27 Ekim 2021


Kendi Vatandaşına Zulüm Etmek!



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

--

Başkasına yapılınca kaparsan gözünü arsızca

Zamanla sana döner zulmün bedbaht yüzü!

--------

Yuval Noah Harari’nin ‘Hayvanlardan Tanrılara-Sapiens’ adlı kitabında, ‘’İnsanların hayali düzenler yaratarak insanlar arasında üstün, sıradan ve köle olarak çok net şekilde bir ayrıma gittiğini ve bu düzen ile ne doğal ne de adil olduklarını aynı zamanda üst grupların gücü elinde tutarak ayrıcalıklardan yararlandığı, alttaki grupların ise baskıya maruz kaldığını’’ dile getirmişti.

Yani insanoğlu, dünden bugüne süre gelen yaşamı içinde güce sahip üstünlerin kontrolünde alt tabakaya ve kendilerinden olmayanlara yönelik baskı, şiddet ve zulmü bir yöntem olarak kullanarak egemenliklerini koruma yoluna gitmişlerdir.

Söz konusu yöntem, sadece imparatorluklar döneminde değil, modern dönemlerde de uygulanmaya devam edilmiştir. 19. Yüzyılda bugünün medeni dünyası olan Avrupa’da yaşanan mezalimi, insanlığın unutması mümkün değildir.

Yaşanan yıkım, katliam ve soykırımların nedeni “egemenlik” dışında ne olabilir ki?

Yaşananlar, sadece farklı milletler ve rakip devletler arasında meydana gelmemiştir. Aynı milletler arasında egemenlik savaşları olduğu gibi, bir devletin kendi yurttaşlarına yönelik sindirme ve imha yöntemine başvurduğunu da biliyoruz.

İtalya, İspanya, Almanya, Rusya gibi faşizmin en ağır biçimiyle uygulandığı ülkelerde milyonlarca yurttaşın katliamlarla yok edildiği biliniyor.

Boyutları ve şiddeti farklı olsa da Osmanlı yönetiminin de aynı yöntemlere baş vurduğu çok geniş bir şekilde kaynaklarda yer almaktadır.

Hiçbir imparatorluk veya modern devlet, şiddet ve zulme baş vurmadan kurulmamış ve egemenlik oluşturmamıştır.

Devlet egemenliği; ister “Tanrı” adına, ister “sultan” ve “millet” adına olsun şiddete baş vurulmadan tesis edilmesi mümkün olmamıştır. Şiddetin öncelikli muhataba da boyun eğdirilen halkın kendisidir. Halkın, “kul”, “tebaa” veya “vatandaş” olması bu gerçeği değiştirmemiştir.

Medeni dünya, “egemenlik” yönteminde demokrasi ve hukuku önceleyerek sorunu büyük ölçüde çözmeyi başarmıştır. Uygulamalarda eksiklikler, aksaklıklar, haksızlık ve hukuksuzluklar olsa da en azından yöntem açısından büyük ilerleme kaydettiklerini iddia edebiliriz.

Muasır medeniyet seviyesine ulaşmamış bizim gibi ülkelerde ise şiddet-baskı ve zulüm bir “yöntem” olarak devam etmektedir.

Bilgi, bilim ve teknolojik gelişmelerin dışında kalan anti demokratik ülkelerde, ne yazık ki devlet egemenliğinin yöntemi de kaçınılmaz olarak “şiddet” olacaktır.

Bugün Türkiye’de şiddet, sadece Kürtler, Aleviler gibi farklı olanlara değil, devlet ideolojisine, gericiliğe, hukuksuzluğa boyun eğmeyen herkese yönelik uygulanmaktadır. KHK-OHAL ve KAYIM uygulamaları en açık örneklerdir.

Güncel örnek olması bakımından 15 Temmuz yıl dönümü nedeniyle güvenlik gerekçesiyle ortaya konan uygulamalara bakmak yeterlidir.

Şehir girişlerinde ve yol kontrollerinde güvenlik güçleri tarafından yapılan uygulamalarda ortaya konan üslup, yöntem, muamele, özellikle eşyalara salya karıştıran köpeklerle yapılan aramalarda ortaya çıkan tablo şiddetten öte bir durumdur. Gerçekten büyük bir işkence uygulanmaktadır.

Vatandaşına bu uygulamaları meşru gören bir devleti nasıl tanımlamak gerekir?

Neredeyse bu ülkenin %80’i “15 Temmuz Suçlusu” kabul edilmektedir? Hani 15 Temmuz Darbe girişimi millete karşı yapılmıştı? 15 Temmuz’da millete karşı bu hukuksuz uygulamaların, saygısızlık, işkence ve zulmün gerekçesi nedir?

Bir devlet, vatandaşına neden zulmetsin?

Vatandaşa zulmederek sağlanan egemenlik meşru mudur?

--

Bugün sessiz kalıyor diye mazlum tüm zulme,

Yarın çığlık atıp kulakları sağır etmeyeceğini bilemezsin!

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır