02 Aralık 2021


Siyasetçi ve Toplum



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Saf süt olamayan süte su katıp kendine benzetti,

Sorgusuzca içenlere unutturdu o sütün saf tadını!

------

 

Seçim tartışmalarının aralıksız bir gündem oluşturduğu ülkemizde, siyaset denilince aklımıza erdemli insanların ülkeyi yönetme iddiası ve yarışı gelirdi. Bundan 10-15 yıl öncesine kadar siyaset adamlarının çoğu da ilkeli, prensipli, bilgili ve kişilikli insanlardı. Kuşkusuz çıkarcı, kişisel menfaatleri peşinde koşan politikacılar da vardı ancak bunlar toplum nezdinde de sıradan siyasetçiler olarak bilinirdi.

Ne yazık ki erdem, ahlak, doğruluk, adalet gibi ilkeler üzerinden siyaset yapanlar, her seçimde biraz daha eksildiler ve giderek görünmez oldular. Böylelikle makam ve mevki sahibi olabilmek için, topluma-ülkeye-coğrafyaya ve dünyaya değil, kendi çıkarlarına hizmet edenlerin siyaseti esir aldığı bir dönem başlamış oldu. Aslında toplum da öylesine değişmişti ki, artık erdemli siyasetçilere ihtiyaç duymuyordu.

Bu değişim ile toplum da çürüme, yozlaşma gibi büyük bir değişim gösterdi. Zengin olamamış siyasetçileri başarısız görmüş, yolsuzluğu, talanı, adaletsizliği, savaş çığırtkanlığı yapmayı, kan akıtmayı, ötekileştirmeyi, hakaret ve sahte kabadayılığı başarı görmüştür.

Toplumsal huzurumuz, iç barışımız hiçbir dönemde gerçekleşmemiş olsa da günümüzde olduğu kadar tehlikeli ve tehditkâr olmadığını düşünüyorum.

Irkçılık, ayırımcılık, dinbazlık ve baskı politikalarının toplumu şekillendirdiğini biliyoruz. Buna ilave olarak artan işsizlik, yoksulluk, yoksunluk ve dahi umutsuzluk milli ve dini hamasetle örtülmeye çalışılmaktadır.

Esas olarak ideolojik siyaset, ülkemiz ve geleceğimiz için büyük bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır.

Medyanın olumsuzlukların üstünü örtmesi, yazar kadroların kalemlerini eğri kullanması, yargının yürütmenin emrine girmesi, din adına yalan uyduran ilahiyatçıların ekran görüntüleri, politikacıların aymazlığı ve hipnotize edilmiş yığınların gösterileri ülkemiz için karamsarlığımızı artırmaktadır.

Yarınlara ilişkin karamsar olmamak mümkün müdür?

Sonu bilinmeyen, ucu görünmeyen, bir ışık zerresinin dahi süzülmediği koyu zifiri karanlık bir tünelde hızla ilerliyoruz.

İşin vahameti toplumun da yaşanan her adaletsizliğe, hukuksuzluğa, haksızlığa, yolsuzluğa, ayırımcılığa, ötekileştirmeye, kirli ilişkilere, adam kayırmaya, her gün işlenen cinayetlere, sorumsuzluktan kaynaklanan felaketlere alışmasıdır.

Olumsuzluklar karşısında toplumsal duyarsızlık ve muhalefetin yetersizliği kaygı vericidir. Esas olarak bugün yaşanan, sistem krizidir. Ekonomik kriz de bunun sonucudur. Sistem yerine sadece yöneticilere odaklanmak, gerçeklerin anlaşılmasını zorlaştıracaktır.

Siyaset, sorunları ve gerçekleri örtmek için değil, yanlışı ortaya çıkarmak ve çözüm yoluna koymak için yapılır. Bunu yapamayan siyaset ve siyasetçiler inanırlığını ve güvenirliliğini yitirmeye mahkumdur.

İktidar partilerine bu nedenle güven hızla düşerken muhalefet partilerinin aynı yanlışa düşmeleri toplumun siyasete ve siyasetçilere güveninin daha da zayıflamasına yol açacağı kesindir.

Siyaset yozlaştıkça kurumlar ve toplum da yozlaşmaya devam edecektir. Muhalefetin sisteme alternatif bir çözümü yoksa da yozlaşmaya karşı alternatif geliştirmeleri zorunludur.

Yeni dönemde erdemli, bilgili, saygın siyasetçilerin olması durumunda en azından yozlaşmanın durdurulabileceğine inanıyorum. Ancak bu durumda ahlakı, hukuku, ehliyeti, emaneti önceleyen yeni bir siyasetin önü açılabilir.

Yeni bir siyaset inşa edilmedikçe de yeni bir siyasal sistem inşa etmek de mümkün olmayacaktır.

----

 

Bir yerden başlanmalı düzelmeye elbet bozukluğu,

İlk aynaya bakmak en büyük erdem!

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır