16 Temmuz 2024


HEPİMİZ ENKAZ ALTINDA KALDIK



Hacer Zelal Atalay

A- A+

Uzun zamandır içimde kötü şeyler olacağı hissi, yüreğimde sönmeyen bir ateşti.
Günlerdir beni boğan bu acı dolu his, yüreğimdeki sismik miş meğer, altıncı hissim beni hiç yanıltmaz!
Geceleyin, kar lapa lapa yağarken, 6 katlı binamız, korkunç bir gürültüyle beşik gibi sallandı, yatağın dibine oturup, şehadet getirmeye başladım, son anlar dedim, sandım ki sadece bir tek ben duyuyorum bu uğultulu gürültülü ve sarsıntıyı benim kıyametim kopuyordu..

Sarsıntı bitince, biraz sakinleşip, ailemle birlikte,  tüm bina sakinleri, apar topar can havliyle kendimizi dışarı attık, çocukların çığlıkları, yaşadığımız büyük  şok..
Komşumuzun özel çocuğu "Allah, bizi affetmedi ,Allah bizi affetmedi" söylemleri gözlerimin buğulanmasına yetti…
Büyük bir deprem olmuştu, acaba nerede dedik, telefonlarımızdan öğrendik, Maraş merkezli on ilimizde deprem olmuştu..
İnşallah ölü sayısı çok olmaz diye dua ettik.
Saat yediye doğru, artık deprem olmaz deyip, dışarının soğuk olması nedeniyle, korkuyla evlerimize girdik.
Saat on üçten sonra, yine deprem oldu, ama daha şiddetli sallandık, sanki bina her an patlayacak, bomba gibiydi..
Tedbirimizi aldık, cenin pozisyonuna geçtik, sonra tekbirlerimizi getirdik…
Sarsıntı biter bitmez, korkuyla dışarı attık kendimizi. Eyvah dedik acaba nereler yerle bir oldu? Komşumuzun özel çocuğu bu defa" eyvah kıyamet koptu" dedi. Gerçekten iki depremi hisseden, yaşayan için, kıyametti…
Dışarıda hava soğuk ve karlı.

Hasretle beklediğimiz kar böyle bir günü beklemişti. Nerden bilebilirdik naz yapa yapa gelen bembeyaz karın, binlerce ölen yurttaşımıza, kefen olmaya geldiğini. Yaşadığımız, iki korkunç şiddetli deprem, küçük kıyametti.. 
Dışarıda; kış, soğuk, şiddetini artırırken, hep yanı başımızda olan ölümden, imkanlarımız ölçüsünde, sıcağı sıcağına bir bilinmeze kaçıyorduk.. Dışarıda ateşleri yaktık,  dokuz saat dışarıda, soğuk havada,  olup bitenlere anlam veremeden, ellerimiz koynumuzda,  birbirimize şaşkın şaşkın bakıp durduk..

Sözün bittiği bir haldeydik…

Cep telefonumda, acı haberleri, korkuyla takip ediyordum. Durum çok vahimdi. Bizimkilere, hemen  seferberlik ilân edilmeli. Devlet, ordu, tüm halkımız var gücüyle seferber olmalı!!! Dedim. Ailede bazıları, ilahi emir, kader dediler, bizim, senin, elinden hiçbir şey gelmez, tepemdeki fay,  bu klasik söylemlerle kırılmıştı.. Çok öfkelendim.. aczimi, noksanlığımı, zayıflığımı, fakirliğimi bir daha, çok derinden, acı acı hissettim… 


Allah, aciz kullarına asla zulmetmez. Yüce kitabımız Kuran'da geçen musibetlerden önce, kavimler, toplumlar, peygamberleri tarafından defalarca uyarıldıktan sonra helak edilmiştir. Hz Nuh Peygamber, dokuz asır boyunca kavmini uyarmıştı, gelecek büyük tufandan bıkmadan bahsetmiş, gemisini sağlam yapmıştı, çünkü kavmi ilahi nizama dikkat etmeden, başıboş yaşıyordu. Kavmi doğal afeti ve felaketi, onca uyarılarına rağmen, Nuh Peygamberle alay etti.  Nuh Peygamber, herkesi kurtuluşa  davet etti. Hz. Nuh kıssası, insanların, tabiat ve kanunlarını dikkate alarak insanca yaşamayı öğretmişti. Doğayı; tanımadan, hırslarına, egolarına  talan eden kavimler, doğanın afete dönüşen tokadını anında şiddetle hisseder. Tabiatın ahengini bozarsan, helede tedbirlerini almazsan, gün gelir sana felaket olur.. Allah, doğayı ilahi bir nizamla yönetir. Allah, doğal olaylarla kullarına helede masumlara asla zulmetmez. Doğal olayları felakete dönüştüren, ne yazık ki insanların cehaletidir.

Toplumlar, bulundukları mekanları, iklimleri iyi bilip, her türlü doğa olaylarına karşı önlemleri almalı.  Doğa, kendisine acımasızca muamele edenleri,  asla affetmez. Yaşamın kalbi olan dünyamızı, hoyratça , bencilce kullanırsak , elbette normal olan tüm doğal olaylar afete dönüşür..

İmar affını verenler, imar affını isteyenler, betonlaşmayı rant uğruna büyütenler, marabası, işçisi, ustası, mimarı, mühendisi, belediye yetkilileri, bürokrasi dekiler, siyasiler, ev alırken, kiralarken, depreme dayanıklı mı? Değil mi? Araştırmayan herkes, bu büyük depreme öncesinden önlem almayarak, sonrasında ise iyi organize olmayarak, büyük bir felakete neden oldular. Birkaç günah keçisi yok bu olanlarda. Herkes bir vicdanına dönüp baksın!!

Deprem gecesi ve gündüzü kapkaranlıktı, soğuktu. Yıllardır  soğuk kışı yaşayan ben, kat kat giyinmeme rağmen, yün yorgan altında sıcacık evde çok üşüdüm. Enkaz altındakilerle empati yapayım diye,  bu kadar üşüdüm. Depremzedeleri düşünemiyordum. 
Deprem ülkesi Türkiye ve halkları bir daha hazırlıksız yakalandı iki küçük kıyamete.. Hepimiz enkaz altındaydık, hem de tüm olumsuzluklarla beraber… Yine bir daha hazırlıksız yakalandık depreme..


Koordinasyon yoktu, kurumlar bir türlü organizasyon olunamadı, ama Türkiye Halkları, imkanları ölçüsünde, (uzun zamandır siyasiler tarafından yıllardır kutuplaştırılmasına rağmen,) böyle zor  bir zamanda, tek yürek olmayı başardı. Yardımlaşmanın,  sivilleşmenin, dayanışmanın, gücünü bir daha beraber  öğrendik. Türkiye halkları; her zaman için devlet denilen aygıtı hep masum, kusursuz, yüce görürdü, öyle bilirdi. Ama bu depremle yanıldıklarını fark ettiler.. Devlet, insanla, kaimdi.. İnsanlar, dayanışmanın gücünü geç de olsa fark ettiler. Devletin esiri köleleri değiliz. Asıl bizim vergilerimizle, hep var olan, var olacak  devlet, bizim hizmetkarımızdı. Güçlü devlet;  insanlığı, insanları kutsar, zamanında gereken tüm önlemleri alır, kendi gücü olan  insanlara, var gücüyle hizmet eder..

24 yıl önceki Marmara Depremi ve daha birçok deprem sonrasında ki felaket, bize ibretli bir ders olmamış.. Koskoca 24 yılda bize verilen mühleti,  kalıcı sağlam tedbirler almadan geçirmişiz.  Hatta daha çürük yapılar inşaa etmişiz.   Keşke önce tedbir alıp, sonra tekbir alsaydık..  Kader, imtihan, her şerde bir hayır var deyip, işin kolayına kaçıp, tüm suçu Allah'a atmasaydık…

Japonya gibi bir deprem ülkesini, (yüzde kırk beşi deprem kuşağı olan ülkemiz) kendimize rol model alsaydık. Bir diğer deprem ülkesi Şili'yi de örnek alabilirdik. Şili, her depremle, özellikle halkıyla el ele beraber, sağlam yapılar inşaa etmiş, maddi manevi kayıpları minimum seviyeye indirmeyi başarmış bir ülke. Tüm yapılarımızı,prosedüre  uygun sapasağlam yapıp, büyük tedbirler  alıp, doğal olan bu depremlerde, çok az  maddi kayıplarla atlatabilirdik.. Unutmayalım ki deprem değil,  çürük binalar, yapılar, evler öldürür.

 Her deprem sonrası, yaşanılan mucizeleri, medya organları, defalarca evirip çevirip, yayınlayarak, arka plandaki aksaklıkları, halktan saklamasalardı… Halkı bu tür haberlerle hipnotize etmeseler.  Oysaki Mucize, tüm doğal afetlere karşı en üst düzeyde önlem alıp, doğal afet sonrasında ise tüm birimlerin,kurumların,  en iyi şekilde organize olmasıydı..

Depremde, binlerce çürük  bina yıkıldı, binlerce canımız , enkaz altında, umutla kurtulmayı beklerken, günbegün çaresizce  öldüler. Marmara Depreminde, enkaz üstündeki kurtarma ekipleri, enkaz altındakilere " KİMSE VAR MI?" Diye sormuşlardı. Maraş Depreminde ise enkaz altındakiler , "KİMSE YOK MU? KURTARIN BENİ, BİZİ!! " Dediler.. İlk gün, ikinci gün, üçüncü gün, kimse yoktu.. Sahi niye yoktuk???


Bu acı ölümlere; kader deyip, vadesi geldi öldü demek, ne kadar kolay!!! Allah'a suçu atmakla, işin içinden çıkmak, hangi vicdanı , hangi aklı selim insanı, hangi yaralı acılı yürekleri rahatlatabilirsiniz ki? Allah; düşün,akıl et, oku, sorgula, tedbirini al diyor..
Doğa, ilahi emir doğrultusunda hareket eder. Tabiat; plansız dev  betonlaşmayı, temeli zayıf çürük binaları, çarpık kentleşmeyi,  tabii olarak  affetmez.. Yaşanılan büyük deprem, havanın olumsuz şartları, koordinasyonsuzluk, iyi organize olamama, birçok nedenden dolayı, maalesef büyük bir  felakete dönüştü. 
Bu felaketle, anladık ki hepimiz ama hepimiz suçluyuz, kusurluyuz. 


Hepimiz(en küçük kurumdan en büyüğüne, yediden yetmişe )bile bile göz yumduğumuz hatalarımızla, büyük bir enkazın altında kaldık. Tüm yapılar, ve içindeki insanlar, diğer canlılar, bir de siyaset enkazı altında kaldı. Bu felaketi, dahada kötü etti. Depremin yaralarını sarmadan, siyasilerin, bencil halleri, vicdanlı, duyarlı herkesi, özellikle deprem bölgesindeki yaralı yürekleri, derinden bir daha manen sarstı…

Artık yeter! En büyük kurumdan tut, en küçük kuruma kadar, yediden yetmişe herkes, ivedikle toparlanıp, bu talan edilmiş bozulmuş her defasında enkaz altında kalan çarpık sisteme artık dur demeli!!!

Depremde binlerce çürük bina yıkılırken, binlerce bina sapasağlam kaldı. Demek ki istenilince, kanunlara göre yapılan sağlam her türlü yapılar depreme dayanabilirmiş.. Sapasağlam binaları, evleri, yapıları inşaa etmek mümkün.. Ama para denilen bir put var.. O put için her şey mübah.. 
Toplumda, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, her kademede yaygınlaşmış…


Bencillik, kişisel çıkarlar, tatmin edilmeyen ego, kör sağır cehalet, bitmeyen hırs öfke, sürekli kutuplaştırma politikaları, senden olmayanı ötekileştirme, hatta terörize etme, nifak, toplumu defalarca enkaz altında bırakan manevi büyük depremler…
Manen yaşanılan büyük depremleri ve artçıları, maddi depremlerle bir nebze görebildik..

 Hâlâ istenilen uyanış, manevi silkelenme, yeterince sağlanamadı. Ülkemizi ve halklarını çok büyük görevler bekliyor..
Yıkılan, parçalanan tüm insani değerlerimiz başta olmak üzere, depremle yerle bir olan yapıları,binaları, en sağlam biçimde,en  ahlaki sağlam değerlerle inşaa etmeliyiz…


Yaşanılan yıkıcı deprem, acı dolu kayıplar, telafisi olmayan büyük bir felaket olarak, tarihe geçti. Ülkemiz 100. yılına, maalesef bu acılarla girdi.
Türkiye Cumhuriyeti, Maraş depremi öncesi ve sonrası diye anılacak. Hem de sayısız hikayelerle anılacak. Depremi yaşayan herkesin; derin acıları, uzun süren travmaları, azalmayan kaygıları korkuları, unutulmaz hikayeleri var…

Maraş depreminden aldığımız en büyük ders, tarihimizden tekerrür eden birçok depreme rağmen, hiç ders almadığımız..
 
Umarım ülkemiz ve yurttaşları, bu felaketten sonra,  kocaman bir ders alır,  bu büyük enkazın altından kalkıp, en ahlaki, vicdani, insani değerlerle , en kısa zamanda maddi manevi olarak toparlanır..

Bu depremden sonra, her gün kendi kendime şu soruyu sordum. Ölenler mi kurtuldu? Depremden sağ kalanlar mı kurtuldu?
Çünkü , ben bu ülkeye dair herşeyden ama herşeyden umutsuzum artık.
Normalleşme mi dediniz, bu ülke ve halkları, hâlâ anormal normal iken???

Bize verilen sayısız nimetlerin farkındalığı için depremlerin olmasına gerek yok..
Deprem ülkesinde, depremlerin öncesini sonrasını  minimum sismikle hissetmek duasıyla…

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır