği’ne yönelik olumlu ifadeler kullandı. Ancak hem ekonomide hem de hukukta reform için bu kadar söz söylemek yerine bazı basit eylemler, icraatlar daha inandırıcı olabilirdi.

Bu çıkışın sebepleri olarak akla öncelikle ABD seçimleri sonrası başkanlığa Biden’ın seçilmesi ve Türkiye’nin ekonomik dibe vurmuşluğu geliyor. İktidar birkaç demokratik görünümlü iş yapma ihtiyacı duymuşa benziyor.

Ekonomik dibe vurmuşluk bazı reformları zorunlu kılıyor. Nitekim Maliye Bakanı değişikliği, faiz artırımı gibi gelişmeler bunu gösteriyor. Bunlar, ilgili çevrelerdeki yetkin insanlar tarafından “yapılması gerekenler” olarak dillendiriliyordu ancak iktidar bunlara ayak diretiyordu.

Hukukta reformunun bu iktidara bakan kısmından çok daha vahim bir tablosu var. Yargı ne yazık ki ciddi bir kriz yaşıyor. Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin birbirinden bağımsız birer erk olması Türkiye için artık geçerli değil. Türkiye’de erkler birliği var.

Oysa yargı bağımsızlığının temelinde yargı erkinin diğer iki erkten yani yasama ve yürütmeden bağımsız islemesini öngören erkler ayrılığı teorisi yatar. Yargının, diğer iki erkin müdahale, telkin, tavsiyelerinden bağımsız hareket edebilmesi gerekir. Çünkü̈ yargılama, hür irade ile yapılan bir eylemdir.

Talimatlara, emirlere, tavsiyelere göre yapılan yargılama, ancak yargılamanın temsili olur. Yargılananların, kendilerini yargılayanların bağımsızlığından endişe duymamaları gerekir.

Türkiye’de hukuk ilkelerinden ciddi bir kopuş var. Tabii mahkemeler ilkesi, hâkimlerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatından bahsetmek mümkün değil. Bu nedenle Adalet Bakanının “adalet tecelli etesin, isterse kıyamet kopsun” sözü bir şey ifade etmiyor. Çünkü yargılamanın amacı adaleti tecelli ettirmektir ancak bu yargılamaya yetkin birileri tarafından, yargılama kurallarına uyularak, belli ilkeler dâhilinde ve yargılamayı yapanların adil bir tavır içinde olmaları durumunda mümkündür.

Yapısı itibariyle yürütmeden talimat alan, bağımsız ve tarafsız olamayacak mahkemelerin yetkinliği olmayacağından adaleti gerçekleştirmeleri de mümkün değildir. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar mahkemelerin bağımsızlığı, yetkinliği açısından ciddi problemler var.

Yargılamaların makul süre içerisinde bitirilmesi gerekiyor. Sorun sadece ceza yargılamasındaymış gibi bir algı var ancak hukuk davalarında da bu çok ciddi bir sorun olarak duruyor. Bu konuda çözüm olarak getirilen Bölge Adliye Mahkemeleri de çözüm olmak yerine sorunları daha da derinleştirmişe benziyor.

Montesquieu’nin “Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir hale geldiği noktaya gelince o rejim mahkûm olmuştur.” ifadesiyle dile getirdiği durum bugün Türkiye’deki durumu açıklıyor düşüncesindeyim.

O yüzden hukuk reformu sözleri ile sorunların kolayca çözüleceği iddiası gerçekçi değildir. Toplumun heybe sırtında adalet dilenmemesi için, hukuka, yargıya, adaletin tesisine duyacağı inancı yeniden canlandırmak için bağımsız yargıya, hakim bağımsızlığına, doğru işleyen erkler ayrılığına, yetkin hukuk fakültelerine, yetkin hocalara, yetkin avukatlara, yetkin hakimlere ve daha bir çok şeye ihtiyacımız var. Bu nedenle yeni yine yeniden dillendirilen hukuk, yargı reformundan bir şey beklemek pek inandırıcı değil.

İngiliz hukukçu Thomas Hughes, Tom Brown’nun okul günleri romanında şöyle diyor:

“O, her zaman, yalnızca, doğru ve adil olanı ister; sıra, doğru ve adilin ne olduğuna karar vermeye gelince bu, hep onun istediğidir ve asla sizin istediğiniz değildir. İşte ona göre uzlaşmanın anlamı budur. Ben Brown’un tarafında olduğum sürece, onun gibi uzlaşmaya hazırım.”

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır