27 Şubat 2021


Milletvekilliği Neden İtibarsızlaştırıldı?



Hasan Fehmi ERDOĞMUŞ

A- A+

Ne yazık ki Enis Berberoğlu, Leyla Güven ve Musa Farisoğulları’nın vekilliklerinin düşürülmesi ve daha sonra tutuklanmalarının sorumlularından biri CHP’dir. CHP’dir, zira “Anayasa’ya aykırı” diyerek, sırf HDP ile aynı safta gözükmemek adına Anayasa’ya geçici 20. maddenin eklenmesine kabul oyu verdi. Bugün de hukuksuzluğa karşı söyleyecek bir sözü, direnecek bir mecali olmaması normaldir. Bu nedenle de bugün yaşanan utanç tablosunun baş sorumlusunun ana muhalefet partisi olduğunu düşünüyorum. 

İktidarın Türkiye’yi getirdiği noktayı ise tarif etmek imkânsız. Hukuksuzluğun iktidarın gıdası olduğunu söylemeye lüzum yok sanıyorum. Meclis’in sadece adının olduğu, milletvekillerinin etkisizleştirildiği ve nasıl bir karar alma mekanizmasının işlediğini dahi anlamadığımız bir sisteme mahkûm edildik. 

Yasama dokunulmazlığının Türkiye gibi ülkelerde ne kadar hayati olduğunu bu süreç zarfında tekrar gördüğümüz kanaatindeyim. Yasama dokunulmazlığı, halkın iradesinin Meclis’te gerçekleşmesi için gereklidir ve iktidarın diline pelesenk olan, millet dalkavukluğu ile sürekli ifade edilen ama gerçekte esamesi dahi okunmayan “milli irade”nin gerçekleşmesine hizmet eder. Ancak bu söylemin de içinin boş, tamamıyla konjonktüre, şartlara veya kimin için ifade edildiğine göre değişen bir kavram olduğunu biliyoruz. Açıkçası halkın iradesinin bu kadar yok sayıldığı ama bu kadar “milli irade” nutukları atılan başka bir dönem olduğunu da düşünmüyorum. 

Anayasa’ya aykırı bu değişiklik ile Selahattin Demirtaş dahil birçok milletvekili cezaevine girdi. Bu hukuksuzluklar bir yana, milletvekilliğinin bilinçli olarak süreç içerisinde nasıl itibarsızlaştırıldığına değinmek istiyorum.

İktidar partisi, ilk döneminden itibaren düzenli şekilde milletvekilliğini itibarsızlaştırmış ve tek adam sistemini ikame etmiştir. Aslında milletvekillerinin itibarsızlaştırılması süreci askeri vesayetin hüküm sürdüğü dönemlerde de yavaş yavaş işletilen bir süreçti. Sürekli bir şekilde milletvekilleri maaşları gündeme getirilerek milletvekilliği toplum nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılırdı. Maaşların yüksekliği, toplumun açlık ve yoksulluk sınırı düşünüldüğünde elbette tartışılması gereken bir konudur. Ancak askeri harcamaların sınır tanımadığı, devletin onca israf kalemi arasında tek sorunun milletvekilleri maaşları olduğu hususu pek inandırıcı değildi. Amaç bir şekilde milletvekillerini halkın nazarında itibarsızlaştırmaktı. 

AK Parti iktidarı ile bu kez milletvekilleri maaşları sorun olmaktan çıkmıştı. Hatta devlete çok daha az maliyeti olan lojmanlar yıkılmış, milletvekillerine fazladan personel istihdam hakkı verilmiş, farklı imkânlarla itibardan tasarruf (!) edilmemeye başlanmıştı. Ancak bu kez milletvekillerinin partileri, bürokrasi üzerindeki etkisi tamamıyla ortadan kaldırıldı. Milletvekilleri kendi genel başkanlarına, bakanlarına hatta bakan danışmanlarına ulaşamaz oldular. Valiler milletvekillerini önemsemez, telefonlarına çıkmaz oldu. 

Artık grup toplantılarında dinleme şansları oldukları genel başkanlarını oturdukları koltuklarından “selfie” ile fotoğraf karesine alıp, bunu profil fotoğrafı yapan milletvekilleri ortaya çıktı. Bir milletvekili için genel başkanına ulaşılabilecek en yakın nokta! Bu durumu genel başkanları da milletvekilleri de o kadar kanıksamıştı ki bir milletvekili partilerinden istifa ettiğinde milletvekilliğinden de istifa etmesi gerektiği açık açık ifade edildi. Ne de olsa milletvekilliği, genel başkanların lütfettiği bir makamdı. 

 

Peki, neden bu noktaya gelindi ve bu noktada olan milletvekilliğinin kime ne faydası var?

Etkisiz bir Meclis’in ve etkisiz milletvekillerinin çok az kimse dışında işin aslı kimseye bir faydası yok. Bu sistem, partileri kendi mülkü gören genel başkanlara ve ideolojik partilere yarıyor. Oysa demokrasi parti içinde başlar. Parti içi demokrasinin olmadığı yerde demokrasiden söz etmek pek mümkün olmasa gerek. Ancak istisnasız bütün partiler genel başkan sultası altında yönetiliyor. Parti teşkilatlarının, illerin, ilçelerin ne düşündükleri önemsenmeden genel merkez tarafından listeler belirleniyor ve seçilme şansının olduğu yerlere yukarıdan atamalar yapılıyor. Sonunda elimizde oyla seçilmiş “memurlar” kalıyor. 

Oysa Rahmetli Özal, bürokrasi kayalıklarında parçalanan toplumun çıkış yolunun milletvekillerini etkin kılmaktan geçtiğini çok iyi bildiğinden Meclis’e ve milletvekillerine önemli bir etkinlik kazandırmıştı. Milletvekilleri, toplumdan gelen talepleri bürokrasiye iletiyor ve vatandaşların o soğuk binalarda gördükleri kötü muameleyi bir şekilde engelliyorlardı. Elbette suiistimaller yaşanıyordu ancak Türkiye gibi bürokrasinin topluma tepeden baktığı ülkelerde bu etkinlik çok önemli bir işlev görmüştü. 

AK Parti iktidarı ile bu süreç tekrar geriye işletildi. Çözüm merci tekleştirildi. Böyle olunca da il müdürleri, valiler, genel müdürler ve daha niceleri bırakın milletvekillerini, bakanları bile ciddiye almaz oldu. Bu süreç özellikle HDP milletvekillerine yönelik polis şiddeti ile zirve yaptı. Peki, böyle bir sistemin topluma bir faydasının olması mümkün mü? Sürekli “öteki” üzerinden meşrulaştırılan yanlışlıklar, hukuksuzlar kime ne kazandıracak? Milletvekillerinin itibarlı olduğu bir sistem, toplumun taleplerini doğru ifade edebildiği bir sistemdir. Çözüm merciinin tek olduğu bir yerde doğru sonuç alınması mümkün değildir. Etkisiz bir Meclis ve etkisizleştirilmiş milletvekillerine toplum elbette itibar etmez.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır