26 Kasım 2020


Diplomasi mi O da Ne?



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Aklı yok sayıp boş naralar atmadan önce

Bak bakalım ne olmuş nice cahillerin sonu

 

Geçen haftaki yazımda Doğu Akdeniz gerginliğine, Suriye, Libya ile yaşanan olaylara dikkat çekmeye çalışmıştım. Daha önemlisi Türkiye’nin, ihtiyacı olan siyaset aklını ve diplomasi becerisini ortaya koyamaması durumunda yalnızlaşacağını ve dışlanacağını belirtmiştim.

Yalnızlığın sebep olacağı sorunların beklediğimizden daha büyük kırılmalara, yeni ve daha derin krizlere yol açacağı gayet açıktır. Ne yazık ki akıl ve diplomasi yerine hamaset ve gerilimin tercih edildiğine tanıklık ediyoruz.

Bu durum ancak “akıl tutulması” olarak tanımlanabilir, diye düşünüyorum. Çünkü diplomatik başarı elde edemeyen en güçlü devletler dahi masada kaybetmeye mahkûmdur. Haklı olmak yetmez, haklılığını ispat etmek ve uluslararası toplumu ikna etmek de gerekir. Bunun yolu da başarılı bir diplomasiden geçmektedir.

Yunanistan’ın diplomatik başarısı ortadadır. En azından NATO ve AB içinde etkin görülmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin, şimdiye kadar başarılı bir politika sergilediği söylenemez. Bunun nedeninin, “diplomasi başarısızlığı” mı, “diplomatların başarısızlığı” mı olduğunu bilmiyorum? Belki de her ikisi ancak her hâlükârda da Türkiye kaybediyor!

Başka bir yazımda da diplomatlarla ilgili, ‘…ülkelerin uluslararası çıkarları ve itibarları, diplomatların beceri, bilgi, erdem ve başarısına bağlıdır. Saygın devletlerin mutlaka saygın diplomatları olmalıdır. Aksi halde devletlerin de saygınlıkları zarar görür ve ilişkiler zedelenir’ diye ifade etmiştim.

Küreselleşmenin en önemli dayatmalarından biri, devletlerin bağımsız karar alma imkânını ortadan kaldırmasıdır. Artık “değerli yalnızlık” veya “biz bize yeteriz” gibi iddialar iç politikaya yönelik hamasetten öteye gidememektedir.

Ortak ticari faaliyetler, enerji nakil hatları, kara-hava ve deniz trafiği, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri gibi bütün alanlarda ülkeler birbirine bağlı veya muhtaçtır. Teknoloji ile birlikte sadece ülkeler değil toplumlar arasındaki mesafeler ve sınırlar da ortadan kalkmıştır. Açık örneklerden biri Covid 19 olarak tanımlanan virüsün adres, sınır, coğrafya tanımamasıdır. Bu gerçeklik karşısında ABD’nin dahi tek başına ve bağımsız hareket edemediği ortadadır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Küreselleşmenin sonucu olarak öne geçen en önemli alanın diplomasi olduğunu düşünüyorum. Diplomasi, ‘’uluslararası müzakerelerde veya bir ülkede kendi devletini temsil etmek ve uluslararası ilişkiler ve bu ilişkileri düzenleyen antlaşmaların bütünü’’ olarak tanımlansa da alanının çok daha genişlediği açıktır.

Bu nedenle siyasi akıl kadar, güçlü diplomasi de zorunlu hale gelmiştir. İkisini artık birbirinden ayırmak mümkün değildir. Ne yazık ki ülkemizde, siyasi akıl zayıfladıkça diplomatik başarı da zayıflamaktadır. İçerde halk desteği azalan iktidarların uluslararası alandı zayıf duruma düşmesi nasıl kaçınılmaz bir durum ise, diplomasideki başarısızlık da halkın desteğine rağmen uluslararası alanda itibar kaybına yol açmaktadır.

Türkiye’nin başarılı bir diplomasiye ihtiyacı olduğu kadar, bilgili, alanında uzman, temsil ve müzakere yeteneği yüksek, saygın, güvenilir diplomatlara da ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Bu alanın daha fazla ihmal edilmesi durumunda, telafisi mümkün olmayacak sorunlarla karşılaşmak kaçınılmaz olabilir.!’

                                                                                                                           

Bir iki güzel kelam eyle ki gelsin bahar

Yoksa bu kabiliyet ey cahil

Kapat ağzını da kokmasın lağım

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır