21 Şubat 2020


YENİ YILDA SİYASET GÜNDEMİ NASIL OLACAK?



Kerem YAVAŞÇA

A- A+

2019 yılının son günlerine girerken, siyaset sahnesindeki gelişmelerin 2020’li yılların siyaset gündemini belirleyecek nitelikte olduğu söylenebilir. Bu varsayımı açıklığa kavuşturmak için 2019’da Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelere ana hatlarıyla bakmakta fayda var. 2019’da yerel seçimler başta olmak üzere, Barış Pınarı Harekâtı, Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilim, Libya ile yapılan deniz yetki alanında anlaşma, eski Başbakan Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ni kurması gibi birçok kritik gelişmeden söz etmek mümkündür. Ne var ki, 2019’da Türkiye’de yaşanan en önemli siyasi gelişmenin 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimler olduğu konusunda herhalde tartışmaya yer yoktur.

31 Mart seçimleri (ve 23 Haziran’da yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimleri) Türkiye’de siyasetin yeni bir dönüşüm içine gireceğinin sinyallerini vermişti. Zira iktidar bloğunun neredeyse tüm imkanlarını seferber ederek yürüttüğü seçim kampanyası beklenen neticeyi vermedi. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere önemli büyükşehir belediyeleri kaybedildi. Bu durum açıkça 'AKP seçim kaybetmez; etse de kabul etmez' algısını yıktı. Bir taraftan Türkiye’de şekilsel anlamda da olsa demokratik süreçlerin işleyebildiği gerçeği bir kez daha ortaya çıktı. Şüphesiz Türk demokrasisi adına önemli bir kazanım. Ne var ki, özellikle İstanbul seçimlerinin yenilenme kararı çerçevesinde yaşanan gelişmeler, Türkiye’de demokrasinin zaaflarını da açıkça ortaya koymuştur. 

Bu gelişmeler çerçevesinde 2019 yılının ilk altı ayı sonunda Türkiye siyaseti yeni bir döneme girdi. Zira AKP’nin Ankara ve İstanbul’da belediyeleri kaybetmesinden çok daha önemlisi, iktidar imkanları kullanılmasına rağmen seçim kaybedilebileceği gerçeğinin tekrar hatırlanmasıydı. Bu durum şüphesiz AKP’nin 'egemen iktidar' anlayışının sarsılmasına ve muhalefet bloğu karşısında psikolojik üstünlüğünü kaybetmesine neden oldu. Seçim sonuçlarına bu açıdan bakıldığında belki de ilk kez 17 yıllık AKP iktidarının kısa vadede sona ereceği fikri hasıl oldu. Böylece önceden AKP’de siyaset yapan/oy veren ancak son yıllardaki gidişattan rahatsız kesimin korku eşiğini atlaması mümkün oldu.

Bu şartlar altında girilen sonbahar ayları yeni parti arayışlarının, fikirden eyleme geçmesine sahne oldu. Esasen yeni parti arayışları, 23 Haziran İstanbul seçimlerinin ardından başlamış değildi. Özellikle 2016 sonrasında AKP içinde değişen dengelerden, parti yönetiminin tutumlarından ve devlet yönetiminden rahatsızlık duyan eski Başbakan ve Bakanların arayış içinde olduğu bilinmekteydi. Ancak bu rahatsızlıkların yeni oluşumları doğurma ihtimali seçimler sonucunda oldukça güçlü hale geldi.

2019 yılının son aylarında hızlanan yeni parti arayışları arasında iki farklı ciddi oluşumdan söz edilebilir. Bunların ilki, Davutoğlu liderliğinde Gelecek Partisi’dir. Programına bakıldığında demokratik değerleri öne çıkaran bir anlayışla hareket edecek bir parti olacağı anlaşılıyor. İkinci oluşum ise Ali Babacan liderliğinde kurulması beklenen parti. Hazırlıklarını Aralık ayı içinde tamamlaması ön görülen partinin, 2020’nin ilk aylarında tüzel kişiliğe bürünmesi bekleniyor. İki partinin de 2020’li yıllarda siyasetin önemli aktörleri arasında yer alma ihtimali oldukça yüksek. 

Bu gelişmeler ışığında 2020’li yıllarda, zayıflayan iktidar bloğu ile güçlenen muhalefet bloğu arasında stratejik bir savaş yaşanacağına dair emareler var. Örneğin geçmişle hesaplaşma çerçevesinde yaşanacak tartışmalar bu emarelerin başında geliyor. Psikolojik üstünlük arayışındaki muhalefetin hamleleri, iktidarını tahkim etmek niyetindeki iktidar bloğunun geleceğinde önemli bir unsur olacaktır. Keza, iktidarın üreteceği politikalar ve söylemler aynı biçimde yeni dönemde siyasetin tartışma zeminini belirleyecektir. Bir başka ifadeyle yeni yılda siyasetin gündemini belirleyecek konular, iktidar ve muhalefet bloğunun siyasi argümanlarında ve siyasi tutumlarında vücut bulacaktır. 

Bu noktada açıkça ifade edilmelidir ki, mevcut atmosferden sıyrılıp yeni bir siyaset anlayışı ortaya koymak yeni kurulan partilerin başarılı ve kalıcı olmalarının anahtarı olacaktır. Daha doğrusu, yeni siyasetin önündeki en büyük risk, Türkiye’deki mevcut siyaset atmosferine eklemlenmek olacaktır. Siyasetin Schmittyen bir yorumla dost-düşman ayrımına dayalı haline riayet edilmesi kutuplaşmanın artmasına neden olur. Öyle görünüyor ki, iktidar cephesi kutuplaşmayı arttırarak yeni partileri tuş etmek için mindere çağıracaktır. Buradaki temel argümanı ise milli ve gayri milli ayrımı olacaktır. Türkiye’nin içte ve dışta düşmanlarla mücadele ettiği, hedefin kendi partileri değil, ülkenin kendisi olduğu savları sıkça dillendirilecektir. Bu bağlamda geçmişteki hesaplar üzerinden yeni parti liderlerinin sinir uçlarının hedef alınacağı ön görülebilir. Yeni parti liderlerinin bu sinir harbinin uzağında yeni söylemler ile yeni bir siyaset anlayışı ortaya koymaları ise en kritik mesele olacaktır. Başka sözlerle ifade edilecek olursa, yeni oluşumlar için siyaset alanını iktidarı sürdürme/iktidarı devralma kavgasına hapsetmemek ve siyaset kavramının 'çözüm bulma sanatı' yönünü öne çıkartabilmek, hem partilerin geleceğini belirleyecek en önemli değişken olacak hem de yeni yılda siyaset sahnesinde gelişecek olayların temelini oluşturacaktır.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır