19 Nisan 2026


Şiddet Okullarla Sınırlı Değildir



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Önce Şanlıurfa Siverek'te bir okulda yaşanan silahlı saldırı ile irkilirken, ardından Kahramanmaraş'ta yine bir okulda meydana gelen olayla dehşete düştük. Biri öğretmen diğerleri öğrenci olmak üzere toplam dokuz kişi katledildi, yaklaşık 20 öğrenci de yaralandı. Siverek’teki okul saldırısında 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 polis ve 1 kantin işletmecisi olmak üzere toplam 16 kişi yaralanmıştı.

Kahramanmaraş'taki saldırıda 8. Sınıf öğrencisi olan saldırgan öğrencinin üzerinde 5 silah ve 7 şarjörün bulunması, dehşetin acısını da tarifini de zorlaştırmaktadır.

Olaylara siyasetçilerin yaklaşımı da “umutsuz bir vakıa” olarak kayda geçmiştir.

Acının üzerinden siyaset yapılmazmış! Evet, acıyı istismar etmek için kuşkusuz siyaset yapılmamalıdır ancak hangi acının meşru, hangisinin gayri meşru, hangisinin istismar, hangisinin adalet arayışı olduğuna da iktidar mı karar verecek?

Ne yazık ki yaşanan sayısız acıların üzerini örten ve unutturan bir iktidar, hangi acıların üzerinden siyaset yapılıp yapılmayacağına da kendisi karar veriyor!

Esas olarak sorunu tam da bu anlayışta aramak gerekir. Bir toplumda yaşanan acılar, trajediler siyasetin dışında tutulmaya çalışıldığında, öfke içte birikir ve beklenmedik bir zeminde dışa vurur. Şanlı Urfa ve Kahraman Maraş olayı da bastırılmış bir öfkenin dışa vurumudur.

Ayrıca olayı bireysel olarak düşünmek ve sunmak da yanıltıcı bir politikadır. Hakikati gizlemekle hakikat kaybolmaz, bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır. Bu noktada olayı doğru analiz etmek ve esas nedenlerini ortaya çıkarmak gerekir.

--

Sorun yalnız eğitim sisteminden kaynaklanmıyor.

Devlet yönetimi, kurumsal farklılık olsa da en üst kurumdan en alt birime kadar bir bütün olarak sorgulanmalıdır. Özellikle otoriter yönetimlerde dayatılan anlayış birliği veya benzerliği her kurumda söz konusudur. Eğitim kurumları da aynı anlayışla şekillenir.

Açıkça belirtmeliyiz ki okullardaki iklimi oluşturan, şiddet üreten devlet politikalarıdır. TV kanallarında sergilenen mafyatik diziler, politikacıların öfke, kin ve intikam dili dahi tek başına şiddet iklimi için yeterlidir, diye düşünüyorum.

Deve kuşu misali başı kuma sokarak gelecek tehdit ve tehlikelerden korunmak mümkün değildir.

Sorun öğrencilerin silah taşımalarından çok daha derinlerdedir. Bu nedenle asayiş sorunu olarak görmek ve bu bağlamda çözüm aramanın yeterli olmadığına inanıyorum. Çocuk cinayetleri veya çocuk yaşta işlenen cinayetler yalnız okullardan da ibaret değildir. Ayrıca kadın cinayetleri, intiharlar, yetişkinlerin cinayetlerini de birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Hepimizi dehşete düşüren bu olayları asayiş sorunu olarak görmek veya “suçlu” olarak fail çocukları görmek bizi gerçeklerle yüzleşmekten alıkoyar. Zira bu olaylar, esas itibariyle toplumdaki yapısal şiddeti gözler önüne sermiştir.

Şiddet bir defada ortaya çıkan bir eylem değildir. Her iki okul saldırısında da faillerin şiddetle ilişkili bir psikolojiye sahip oldukları anlaşılıyor. Olayı toplumsal bağlamından kopararak bireyselleştirmek, toplumsal zemini göz ardı etmemizi sağlar.

Uzmanlar da “özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğunu” ifade ediyor.

Bu durumda toplumun sosyolojik analizi yapılmadan yalnız iki olay üzerinden gündem oluşturmak sorunun gerçek yüzünü gölgelemeye hizmet eder. Siyasetin yozlaştığı, değerlerin kaybolduğu ve kötülüğün sıradanlaştığı bir toplumda şiddet temayülünün artması beklenen bir neticedir.

Prof. Dr. Doğu Ergil, Émile Durkheim’ın “Anomi” kavramına açıklık getirir:

Toplumsal normların zayıfladığı, bireylerin neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirlemekte zorlandığı durumdur. Türkiye bağlamında anominin bileşenleri şunlardır:

Ekonomik belirsizlik;

Gelecek kaygısı;

Adalet duygusunun zedelenmesi;

Toplumsal kutuplaşma.

Bunların ortak etkisinin gençler üzerinde ciddi bir yönsüzlük ve öfke yarattığını söylemek mümkündür.

Okul çevresi, bu gerilimin boşaldığı ilk mikro-alanlardan biridir…”

--

İhmallerin ortaya çıkarılmasını ve sorumluların hesap vermesini talep etmek siyasetin ve siyasilerin öncelikli görevleri arasındadır. Ancak daha önemlisi; şiddet üreten sistemle yüzleşmeyi başarmaktır. Şiddetin nedenlerini, toplumsal zeminini, yönetim ve siyasetin acziyetini, yetersizliğini sağduyu bağlamında tartışmak ve çözümler bulmak zorundayız.

Okullarda şiddetin önlemesinde baş vurulan önlemlerden biri öncelikle öğretmenlerin saygın hale getirilmesidir. Öğretmenliğin sıradanlaştırıldığı bir ülkede nitelikli eğitim de öğretmen-öğrenci ilişkisi de sağlıklı bir zemine oturmaz.

Ayrıca rehberlik öğretmenliğinin etkin hale getirilmesi çok önemlidir. Zira, Okul yönetimi, öğretmen, öğrenci arasında inşa edilmesi gereken karşılıklı sevgi, saygı, güven ve samimiyet ancak psikolojik danışmanlık ve rehber öğretmenliği ile mümkündür.

Rehberlik dalında yaklaşık 60 bin öğretmen açığı varken, yerine 60 bin güvenlik görevlisini düşünmek gerçekten trajikomik bir durumdur.

Kanaatime göre sorgulamayı ve değişimi önce siyasetten başlatmak gerekir. Çünkü sorunlar siyasidir, siyaset kurumları şiddetin zeminini oluşturuyor, bu nedenle çözümü de siyasette aramalıyız.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır