16 Temmuz 2024


KOD ADI 672 KHK’LI



Hacer Zelal Atalay

A- A+

Adım Hacer Atalay Tuna, 672 KHK ile ihraç edilen, Fransızca ve İngilizce öğretmeniyim. Okuma yazma oranın en yüksek olduğu Sivas'ın Gürün İlçesine bağlı Tepecik Köyün ‘de doğdum. Aynı zamanda ihraçların en çok olduğu köy. Son görev yerim Asef Çoban Anadolu Lisesiydi. 15 Temmuz’da darbenin yapıldığı saatlerde ise Mudanya' da düğün salonunda yeğenimin oğlunun kınasındaydım. Neden kınada olduğumu özellikle belirttim biliyor musunuz? İlçedeki fısıltı gazetesi benim darbe yapmaya gittiğimi söylemiş hatta darbenin plânlarını yapmışım… tey tey gel de gülme. O gece hepimiz tedirgindik. Merakla TV’de haberleri takip ediyorduk. Cumartesi günü Başbakan ölü sayısını açıklarken içimiz yangın yeriydi. Demokrasi barış sevdalısı biri olarak her zaman için darbelere karşı olan ben, nerden bilebilirdim ki darbecilerle adımın yan yana anılacağını hem de hükümetin kurulmasına izin verip aidatını ödediği yasal bir sendika üyeliğinden dolayı…

Ben daha Bursa'da iken, canım ablam, beni aradı ve endişeli bir ses tonuyla "Canım, eltilerim aradı, senin görevden alınacağını söylediler,” dedi. Bir tuhaf oldum, şaşırdım fısıltı gazetesi diline almıştı beni... 20 Temmuz’da sendikadan istifa etmek için ilçe milli eğitim müdürlüğüne gittim. Şube müdürü elleri titreyerek, açığa alındığım yazısını, bana uzattı. O gün çok güçlüydüm, içim rahattı, tuhaf bir huzur ve metanet vardı yüreğimde. Sanki tüm olanlar kötü bir şakaydı.

Sevdiklerim, açığa alındığım haberini duyunca, çok üzüldüler. Herkesin yüz ifadeleri, acıma hisleriyle doluydu. Hukuk devletinde soruşturma geçireceğimi beklerken, 1 Eylül’de, bir gecede sorgusuz sualsiz, hiç savunmam dahi alınmadan, suçumu hiç bilmeden, ihraç edildim, hem de terörist olarak. Devlet baba hiç bu kadar acımasız olmamıştı kamu emekçilerine karşı. Cumhurbaşkanımızın bile kimlerin yaptığını bilmediği darbeyi ben nasıl bilebilirdim ki… İhraç haberimi bana yine ablam çok üzgün (sanki biri ölmüş gibi) ses tonuyla verdi.  Bu defa Fısıltı Gazetesi’nden değil Resmî Gazete 'den öğrenmişler. Yine tuhaf bir huzur vardı içim de. Küçük kızım, açığa alındığımda ve ihraç edildiğimde hepimizin yerine çok ağlamıştı. Kızım ağladığı için, kendimi çok kötü hissettim.

Kızımın, benim gözyaşlarımın hesabını kim verecek? 6 Eylül’de ise gözaltına alındım. Emniyette ifade verdim, filmlerdeki suçlular gibi hatta çıplak aramaya maruz kaldım. Üzerimi arayan polis memuru, gebe kadın, benden 2 ay sonra eşiyle birlikte ihraç edildi. Gözaltında bana “işimiz gücümüz vatan haini teröristlerle uğraşmak” diyen polis memuru nereden bilebilirdi, 2 ay sonra kendisinin de 11 arkadaşıyla bir gecede terörist ilân edileceğini...

 İki polisle 2 defa hastaneye gidip gelmek beni üzdü ama hep dik durdum elif gibi….

Savcıya ifade verdim 2 saate yakın… Savcı bana Ahmet Altan'ın fetöcü olup olmadığını sordu. Bu soruyla şok oldum. Nöbetçi mahkemeye sevk edildim, birkaç öğretmen arkadaşla birlikte imza karşılığında serbest bırakıldım. Ben gün içerisinde bu süreci yaşarken, sevdiklerim, endişeli gözyaşları ve dualarla beni beklemişler... Mahkemeden yine tebessümle çıktım, geçecek bitecek bugünler dedim… Ama öyle olmadı maalesef.

 Maddi manevî sıkıntılarım her geçen gün artıyordu. Kasım ayında sosyal medyada KHK’lılar platformuna üye oldum. Platformlardaki gönderileri ve yorumları okudukça yalnız olmadığımı fark ettim. Yorumları okurken ağladığım oluyordu. Yüz binlerce masum KHK’lı bir gecede bilemedikleri bir suçtan, yasal kriterlerle, günah keçisi ve terörist ilân edilmişti. Hepimizin sicili tertemizdi. Çoğumuz fişlenmiştik.

Yaşadığımız bu duruma kimimiz imtihan dedi, kimimiz ise zulüm. Biz KHK’lıların ülkemize ve milletimize karşı vicdanları rahattı. Yüz binlerce masum KHK’lı vardı artık, hikâyeleri birbirinden farklı, acıları ise aynı olan…

36 ay süren mahkeme sürecinin sonunda beraat ettim ama hâlâ suçumu bilmiyorum. Vicdanım ise hep rahattı... Yasal kriterlere göre ihraç edilen cezadan beraat eden ve takipsizlik alan eli silah tutmamış ve hiçbir şekilde suç işlememiş vicdanı rahat olan KHK’lılar bu ülkenin masum mazlumlarıdır.

Tüm KHK’lılar hukuki yollardan haklarımızı ararken çok büyük sıkıntılar yaşadık. Bölgeden bölgeye, ilden ile, aynı durumlara mahkemelerden farklı kararlar çıkıyordu. Hukuk âdeta tıkanmıştı. Hükümet OHAL komisyonunu kurdu, görev süresi 1 yıl olarak belirlenmişti ancak tam 5 yıldır devam ediyor... OHAL Komisyonu oyalama komisyonu olarak tarihe geçti. KHK mağdurları olarak sabırla bekliyorduk. 4 Yıl boyunca sabırla komisyon sayfasına baktım, umutla çıkacak kararı bekliyordum… Yoruldum uzayan belirsizlikten. Yalancı, iftiracı tanık beyanları, yasal sendika üyeliği gerekçe gösterilerek, göreve iadem, komisyondan, İdari mahkemeden red aldı. Dosyam 13 aydır 13.Ankara BİM de. Hâlâ dosya durumu açık.

KHK ile bu ülkenin kamu emekçilerine asıl darbe yapıldı. Bizler açlığa; yokluğa, sefalete, ağaç kabuğu yemeğe, terkedilen gariban Anadolu evlatlarıyız. İhraç edilen kamu emekçileri onurlarıyla alın teriyle hayat mücadelesine devam ediyoruz.  Bu süreçte birçok KHK’lı kanserden, iş kazalarında, cezaevi yollarında trafik kazalarında, ne yazık ki öldüler, ya da çaresizlikten girdikleri bunalımdan dolayı intihar ettiler. Yıllarca sürecek onarılması güç, toplumsal yaralar oluştu. Biz KHK’lılar; toplumdan acımasızca dışlandık. Devlet, milyonlarca insanı, kendine, millletine küstürdü, kırdı, üzdü ve ezdi. Türkiye'nin en çalışkan, en temiz, en liyakatli çalışanları, kamudan alınarak ülke genelinde, telafisi olmayan maddî manevî kayıplar oluştu...

Mücadelede biz KHK’lılar maalesef zayıf kaldık. KHK’lılar, kendileri için mücadele eden hak savunucularını, amasız ve fakatsız desteklemede yetersiz kaldılar. Mecliste gür sesiyle, sessiz sesimizi duyuran, hâk savunucusu, kendisi de KHK’lı bir Doktor olan HDP(YSP) Kocaeli Milletvekilimiz Ömer Faruk Gergerlioğlu'nu yalnız bıraktılar. Güneydoğu Bölgesinde binlerce kamu emekçileri, aynı aylarda yasal sendikalarından dolayı açığa alındığında, bölgedeki duyarlı halk, kamu emekçi memuruna, var gücüyle sahip çıktı, birkaç ay sonra, yoğun toplumsal baskıdan dolayı, devlet kamu emekçilerini göreve iade etti. Bizlere ne halk, ne yakınlarımız, ne mesai arkadaşlarımız, sahip çıkamadı.  Hattâ “Vardır mutlaka bir suçları, devlet neden bizi görevden almadı,” diyen kamu çalışanları bile oldu. Bizim toplumda, devletin suçu, kabahati hiç olmazdı, “devlet ne yaparsa yapsın, her zaman haklıdır,” görüşü yaygındır. Bu süreci, beraber mücadele ederek, inancımızı yitirmeden, tüm haklarımızı alacağız elbette, direne direne kazanacağız. Yeter ki mücadele etmekten vazgeçmeyelim...

Sürecin bize kaybettirdikleri kadar, kazandırdıkları da oldu. Evet işimizi, aşımızı, mevkimizi, unvanlarımızı, itibarımızı ruhsal ve bedensel sağlığımızı dost sandıklarımızı, maalesef   kaybettik, yaşadıklarımız kolay değildi elbette. Kazanımlarımız da oldu; yeni dostluklar, yeni insanlar, yeni işler, yeni hayatlar, başka şehirler, ülkeler yeni başlangıçlar…

Bambaşka bakış açıları kazandık, en çok da kendimizi kazandık.

Hepimiz; ülkede bugüne kadar, yaşanılan haksızlıkları fark ettik. Gün be gün, birçok KHK'lı platformlarda buluşarak, mücadele etmeyi öğrendik. Herkes için; adalet, hâk, hukuk, özgürlük, barış, demokrasi VE huzur diyerek, toplumsal barışa, hep birlikte, katkıda bulunmaya başladık.

Biz KHK'lılar dik durup, tüm cesaretimizle, pes etmeden, mücadele ettiğimiz sürece, gasp edilen haklarımızı, söke söke alacağız. Haklıyız, güçlüyüz, direne direne, mutlaka kazanacağız. Hâk; hukuk, adalet, barış, özgürlük, demokrasi ve daha birçok özlediğimiz muazzez  değerlerin hâkim olduğu, iyi bir toplum ve güçlü bir ülke inşa edeceğiz…

KHK'lar çöp olacak, KHK'lı kamu emekçileri kalacak…

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır