24 Mayıs 2026


KHK Çağın Trajedisi



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Hukuk açısından yok hükmünde olan KHK’ları (Kanun Hükmünde Kararname), sadece hukuk veya hak ihlali olarak değerlendirmek, hukuka saygısızlık olduğu kadar zulmü de hafifletmek olur. KHK uygulamaları, sıradan HAK ve Hukuk ihlali değil, Hak ve Hukuku tamamıyla ortadan kaldırmaktır.

Esas olarak İktidar için KHK, Totaliter ve Ceberut bir yönetimin inşa silahıdır.

Hukuk tarihine bir utanç ve kara bir leke olarak geçecek olan KHK uygulamaları, yalnız Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde, Hukuk Fakültelerinde Hukuk cinayeti, hilesi ve istismarına örnek olarak öğrencilere anlatılacağı kanaatındayım.

Totaliter rejimin inşasında kullanılan KHK, yalnız hukuku, adaleti, anayasayı ihlal etmekle sınırlı değil, bir toplumun nasıl ayrıştırıldığının, yozlaştırıp çürütüldüğünün de bir örneğidir.

İstiklal Mahkemelerinin bir benzeri olarak uygulanan KHK’lar, hiçbir masumiyet karinesi dikkate alınmadan, sırf muhalif bir Cemaat aidiyeti gerekçesiyle insanlar, yargısız ağır cezalarla mahkûm edildiler.

Bu insanlar, şiddet ve terörle hiçbir işleri olmadıkları halde, Örgüt üyeliği kapsamında ağırlaştırılmış müebbet cezalara çarptırıldılar.

Özellikle uydurulan “İltisak" hükmüyle bir “Çökme Sistemi” kuruldu, bu yöntemle insanlar, sadece mahkûm edilmediler, mallarına, mülklerine de resmen çöktüler.

--

Söz konusu Cemaatin arka planını ve bağlantılarını bilmemekle beraber, görünür faaliyetleri bakımından şiddet ve terörle hiçbir ilişkisine şahit olmadık, duymadık, haberdar olmadık. Aksine “şiddet karşıtı” bir Cemaat olduğu herkes tarafından biliniyor.

Buna rağmen Cemaatin “Terör Örgütü” olarak tanımlanması ve mensuplarının “Terör Örgütü Üyeliği” gerekçesiyle mahkûm edilmeleri, emsali görülmemiş bir Kirli Siyaset ve Güvenlik Mühendisliğidir.

Yine bu dönemde Askeri Öğrencilerin ve Kursiyer Teğmenlerin “Darbe” ile ilişkilendirilerek ağırlaştırılmış müebbet cezalara çarptırılmasının meşru bir izahı yoktur, olamaz da. Buna rağmen ciddi bir tepkiyle karşılaşmadan mahkûm edildiler. Bu durum, zulme aşina olmuş bir toplumsal zihniyetin oluşturulduğunu da göstermektedir.

--

Gerçekten de KHK uygulamalarıyla büyük bir trajedi yaşanıyor; İşçi, memur, emekli, iş insanı, tüccar, çiftçi, esnaf, öğrenci, öğretmen, imam, gazeteci, yazar, akademisyen, doktor, hâkim, savcı, polis, asker, siyasetçi, sanatçı, sporcu, kadın, erkek, genç, yaşlı, toplumun her kesiminden yaklaşık iki milyon insan “Cemaat aidiyeti” gerekçesiyle mağdur edilmiştir.

En az iki milyon insan da muhbir, itirafçı, işbirlikçi ve müfteri olmaya zorlanarak onuru elinden alınmış ve iktidara kul-köle yapılmıştır. Ülke nüfusunun neredeyse yarısı da bilerek-bilmeyerek bu uygulamaları onaylamıştır.

Bu tablo karşısında dehşete düşmemek, vicdan sahibi insanlar için mümkün değildir.

--

Zulme sessiz kalanlar mazur görülebilir ancak toplumsal çoğunluğun, muhalefet ve iktidar tarafının tepki göstermemesi siyasal ve toplumsal çürümenin, en önemlisi de “Müslümanlık” yozlaşmasının boyutlarını göstermesi bakımından ibret verici bir durumdur.

Bir cemaat aidiyetinden dolayı yüzbinlerce insanın mahkûm, milyonlarca insanın mağdur edilmesi kabul edilemez.

Bunca ağır bir vebali yüklenmek, iktidar ve yandaşları için gerçekten büyük bir CÜRET.

Haklarında yasal engel bulunmayan veya berat edilen KHK’lıların işine geri dönememelerini, “cüret” dışında kim, nasıl açıklayabilir?

Gerçekten de Anayasayı, hukuku yok sayan KHK uygulamaları, bir cesaret örneği değil, cüretkarlıktır.

--

Özeleştiri bağlamında soruyorum:

Zulme, haksızlığa, hukuksuzluğa tepki vermek, hepimizin insani, ahlaki, vicdani bir sorumluluğu değil mi?

Biliyoruz ki Paralel devlet oluşumunda Gülen Cemaati ve İktidar kol-kola ittifak içindeydiler. Bu durumda Cemaat kadar iktidar da sorumlu değil mi?

Mevcut yönetime sormazlar mı; Paralel devlet inşa edilirken siz neredeydiniz? İktidar değil miydiniz?

Başka cemaat ve grupların da paralel yapılanmayı sürdürdükleri iddiası da yaygındır. Mevcut iktidar, söz konusu cemaatlerin tamamıyla ta başından itibaren iş birliği ve ittifak içindedir. Aklanmak nasıl mümkün olacaktır?

Ayrıca söz konusu cemaat ve grupların Gülen cemaatiyle aynı akıbeti yaşamayacaklarını kim garanti edebilir?

Hangi gerekçeyle olursa olsun, İktidarın hukuksuzluk ve haksızlığına “sadakat” gösterenlerin akıbeti elbette hüsran olacaktır.

Hayatı boyunca Namaz Cemaati dışında bir cemaate mensup olmamış birisi olarak, KHK zulmüne bir kez daha itiraz ediyorum ve yakın zamanda son bulmasını diliyorum.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır