27 Şubat 2021


'Bizde Niye Yok?'



Hasan Fehmi ERDOĞMUŞ

A- A+

Yıllar önceydi. Henüz MHP iktidarın 'sorumsuz' ortağı değildi. Sayın Bahçeli, dönemin Başbakanı Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ağır şekilde eleştiriyordu. Kavgada söylenmeyecek sözler meydanlarda söyleniyordu. Sayın Bahçeli’nin Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizliği eleştiren bir metaforu ise 'piskevit' kelimesi üzerinden mizah konusu edilmişti. 2011 yılında Sayın Bahçeli, ekranda gösterilen çikolata, bisküvi reklamlarının, bunları alacak mali gücü olmayan ailelerin evlerinde gösterildiğini ve bu tür reklamların huzursuzluğa sebebiyet verdiğini ifade etmiş, çocukların 'Anne! Bize niye almıyorsun? Bizde niye yok?' sözleri ile iktidarı eleştirmişti. Bu konuşma, Fransızca bir kelime olan bisküvi kelimesinin 'piskevit' olarak ifade edilmesi üzerinde yoğunlaşmış, asıl eleştiri gözden kaçırılmıştı. Ancak konuşmada en son üzerinde durulması gereken detay da buydu. Türkçe’de yer alan onlarca farklı kelimenin farklı yörelerde farklı söyleniş tarzları vardır. Bisküviye de Osmaniye şivesiyle 'piskevit' denmesi pek yadırganacak bir durum olmasa gerek. Konuşmanın asıl can alıcı noktası 'piskevit' alamayan çocuklardı. Peki geçen on yıla yakın zamanda Türkiye’de gelir dağılımındaki eşitsizlik ne aşamaya gelmiştir? Toplumun refahı artmış mıdır? Yoksa gelir adaletsizliği daha da ciddi boyutlara mı ulaşmıştır? Çocuklar rahatlıkla çikolata, bisküvi yiyebilmekte, insanlar evlerine ekmek götürebilmekte midir? Aksine, TUİK’in açıkladığı istatistiklere göre gelir dağılımında makas açılmaktadır. Ne yazık ki Türkiye ciddi ekonomik sorunlarla boğuşmaktadır. Bugün yaşanan ciddi salgın krizine karşı devletler hazinelerinden çalışanlara, işverenlere, işyerlerine ciddi destek paketleri açıklarken Türkiye 'Bizbize yeteriz' kampanyası başlatmıştır. Sayın Bahçeli de kampanyaya destek vermiş ve bu kampanyanın 'hakikaten takdir ve tebrike layık' olduğunu iddia etmiştir. Oysa bırakın 'piskevit' yiyemeyen çocukları artık çalışanlar, işçiler evlerine ekmek götüremeyecek noktaya gelmiştir. İşsizliğin boyutlarını ise sanırım anlatmaya gerek yoktur. AK Parti iktidarı 17 yıllık tek başına en uzun iktidar unvanına rağmen, işsizlik sorununu çözememiş ve işsizlik artmıştır. Elbette kriz ve sorunların olduğu dönemlerde dayanışma olmazsa olmazdır. Toplum ciddi bir salgınla yüzleştiğinde devletin görevi vatandaşlarının sağlığını öncelemektir. Toplumun ekonomik ihtiyaçlarını gidermek ve bu konuda gerekli önlemleri almak da şüphesiz devletin görevidir. Toplumsal dayanışmayı teşvik etmek de atılması gereken adımlardan biridir. Ancak devlet bu teşviki asli vazife olarak yerine getirmeye kalktığında ortada devlet değil, bir derneğin, cemaatin olduğunu düşünmeye başlarsınız. Yaşanan salgın özelinde toplumu dayanışmaya teşvik etmenin en önemli örneklerinden birini Sayın Mansur Yavaş göstermiştir. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın yaklaşımı dayanışma açısından örnek bir davranıştır. 'Bakkal defteri' olarak bilinen borç defterlerinden borçların silinmesi 'hakikaten tebrike ve takdire layık' davranıştır. Buna karşılık devletin yapması gereken şey Hazine’den esnaf, sanatkâr, işveren, işçi ve birçok sektöre karşılıksız kaynak sağlamaktır. İnsanların ekonomik kaygılarının olduğu yerde önlemlerin daha ciddi sorunlara sebebiyet vereceği açıktır. Sadece kredilerin, kiraların ertelenmesi sorunu çözmeye yetmemektedir. Zaten ödeme sıkıntısı çekenlerin, biriken 3 aylık kiraları, kredileri ödeyemeyecekleri de açıktır. Nitekim bu sebeplerle dünyada ciddi kurtarma paketleri devreye sokulmuştur. Almanya 750 milyar euroluk bir paket kabul etmiş, AB yaklaşık 37 milyar Euro değerinde önlem paketi açıklamıştır. Kapitalizmin merkezi ABD’de dahi 2 trilyon dolar değerinde yardım paketi senatodan geçmiştir. Bütün bunlara karşılık Türkiye’nin çözüm yaklaşımı ise neden 'sokağa çıkma yasağı' kararı alınmadığının itirafı niteliğinde olmuş ve yasağının 'ekonomiye maliyeti çok daha ağır' olacağı ifade edilmiştir. Öyle görünüyor ki Birleşik Krallık’ın çokça eleştirilen 'sürü bağışıklığı' yaklaşımı Türkiye’de ekonomik zorluklar sebebiyle uygulama alanı bulmaktadır. O zaman Sayın Bahçeli’nin 2011 yılında sorduğu sorunun aslında sorulma zamanı tam da şu an değil midir? 'Bizde Niye Yok?'

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır