04 Şubat 2026


Barışın Kaybedeni Olmaz



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Kürtlerin Suriye yönetimi ile bir anlaşmaya varması olumlu bir gelişmedir. Yeni bir çatışma için senaryoların yazıldığı, Kürtlere yönelik bir katliamın beklendiği ve Kürtlerin kaybettiği düşünüldüğü bir sırada, önce ateşkes, sonra da bir anlaşmaya varılması barış umudunu arttırmıştır.

Beşar Esat sonrası Suriye’de Kürtlerin, sistemin yeniden inşasında kurucu unsurlardan birisi olarak rol almak istemesi ve bütünlük içinde “statü” talep etmeleri gayet doğal ve makuldür. Özellikle IŞID saldırılarına karşı direnmeleri nedeniyle uluslararası toplum nezdinde kabul görmeleri ve desteklenmeleri bu şanslarını artırmıştı. Ayrıca YPG/PYD kontrolündeki yerleşim alanları diğer bölgelere göre çok daha güvenli hale gelmişti. Kuşkusuz bunda ABD desteğinin de büyük rolü vardı. Bu desteğin, Kürtlerin lehine büyük kazanımlar getireceği düşünülüyordu.

 ABD-İsrail-Ankara ve Şam’ın ortak çıkarları gereği Kürtler istediklerini en azından şimdilik alamadılar. Oysa Kürtlerin talepleri kendileriyle sınırlı değildi, diğer unsurlarla birlikte hak sahibi olmaktı.

Kürtlerin mücadelesini ve taleplerini etnik/ırk ayırımına dayandırmak gerçeğe aykırıdır. Esas olarak ırk ayırımı yapan Suriye siyasal sistemidir. Suriye’de yalnız Araplar yaşamadığına göre neden “Arap Cumhuriyeti” olarak tanımlanıyor? Bu tanım yalnız ayırım da değil, ayrımcılık ve ırkçılıktır. Çoğulcu bir toplumsal yapıyı tek bir ırk veya tek bir din-inanç-mezheple tanımlamak doğru değildir. Doğru olmayanı savunmak ahlaki de değildir.

Kürtler, Süryaniler, Dürziler, Aleviler, Ezidiler, Türkmenler, Müslümanlar ve Hristiyanlar gibi Suriye’nin kadim unsurlarının yeni sistemde kurucu unsur olması, kalıcı barış için bir zorunluluk olduğu kanaatindeyim. Çoğulcu bir coğrafyanın gereği de budur. Farklı unsurların, farklılıklarıyla özgür ve barış içinde yaşama talepleri yadırganamaz. Ne yazık ki İsrail işgali dahi söz konusu haklı taleplere tercih ediliyor. İsrail’in işgalle dalgalandırdığı bayrakları görmezden gelenleri, yarının nesilleri kuşkusuz hayırla yad etmeyecektir.

--

Suriye topraklarının ayrılmaz kadim unsurlarının taleplerini “güvenlik sorunu” olarak görüp yok saymak, şiddet ve savaşla bastırmak çözüm değildir. Siyasal sorunların çözümü de siyasidir. Çözümsüz kaldıkça dış müdahalelere daha açık hale gelecektir.

Bu bağlamda Suriye’de yönetim ile YPG/PYD arasında varılan mutabakatı daha çok önemsemek gerekir. Söz konusu mutabakatın ABD gözetiminde bir antlaşma ile imza altına alınması da bir güvence oluşturmaktadır.

Suriye savaşının kazananı Kürtler olmayabilir ancak Türkiye ve Suriye de değildir. Kazananı ABD ve İSRAİL olmuştur. Buna rağmen özellikle Şam ve Ankara’nın bir “zafer” devşirmeye kalkışması trajiktir. Ankara’da en üst makamdan memnuiyet mesajları veriliyor, neredeyse parti liderlerinin tamamı tarafından coşkuyla kutlanıyor ve topluma kazanılmış bir “zafer” olarak takdim ediliyor. Ümmetçi çevrelerin de Gazze soykırımını unutarak ve Suriye topaklarında dalgalanan İsrail bayraklarını görmezden gelerek gelişmeler karşısındaki tutumu gerçekten utanç vericidir.

--

Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) coğrafyamız, halklarımız ve geleceğimiz için bir tehdit olduğu açıktır. Gazze soykırımı ve Suriye işgali bu projenin uygulanması sonucudur. Siyonizm tehdidi yerine Kürtleri tehdit unsuru olarak görmek ve göstermek İsrail’in kazanımlarını örtmeye yöneliktir. Bu coğrafyanın asli hiçbir unsuru asla bir tehdit oluşturmaz. Tehdide dönüştürenler Küresel güçler ve işbirlikçi egemen yöneticilerdir. İçerde ve dışarda gerginlikleri, kutuplaşmaları, çatışma ve savaşları sürekli hale getirmek suretiyle hakikatin toplum tarafından bilinmesi engellenmektedir.

Kürt düşmanlığı gerçekleri örtmek için geliştirilmektedir. Kürtlerin kaybı üzerinden başarı devşirmek isteyenler, barış mutabakatında YPG/PYD’nin imzacı taraf olarak yer almasını paye gördükleri için tahammül gösteremiyor. Coğrafyamızda halklardan herhangi birisine düşmanlık yapmak, hepsine ve hepimize karşı bir düşmanlık olarak kabul etmek zorundayız.

Kişisel olarak savaşın taraflarını değil, barışın taraflarını önemsiyorum. Bize düşen barışı savunmaktır. Savaşın mutlaka kaybedeni vardır ancak barışın kaybedeni olmaz.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır