25 Nisan 2026


ADALETSİZLİK BİR YÖNETİM BİÇİMİDİR



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Yazdıklarımdan anlaşıldığı gibi parti, ideoloji, etnik veya dini kimliğe bakmaksızın kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın hep adaletsizliğe karşı çıkıyorum. Kuşkusuz bunu yalnız ben değil, vicdan sahibi herkes yapıyor veya yapmak zorundadır.

Eleştirilerimizin bir karşılığının olmadığı iktidarın uygulamalarından açıkça anlaşılmaktadır. Kuşkusuz iktidarın, adalet taleplerine kör, sağır ve dilsiz kalması artık şaşırtıcı değildir. Zira adaletsizlik, iktidar için bir yönetim biçimi olarak görülüyor. Bunda anlaşılmayacak bir durum yoktur.

Şaşkın ve çaresiz olduğumuz konu, adaletsizliği şikâyet edecek bir merciin olmamasıdır. Suçu ve suçluyu ortaya çıkarmak yerine, suçu ve suçluyu koruyan bir düzen oluştu. Artık hak-adalet aramak bir suç oldu.

Oysa Anayasa'nın 36. maddesine göre “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanarak yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir.”

Bilindiği gibi “Hak arama hürriyeti, bireylerin haklarının ihlali durumunda meşru yollardan yargı mercilerine başvurarak haksızlığı giderme ve adaleti sağlama hakkıdır.”

--

Peki, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminde “Hak arama” imkânı var mı?

Adaletsizliğe itiraz edenlerin, uğradıkları haksızlığı, zulmü şikâyet edenlerin başına gelenleri görüp de hak aramak mümkün mü?

Cumartesi Anneleri başta olmak üzere Roboski mağdurları, KHK’lı ailelerin, 15 Temmuz mağduru kursiyer teğmenler, asker öğrenciler ve erlerin aileleri, onlar için her gün Adalet Bakanlığı önünde nöbet tuttuğu halde Bakan ve ilgililerin görmezden geldiği Sevinç Çakır hanımefendinin, Diril ailesi ve Narin Güran ailesinin ve de binlerce ailenin ADALET arayışı karşılıksız kalmaya devam ediyor.

Rojin Kabaiş, Nadira Kadirova, Yeldana Kaharman, Rabia Naz, Gülistan Doku gibi onlarca evladımızın katilleri nerede?

Öğrencilerin, öğretmenlerin, çalışanların, emeklilerin, maaşını ve tazminatlarını alamadığı için sokağa çıkan maden işçilerini, maden aramak için ormanları, zeytinlikleri, nehir ve ırmak tanımayan talancılara karşı direnen köylülerin ve daha binlercesinin ADALET çağrısına sağır kesilen bir yönetimi durdurmak için ne etkin bir siyasi ne de işleyen bir hukuki mekanizma vardır.

 --

Haklarını arayanları umursamayan Anayasa ve yasaları işletmeyen bir yönetimi kime şikâyet edeceğiz?

Daha vahim olanı, şikâyeti yapacak yurttaşlarda umut kalmadığı gibi cesaretlerini de yitirmiş olmalarıdır.  Tıpkı Bestesi Ahmet Efendiye ait olup Müzeyyen Senar tarafından seslendirilen şarkı sözlerinde belirtildiği gibi.

 

“Kimseye etmem şikâyet,

Ağlarım ben halime,

Titrerim mücrim gibi,

Baktıkça istikbalime…

--

Perde-i zulmet çekilmiş,

Korkarım ikbalime

Titrerim mücrim gibi

Baktıkça istikbalime…”

--

Konuyu merhum Demirel'in, verdiği bir fıkra ile özetleyeyim:

Demirel'e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş....

Demirel de soruyu yönelten kişiye:

- "Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun" demiş. 

Demirel'in anlattığı fıkra şu:

Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sahibini bekleyen nefis bir ördek var....

Karakuşi Kadı, fırıncıya:

- 'Ben bunu aldım' demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin asil sahibi gelmiş:

- 'Hani bizim ördek?' Fırıncı boynunu büküp:

- 'Uçtu' deyince iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış...

Gayrimüslim de peşinde kovalıyor...

Bir duvardan atlarken, bilmeden duvarın öteki tarafındaki hamile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış...

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı'nın karşısına çıkarmışlar. Kadı sırayla sormuş...

Ördeğin sahibi,

- 'Bu adam ördeğimi hiç etti' diye şikâyet etmiş.

Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş:

- 'Ne yaptın bu adamın ördeğini?'

Fırıncı:

- 'Uçtu' demiş.

Kadı, kara kaplı defterini açmış:

- 'Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar 'Uçar' anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil' diyerek, fırıncının ördek işinden beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş. Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş:

- 'Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla...

Davacı:

- 'Benim tek gözüm çıktı. Şimdi ne olacak?' diye sorunca Karakuşi Kadı

- 'Şimdi' demiş, 'Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız. Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu düşüren kadının kocasına da Karakuşi Kadı:

- 'Tamam' demiş, 'Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak.' Böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş. Kadı dönmüş Yahudi'ye:

- 'Senin şikâyetin nedir bre?' Yahudi bir süre düşündükten sonra ellerini açmış,

- 'Ne diyeyim kadı efendi' demiş, 'Adaletinle bin yaşa Sen, e mi !'

 

Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek, kıssadan hisse:

- Ananı "öpen" KADI ise, kimi kime şikâyet edeceksin?..

Bugün ülkedeki durum bu! Bence siz de anladınız...

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır