16 Temmuz 2024


ÖZGÜR KUŞ MARTI JONATHAN LIVINGSTON



Hacer Zelal Atalay

A- A+

Martı Jonathan Livingston, Amerikalı yazar Richard Bach tarafından yazılmış, öykü tarzında, kişisel gelişim kitabıdır. Bana göre, kişisel gelişim kitapları arasında zirvede olan özgün bir kitap...

Sene 1993, lise son sınıftayım. Felsefe grubu hocamız Vaner Kuzu, bize okumamız için birçok kitap tavsiyesinde bulunmuştu. "Martı Jonathan" bu kitaplardan biriydi. Kitap elime nasıl geçti tam hatırlamıyorum.

Belki de, "Martı Jonathan" kanatlarıyla getirdi kendi gökyüzünden. Martı Jonathan, kendisi gibi olanları gökyüzünden daha iyi görebiliyordu… Kitabı keyifle, heyecanla bir solukta okudum.

Herkesi derinden etkileyen birçok kitap vardır. "Martı Jonathan" benim için kült bir kitaptır tıpkı "Küçük Prens" kitabı gibi…

Kitabı severek, aynı tutkuyla, o gün bugün dört defa okudum. Tadı dimağımda, yüreğimde, aklımda, ruhumda kalan bir öykü. Çünkü benim öyküm… Lise son sınıfta, sınava hazırlanırken, kitap bana büyük bir motive kaynağı olmuştu. Okuduğum en iyi kişisel gelişim kitabıdır benim için…

Üniversitede okurken, üst sınıflardan arkadaşımızın biri, kitabı Fransızcaya çevirmişti. Çünkü kitap onu da etkilemişti, Her haliyle bir "Martı Jonathan" gibiydi arkadaşımız Deniz…

"Martı Jonathan" okuyan, muhakkak onun gibi olmak istemiştir. Ben de kendime rol model aldım hikayenin özgün, özgür, çalışkan, düşünen, sorgulayan bu biricik kahramanını.

Basit gibi görünen bu hikâyede, sıradan bir hikâye, martı yok, dev bir kuş, kocaman dersler var aslında…

Yaşama amacın sadece yemek olmadığını idrak ederek, öğrenmenin sınırını olmadığını kavrayarak, var olmak için, etrafındaki tüm engelleri azimle, inanarak aşan, katıksız saf kendi olmaya çalışan, her daim özgürlüğe uçan, güçlü bir kuş…

Kitap tavsiyesi isteyen herkese, bu kitabı tavsiye ettim.

En son görev yaptığım lisede, talebelerime evimdeki kitabı: "Martı Jonathan" öğrencilerime sırayla okumaları için vermiştim.

Kitabı okuyan öğrencilerim, "Hocam keşke sizi daha önce tanısaydık, keşke siz Edebiyat hocamız, yada Rehber hocamız olsaydınız " dediler.

Dedim ki sizler de birer Martı Jonathan'sınız, ben de sizlerden çok şey öğreniyorum…

 Martı Jonathan'ın hikayesi, sorgulamakla başlıyor, sorguladıkça düşünüyor, düşündükçe daha da sorguluyor kendisini,

Kendini bulma, keşfetme serüveni başlıyor.

Masmavi deniz ile masmavi gökyüzü arasında yılmadan bıkmadan gidip geliyor Martı Jonathan, hem de aynı aşkla, şevkle.

Bazen, soluklanmak için, beyaz bulutların içinde daha berrak düşünerek hafifliyor… Kendine inanmaktan hiç vazgeçmiyor.

Biliyor ki istediği her şey ama her şey kodlarında, sınırsız bir güç tarafından, nakış nakış kodlarına yazılmış…

Hayalleri ve hedefleri için bıkmadan, yılmadan mücadele ediyor Jonathan..

Ailesi ve çevresi ait olduğu sürüsü, onu bu yolda dışlayarak; ötekileştirerek, eleştirerek yalnız bırakıyor. Ama Jonathan, tutkuyla hiç kimseye aldırmadan, kanatlarına işlenen güçle, çok uzun mesafeleri katediyor...

Zamanla yanına gelmek isteyen birkaç martıya yoldaş oluyor. Artık yalnız değil, az ama sadık birkaç yoldaşı var… Yaşayarak, yaparak diğer martılara rol model oluyordu…

Martı Jonathan, özgürlüğe kanat çırpan bir Martı. Kanat çırptıkça daha yukarıya uçuyor, özgürlüğün kendi kanatlarıyla, çabasıyla daim olacağını keşfediyor.

Özgürlüğüne sınır koymadan uçtukça uçuyordu kendi gökyüzünde… Bu uğurda kimseye zarar vermiyordu.

Zaten özgürlük bu değil miydi?

Özgürlüğün, ötekinin de özgürlüğü olmalıydı…

Otuz yıl önce ilk defa okuduğum bu kitap üzerine, şimdi yazıyor olmak, yazarın özgün hikayesinin, bende bıraktığı büyük etkisini gösteriyor.

O gün bugün hep bu öyküdeki kahraman gibi olmak istedim. Hiç de kolay değildi, farklı, özgün, özgür, kendine has olmak. Kendimi birine, bir yerlere, ait hissetmedim.

Tanrı da yarattıkların aynı olmasını istemiyordu. Parmak izimize kadar benzersiz yaratıldık. Ama bizim ülkemizde, toplumumuzda, özgün olan, sorgulayan, hemen ötekileştirilir, dışlanır.

Devlet, hükümet ve fanatik taraftarları, bu kutuplaştırmayı sistematik olarak, baskıyla gayet güzel yapar işini. Devlet yapıyorsa doğrudur, haklıdır. Çünkü güçlü olan yanlış yapsada haklıdır. Halbuki haklı olan güçlüdür.

Yıllardır ülkemizde; düşünen, sorgulayan, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, eğitimciler, basın mensupları, siyasiler, alimler, öğrenciler, dışlanmış ve ötekileştirilmiştir. Hepsi öldükten sonra, değerleri anlaşılmış, kahraman olmuştur.

 Sabahattin Ali, yaşadığı dönemde, fikirleri, eserleri yüzünden, hapis yatmış, sürgün edilmiş, hatta hedefe konulup öldürülmüş bir yazar.

Şimdilerde büyük bir yazar olarak anılıyor, eserleri en çok okunanlar arasında…

Yazımı yazarken, okuduğum başka bir kitabın bölümü beni çok etkiledi.

Kendime özeleştiri yaptım. 30 yıldır, Martı Jonathan olmak için mücadele ettim.

Büyük hatalarım, büyük doğrularım elbette oldu. Saf yüreğimle, iyi niyetimle, toksik sürüden gönül bağımı koparamadığım için, hep yanlış anlaşıldığımı, bu yüzden çok üzüldüğümü fark ettim.

Bu yazımın böyle düşünürken yazmam benim için bir farkındalık oldu. Kendimden özür dilerim. Kendimi affederek, yüreğime, ruhuma acı veren gereksiz bağı kestim.  Şimdi daha hafifim, daha özgürüm, daha azimliyim, daha güçlüyüm. Kitabın Yazarı Richard Bach'a, kitabı tavsiye eden Bilge Aydın Hocam Vaner Kuzu Beyefendiye sonsuz teşekkürlerimle…

Kendi semamıza; ruhumuzla, bedenimizle, yüreğimizle, aklımızla hep ama hep özgürlüğe uçmaya ne dersiniz?

Martı Jonathan Livingston, bizim gibiler olduğu sürece, hiçbir zaman yalnız kalmayacak, sayılarımız az olsada bıraktığımız güçlü etki, her daim büyüyecek…

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır