27 Şubat 2024


FİLOZOF, AYDIN, BİLGE İNSAN VANER KUZU



Zelal Azadi

A- A+

 Yıl 1993, lise 3.sınıftayım. Sosyal ve Edebiyat Bölümündeydim. Sınıfın en çalışkan talebesiydim.
Vaner Kuzu'yu, Felsefe Grubu Hocası olarak bilirdim. Aynı zamanda abimin derslerine giren bir hocaydı. Abim; kendisinden, derste anlattıklarından, hep övgüyle bahsederdi. Merakım her geçen gün arttı. Evimizin olduğu mahallede cezaevi vardı, cezaevine görevli olarak gittiğine şahit olmuştum. Bazen selamlaşırdık. Lise 3 e giden talebeleri kendisinden, severek bahsederdi, herkes gibi merak ederdim kendisini. Sabırsızlıkla lise 3'e gelmeyi istedim.. Sene 1993,aylardan eylül, Vaner Kuzu Hocamız; ilk dersimize, her zamanki heybetli, vakarlı haliyle öyle bir giriş yaptı ki…

Tüm sınıfta, tuhaf bir heyecan vardı. Vaner Bey, uzun boylu, heybetli, çok yakışıklı, yüzü ,mimikleri, kendine özgüydü, yerine göre ciddi,yerine göre güleç,   ilmin verdiği vakarla, muhteşem bir filozoftu. Her zaman bakımlı,  sade ama şık giyinen bir hocaydı.Elleri bazen ceketinin cebinde, bazen de pantolonun cebindeydi, bu hali bile farklıydı.
Kimsede olmayan, nevi şahsına münhasır bir duruşu, muazzam bir ses tonu, düzgün,akıcı,bal gibi diksiyonu vardı..
İlk dersinde;  hepimize, müthiş bir izlenim bıraktı,dersi nasıl işleyeceğini, bizden beklentilerini tek tek anlattı.

Yavaş yavaş, felsefe, sosyoloji,mantık , psikoloji derslerine ısınıyorduk, günbegün aydınlanıyorduk.
Mükemmel bir ders müfredatı, programı vardı, kendine hastı. İki kere girdiğim üniversite sınavlarında, bize anlattıklarını sadece dinleyerek, çıkan felsefe grubu sorularını doğru yapmıştım.
İlk dersinde, bize kitap okumanın güzelliklerinden bahsetti. Beni en çok etkileyen yönü; yazarları, şairleri ve kitaplarını hiç  kategorize etmeden okumamızı istemeseydi. 
Sınıfın, ısrarı üzerine, okumamızı istediği yazarları ve eserlerini tahtaya yazdı.Her ideolojiden yazar, şair ve kitapları vardı.Yazdığı yazarlar ve eserleri  bir gökkuşağıydı siyah tahtada..  
Ben de aynı tutumu öğrencilerime yazmasam da söylemlerimle  göstermiştim..
Sonra bizi heyecanlandıran bir öneri sundu dedi ki " Okumak istediğiniz kitapları okuyunuz! Kitabın sizde bıraktığı izlenimi kısaca özetleyip, bana getirirseniz, her dersim için size yüksek puanla sözlü notu vereceğim." dedi. Herkes sevinçle kabul etti.
Okulun küçük kitaplığından, ilçe halk kütüphanesinden kitaplar seçip,harıl harıl okumaya başladık.  Okuma seferberliği gibiydi halimiz, elimizde, çantamızda, masamızda ,koynumuzda, her yerde, güzel dostlarımız, can kitaplarımız vardı. Öyle ki okuduğumuz kitaplarla  şımarır hale gelmiştik… Bizim en büyük havamız, elimizdeki dost canlısı kitaplardı.
Ben o yıl 50 civarında kitap okudum. Birçoğunun 
özetini yazıp, Vaner Hocama teslim ettim. 
Sözlü not haneme üç dersten, üçer  100 puan notunu girmişti. Not ortalamam yükselmişti.

Aynı zamanda,  girdiğim üniversite sınavlarında , okuduğum soruları,  daha iyi anlıyordum,paragraf sorularını daha iyi çözebiliyordum.
Ufkum , aydınlık bir dünyaya açılmıştı.
Vaner Kuzu' nun derslerini,  hepimiz, çıt çıkarmadan dinlerdik. Ders anlatırken , sınıfta heybetli dururdu, sınıfta, bir Filozof gibi dolaşarak ,bazen de, başımızda durarak, aniden  bir şeyler söylerdi, ya da ilginç sorular sorarak ,bizi dürterdi.
Sınıftaki Abbas'a, Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Haydi Abbas" şiirini söylemişti ( Vaner Hocam "Şiir okunmaz, söylenir." derdi.
Hiç unutmam; Ankara'yı, Kızılay'ı anlatırken, gelip yanıma," Kızılay'da,  bağıra bağıra şiir söyleyebilirim, okuyabilirim."
"Bu özgürlüğümüz, heyecanımız olmalı." demişti. Üç yıl önce, Kızılay'da ilk bu söylemi, aklıma geldi. Dedim ki , Vaner Bey, Kızılay'da, şiirler söylemiştir..
Kış mevsimi girmeden, tüm 11.sınıflara; Robin Williams'ın, Ölü Ozanlar Derneğini, izlettirmişti. 

Ben de bu filmi, öğrencilerime izlettirdim. Robin Williams'ın birçok  filmini , sırf Vaner Bey'i ve o günleri hatırlatıyor diye izlemiştim.
Sonra, senaryosunu kendisinin yazdığı, TRT de, Radyo Tiyatrosunu, derste ,radyodan, pür dikkat dinlemiştik. 
Her derste beyin fırtınası yapardı…
Zincirlerle bağlı olduğumuz mağaraya, sıcacık,apaydınlık bir güneş olmuştu..
Önce gölgelerimizi gördük, sonra güneş gibi aydınlığıyla , yavaş yavaş özümüzü gördük…
Zincirlerimizi kırıyorduk tek tek…
Özgürlüğe doğru gözlerimiz ışıl ışıl, keyifle,umutla  yol alıyorduk…
Vaner Kuzu'nun; Platon'un mağara felsefesi ideası , bilge dolu o dersi unutamadım.
Felsefe ve filozoflarını, bizim seviyemize göre ne güzel anlatırdı.
İddia ediyorum! Geçmişin tüm filozofları, Vaner Kuzu'nun derslerini can kulağıyla dinlemek isterdi. Kendi hikâyelerini, onun ağzından duymak isterlerdi…
İlmi, irfanı, zekası, efendiliği, kitap sevdası, hocalığı, insanlığı, merhameti, şefkati… hepimizi müthiş etkiliyordu. Okuduklarını yaşıyordu;  yaşadıklarını biz de  görerek okuyorduk.
Ben, dünya gözüyle ,Bilge Aydın Filozof (Vaner Kuzu'yu)gördüm.
Eminim tüm talebeleri benimle hemfikirdir.
Üniversiteyi, kampüsü, hocalarını ne güzel anlatırdı. Sırf bu yüzden , üniversite okumak istedim. 
30 yıl sonra, şimdi Vaner Bey'i yazarken,film şeridi gibi geçti o güzel lise yıllarım… Hâlâ Vaner Hocamızın  anlattıklarını, gayet net hatırlıyorum..
Medeniyet, reklamlar, huzur, okul önlüklerinin rengi, filozoflar,şairler, yazarlar… daha nice konuları öyle güzel anlatırdık ki , dimağıma, ruhuma, yüreğime nakış nakış işlemiş…

Tuhaf bir soru sormuştum iyi hatırlıyorum cevabını tekrar bana soru sorarak, verdiği cevapla, beni şaşırtmıştı.
Vaner Kuzu Hocamız, tüm talebelerine, eşit davranırdı. Adaleti temsil ediyordu bu erdemiyle…  En çok , bu haline hayrandım.Herkes; derdini, sıkıntısını, sevincini, neşesini, umudunu, hayallerini, Vaner Hoca'yla çok rahat paylaşabilirdi. İyi bir sırdaş, candan bir hocaydı.
Bazen, arkadaşlarla  evine giderdik. Eşi ve kendisi  bizlere sıcak, samimi  iyi davranırlardı. 
Bir kış günü okul çıkışı, üç arkadaş, Vaner Bey'in evine gittik. Kütüphanesinde sohbet ettik.Mis gibi kokan kitapların; kütüphanedeki gururlu duruşunu , zerafetle dizilişini,unutamadım.  Kitaplarında; haklı bir gurur, mağrur bir duruş, mistik bir hava vardı…

 Kitapların; sahipleriyle, çok sıkı vefalı dost olduklarını, o zaman idrak etmiştim.. Benim de böyle vefalı, sıkı dostların olduğu bir kütüphanem olmalıydı dedim.
Yine birgün,derste bize "Okulumuzda, kültür edebiyat dergisi  çıkaracaklarını söyledi." Kalplerimiz bir daha hopladı zıpladı,  heyecanlıydık, hem de çok…
Talebelerine, görevler verdi. Hepimiz , keyifle çalışarak, güzel bir okul dergisi çıkarttık.
Derginin adı: " Nehir Yazılar" İlk sayımız çok ses getirdi…
Öyle ki , ikinci sayısı için, tekrar kollar sıvandı.
İkinci sayımızda, Orhan Pamuk'la yapılan söyleyişi vardı. Vaner Hocamız;  dergiyi okumaları için, birçok tanınmış edebiyata ilgili isimlere göndermişti. Gelen olumlu tepkileri anlatırken, keyfimize diyecek yoktu. Orhan Pamuk'un duygularını anlatırken, hepimizin gözleri ışıl ışıldı..
Yazdığımız yazılar için, "Yazınızı yazdıktan sonra demleyiniz! Sonra tekrar yazıyı  gözden geçiriniz! Eksiklerinizi daha iyi göreceksiniz! Böylelikle yazılarınız daha iyi olacak " derdi.Vaner Bey'in,  tavsiyesine uydum ,çok da faydasını gördüm.

Vaner Hocam'a  " Hocam şiir yazmak istiyorum." dedim. "Sen şiir yazma, şiir söyle, sen yazı yaz" dedi." Nehir Yazılar " okul dergisine, yazı yazdım. İlk yazımın, savaşa dair olması çok manidar… Çünkü savaştan nefret ettim hep. Sonra okul dergimiz için bana" Karl Marks'ın ,Plato'nun toplum felsefesini kıyaslayıp yaz, dergide yayınlayalım" demişti. Ben de" Hocam, ben böyle bir yazı yazamam, mümkün değil" Vaner Bey, " Yazmayacağını bilsem, senden böyle bir yazı istemem" dedi. Bana güvenmişti, inanmıştı. Hocam söz, 30 yıl sonra bu ödevi hazırlayacağım. Bana olan güveni için, Vaner Bey'e minnettarım…

İngilizce öğretmeni olmak istediğimi, ama 30 netin  üstüne çıkmadığımı söyleyince, Vaner Hoca " Gel, Fransızcadan gir, Türkçe öğretmeni, ya da  sınıf öğretmeni olarak atanırsın, hem de bir dil öğrenmiş olursun." dedi.  İyi ki  Güzide Hocamı dinlemişim…
Vaner Bey, bize "Küçük Prens'i, Martı Jonathan'ı  muhakkak okuyunuz!" demişti.
Martı Jonathan'ı , hazine arar gibi okumuştum. Kitap,beni çok etkiledi.Martı  Jonathan ile mavi gökyüzünde çılgınca uçuyordum… Kitabı bitirince, ben de Martı Jonathan gibi olacağım demiştim.
Farklı olacaktım, en çok da kendim olacaktım. Oldum da… Jonathan gibi her yerde tektim,  bir çok konuda.  Bu güzel yalnızlık bana güç verdi, pik yaptıkça, pik yapasım geldi…Anladım ki  hayat; yalnız da olsan, bir dik duruşun, ideallerin, hayallerin olmasıydı…
Küçük Prens kitabını, sekiz yıl önce kızlarımla, aynı senede okumak nasip oldu.

Okurken, Vaner Hocamızı, hatırladım.Küçük Prens, herkesin keyifle okuduğu bir kitap… Meğer Küçük Prens, bizimleymiş…
 Vaner Hocamız; 30 yıl önce,ilçemizden bedeniyle ayrılmış olsa da, bıraktığı izlenim,etki,spiritüel enerjisi hâlâ aramızda.En son görev yaptığım lisede, Gürün Lisesi'nin en zirve dönemin, Vaner Bey'in çalıştığı yıllar, ve de 93 yılı olduğunu, tarih dersi hocası söyledi. Tarih hocası, Vaner Bey'in, talebesi olmadığı halde, abisinden, duyduklarına göre söylemişti. Hatta dedi ki" 93 yılı lise mezunları,Gürün Lisesi'nin, en donanımlı talebeleriymiş." Bu söylemleriyle kanatlanmıştım.
Hocamıza,  "Günde kaç saat kitap okuyorsunuz?" diye sınıfta soru sorulmuştu. Yedi saat demişti. Kendisiyle yıllar oldu, en son telefon görüşmemde hâlâ saatlerce kitap okuyor musunuz diye sorduğumda, evet demişti. Kaç saat diye sordum, beş
saat demişti.
Vaner Kuzu ve kitapları birbirlerine, bembeyaz sevdalı…
Tutkulu kitapları, kendisine, gizemli dünyasına dair neler neler biliyordu…

Hocamızın okuduğu mağrur kitaplar; kendi aralarında Vaner Bey'i  konuşuyorlardır. Kendisini merak eden diğer kitaplar da, heyecanla, sevinçle koşarak, soluğu kütüphanesinde alıyordur…Okuduğu tüm kitaplar; bir araya gelip, dev bir kitap olsaydı, nasıl bir kitap olurdu? Kitabın adı ne olurdu? Eminim en çok sevilen okunan kitap olurdu. Kendisi, her haliyle daima aydınlatan,  dev bir kitaptı…
Okulun mini kütüphanesini dizayn etmek için ne kadar emek vermişti…
Okulun en küçük, karanlık, soğuk odasını  kütüphaneye çevirmişti . Minik karanlık kütüphanede, herkese severek , her konuda, var gücüyle , sıcacık sevgisiyle, ilminin ışığıyla  rehberlik etti…
Vaner Kuzu; tüm talebelerine, tarifi imkansız, kalıcı izler  bıraktı…
Her talebesi, kendi alanında, Vaner Hoca gibi etki bırakmak  istemiştir. Ben de, hocamız gibi olmak istedim.  İmkansızdı biliyorum, en azından kendime rol model almıştım. Bu bile bana neler neler kattı.

Fikret Kızılok'u  dinlemeyi severdi.Hocamın, dokunduğu o saf yürekler, kendisini unutur mu hiç?
Asr Suresini her okuduğumda,  aklıma Vaner Bey gelir. Asr Suresini ve  mealini ilk defa kendisinden dinlemiştim. Mutluluğu, huzuru tarif  etmişti. Vaner Bey, her haliyle; tüm ahlaki değerleri en güzel şekilde (gerek kal diliyle,gerek  hal diliyle)en halis biçimde temsil ediyordu...  Samimiyetiyle, doğallıyla, herkesi  etkilerdi…  Lise caddesinde, tost çay yapan, küçük bir  kantin vardı. Hocamız, çay tost için , dersi boş olduğunda uğrardı kantine. Bir arkadaşla izin isteyip , masasına oturduk. Bize de tost ve çay siparişi verdi, bizle sohbet etti. Vaner Hoca,  demli çayı çok severdi. Bize de çayı sevdirmişti.
Vaner Bey, tanıdığım en ihlaslı, en güzel ahlâklı, hakiki imana ermiş, gerçek bir mümindi… Her haliyle, insana , Allah'ı hatırlatan, Allah dostu, bilge, aydın  bir filozoftur…
Bilgelik yolu;  okuduğunu,bildiklerini, en iyi şekilde temsil etmekten geçiyordu. Hele de zarafet libasıyla tamamlanınca, her halinle, etrafındakileri derinden etkilersin.

Vaner Hocamız, bu duruma, en güzel örnekti. Vaner Kuzu; bizim için berrak, masmavi bir gökyüzü, bir okyanus, kendi semasında hep aydınlatan biricik bir yıldız… Okumakla,yazmakla bitmeyen gizemli dev bir kitaptır… Talebesi olmakla, onur, şeref duydum…
Rabbim, kendisine hep talebe olmayı nasip etsin. Candan dualarımız, Vaner Hocamızla.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır