04 Ekim 2022


Bağımsız Cezayir’in 60. yılı kutlu olsun!



Haluk ÖZDALGA

A- A+

Fransa, 500 parça savaş gemisiyle 5 Temmuz 1830’da Osmanlı vilayeti Cezayir’in işgalini başlattı.

Ancak mecali kalmamış Bab-ı Ali bir iki protesto dışında bir şey yapamadı. Cezayir’i yöneten Dayı Hüseyin Paşa teslim anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.

Tam 132 yıl süren acılarla dolu bir sömürge döneminden sonra 5 Temmuz 1962’de Cezayir bağımsızlığını kazandı.

Bağımsız Cezayir’in 60. yılı kutlu olsun!

*     *     *

Dayı Hüseyin’in teslim anlaşmasını imzalaması Cezayir’in teslim olması anlamına gelmedi. Fransız ordusu önce başkent Cezayir’i, sonra sırayla diğer şehirleri ender görülen bir şiddete başvurarak ele geçirebildi.

Tel Atlas dağlarının eteğinde, güller şehri diye nam salmış, etrafı meyve bahçeleriyle çevrili Blida’da halk karşı koyunca, Fransız General Clauzel yağma ve katliam emri verdi. General daha sonra şehre girdiğinde gördüklerini “her taraf üst üste yığılmış yaşlı insanlar, kadınlar, çocuklar ve Yahudilerin cesetleriyle doluydu” diye kayda geçirecekti.

Cezayir İslam dünyasında tarikatların en yoğun olduğu coğrafyadır. Tüm ülkeye yayılı tarikatlar, direniş için elverişli bir ağ oluşturuyordu. Kadiri Şeyhinin 24 yaşındaki oğlu Abdülkadir’in 1832’de direnişin başına geçerek dünyanın en güçlü ordusuna karşı başlattığı cihat, modern zamanlarda Batılı güçlere karşı ilan edilen ilk ve gerçek cihat örneğidir.

Emir Abdülkadir düşmanlarının dahi hayranlığını ve saygısını kazanan onurlu bir mücadele yürüttü. Küçük birliklerle sürdürdüğü gerilla savaşında ciddi başarılar elde etti. Zaferden emindi.

Ama hesaba katmadığı, Arap tarihinin çarpıcı bir anlatımını kaleme alan Eugene Rogan’ın ifadesiyle “Fransızların üstüne salacağı olağanüstü şiddet idi… kökünü kazıma politikası uygulanıyordu… köylerin yakılması, davar sürülerinin dağıtılması, hasatların imhası, meyve bahçelerinin köklerinin sürülmesi gibi… subaylara esir almama talimatı verilmişti. Teslim olmak isteyen Abdülkadir’in adamları biçiliyordu.”

Abdülkadir’in 15 yıl süren isyanı bastırıldıktan sonra irili ufaklı ayaklanmalar yıllarca devam etti. Fransızların tüm direnişleri bastırıp yerel halkı tamamen pasifize edebilmesi 1870’lerin ortasına kadar, 45 yıl sürdü.

Prof. Ben Kiernan’a göre 1830-1875 arasında öldürülen Cezayirli sayısı 825.000’dir. O dönemde Cezayir nüfusunun 2,5 – 2,9 milyon arası değiştiği dikkate alınırsa, 45 yıl boyunca her yıl öldürülen insan sayısı nüfusun %0,7’si gibi korkunç bir orana denk gelir.

Ardından Fransızlar kararlı adımlarla sömürge inşasına başladı. Arap ve Berberi halk tam anlamıyla boyun eğmeli, geri dönüş söz konusu olmamalıydı. Cezayir, Oran ve Konstantin şehirleri üç Fransız vilayeti yapıldı, Paris’teki İçişleri Bakanlığı’na bağlandı.

Cezayir Fransa’nın ayrılmaz bir parçası, Akdeniz’in diğer yakasındaki uzantısı olacaktı. Okul çocuklarına, Seine Nehri nasıl Paris’i ikiye ayırıyorsa, Akdeniz de Fransa’yı öyle ikiye ayırır diye anlatılıyordu.

Cezayir arazisi Fransız toprağı olmuştu ama oraya yerleşen Fransızlar ve Müslüman halk için iki ayrı hukuk uygulanıyordu. Fransızlar için genel Fransız hukuku geçerliydi. Cezayirli ise vatandaş değil uyruk idi; duruma göre askeri yasalar veya Yerli Halk Yasası uygulanıyordu. Arapça yabancı dil kabul ediliyor, Cezayirli aynı işte Fransız’a göre daha düşük ücretle çalışıyor, kendi vatanında ikinci sınıf insan olarak yaşıyordu.

1950’ler başındaki zirai sayıma göre, tarım arazilerinin üçte ikisi nüfusun %10’unu oluşturan Fransızların, üçte biri %90’ı oluşturan yerli halkın elindeydi. Üstelik en bereketli topraklara Fransız el koymuş, Cezayirli verimsiz yüksek yaylara göçmek zorunda kalmıştı.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan gruplar arasında, bağımsızlığı savunan ilk hareket olarak Masali Hacı liderliğindeki örgütlenme öne çıktı. Babası Türk olan Masali Hacı ve Fransız eşi, yeşil beyaz iki eşit parçanın üstüne kırmızı ay yıldızdan oluşan modern Cezayir bayrağının yaratıcıları ve ilk örneğini diken kişilerdir.

Fransız devletinin baskısı nedeniyle sık sık isim değiştiren Masali’nin örgütü İkinci Dünya Savaşı sonrasında bağımsızlık davasının tartışmasız önderi konumundaydı. Ancak Fransız polisinin zulmünden yılan çoğu 30’lu yaşlardaki dokuz genç, Masali Hacı’dan koptu ve silahlı direniş kararı aldı.

Fransızca kısaltmasıyla FLN diye bilinen Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni kuran ve daha sonra ‘dokuz tarihi lider’ olarak anılan gençler, hiç gecikmeden 1 Kasım 1954’te ilk silahlı eylemi yaptı. Cezayir Kurtuluş Savaşı başlamıştı.

Sekiz yıl süren mücadele, iç içe geçmiş farklı savaşlardan oluşuyordu. Ana eksen işgalci Fransız ordusuna karşı yürütülen gerilla savaşıydı.

Başka bir kavga FLN içinde hemen hiç bitmeyen acımasız hizip hesaplaşmaları idi.

Bir başkasında, otoritesine rakip istemeyen FLN, ayrı bağımsızlık direnişi sürdüren Massali Hacı’a bağlı binlerce savaşçıyı kanlı şekilde tasfiye etti.

Kritik bir mücadele uluslararası zeminde yürütüldü. Genç FLN liderleri Fransız ordusunu savaş meydanında mağlup edemeyeceklerini biliyordu. Hedef, onları içerde şiddet sarmalına çekerek yıpratmak, uluslararası zeminde tecrit etmek ve dünya kamuoyunu yanlarına alarak zafere ulaşmaktı.

İki yıl önce Mısır’da iktidara gelen Arap milliyetçiliğinin ateşli sesi Cemal Nasır Cezayir’in en büyük koruyucusu oldu. Kaybederse Filistin’in kaderini paylaşacak Cezayir için kişisel itibarını ve Mısır’ın imkanlarını seferber etti, davanın uluslararası zeminlere taşınmasına hayati katkılar sağladı. Tarihi liderlerden üçü Kahire’deki Siyasi Büro’da görev yaptı. İlk geçici Cezayir hükümeti Kahire’de kuruldu.

İçerdeki savaşın gerçek kahramanları adı az bilinen kişilerdi. Başkent Cezayir’deki unutulmaz direnişi Sadi Yasef adlı bir fırıncı örgütledi. Modern Fransız kadını görünümü altında kurye olarak çalışan 22 yaşındaki Cemile Buhayrad, Yasef’e götürdüğü bir mektupla yakalanınca 17 gün boyunca gece gündüz işkence gördü. Ama konuşmadı ve şehirdeki FLN yapılanması hakkında hiçbir bilgi vermedi.

Fransız ordusu FLN’in direnişini kıramadı. Yarım milyon askeri sonu görünmeyen bir savaş için Cezayir’de tutmanın iç ve dış maliyeti yükseliyordu. Siyasi krize sürüklenen Fransa, çareyi İkinci Dünya Savaşının muzaffer lideri General de Gaulle’ü göreve çağırmakta buldu. Yeni bir anayasayla beraber Beşinci Cumhuriyet dönemi başladı (1958).

De Gaulle hemen Cezayir için kapsamlı bir reform paketi açıkladı. Ama artık çok geçti. Fransız ordusunun bütün gücünü toplayarak yaptığı son saldırılar da direnişi bitiremedi. De Gaulle’ün Haziran 1960’ta FLN’le başlattığı doğrudan müzakereler, 132 yıl önce işgalin başladığı gün, 5 Temmuz 1962’de bağımsızlık ilanıyla son buldu.

Fransız işgali sırasında ölenlerin sayısı çok tartışılan konulardan biridir. Sekiz yıl süren Kurtuluş Savaşında değişik nedenlerle ölenler toplam 300 bin civarındadır. Yukarıda anlatılan ilk dönem, daha sonra düşük yoğunluklu çatışmaların yaşandığı 79 yıl ve Kurtuluş Savaşı dahil, hayatını kaybeden toplam Cezayirli sayısı için 1,5 milyon gerçekçi bir öngörüdür.

Bağımsızlık kazanılmış, Fransızlar gitmiş ama hizip çekişmeleri bitmemişti. Liderliği isteyen iki kişi vardı: Geçici hükümet başkanı Yusuf Bin Hedda ve dokuz tarihi liderden biri olan Ahmet Bin Bella.

Taraflar arasında kardeş kavgası başladı ve 1000 civarında insan öldü. Kadınlar sokaklarda “sekiz yıl savaş, artık yeter” diye gösteri yapıyordu. Sonucu belirleyen, emrindeki 35.000 askerle başkente giren Huvari Bumedyen oldu. Karşı koyacak güç yoktu, onun desteklediği Bin Bella Eylül 1962’de bağımsız Cezayir’in ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Böylece bağımsızlık sonrasında iktidarı belirleyen, en büyük askeri gücü elinde tutan taraf oldu. Bağımsızlıkla eşzamanlı olarak, askeri güç siyasetin kontrolünü ele geçirdi, gerçek iktidarın askerlerde olduğu tescil edildi.

Bu gerçek Cezayir siyasetinin çelik yasasıdır ve günümüze dek değişmemiştir.

Fakir bir köylü ailesinin çocuğu Bumedyen savaş başladıktan sonra FLN’e katıldı, hızla yükselerek sınırın hemen Fas tarafında bekleyen ordunun komutanı oldu. Bağımsızlık sonrasında hayli etkili rol oynayacak Askeri Güvenlik (SM) adlı acımasız istihbarat örgütünü o dönemde kurdu.

Milli Savunma Bakanlığı’na gelen Bumedyen, 1965’te kolay ve kansız bir darbeyle Bin Bella’yı devirerek ikinci cumhurbaşkanı oldu. Ülkeyi bir avuç komutan ve askeri istihbarat örgütüne dayanarak yönetmeğe başladı.

FLN’in üst düzey kadrolarını, muhalifleri ve muhalefet potansiyeli taşıyanların hepsini tasfiye etti. Siyasi partiye dönüşen FLN, giderek ehemmiyetsiz ve içi boş bir yapı haline geldi. Parti kongreleri bile yapılmıyordu.

Bumedyen 1978’de öldükten sonra, ülke yönetimi olabildiğince ön plana çıkmaktan kaçınan askeri oligarşinin eline geçti. Cezayir’in güçlü generalleri her zaman dilediği gibi cumhurbaşkanı belirledi veya istifa ettirdi.

Ocak 1992’de yapılacak seçimleri İslami Selamet Cephesi’nin kazanacağı belli olunca, generaller seçimi iptal etti. Değişik İslamcı gruplar silahlı direnişe başladı, on yıl süren iç savaşta yaklaşık 100 bin kişi öldü. Vahşi iç savaş askerlerin iktidar tekelini pekiştirdi.

Askeri oligarşi, ordunun ve askeri istihbaratın üst düzey yöneticisi küçük bir grup komutandan oluşur. Kendi içindeki güç ilişkileri ve karar alma süreçleri zaman içinde değişen durumlara göre şekillenir. Önemli kararlar genellikle kapalı kapılar arkasında ve şeffaflıktan uzak mekanizmaların işleyişi sonunda alınır.

Dışardan bakanlara soyut görünen, tam olarak anlaşılması zor ve saydamlıktan uzak bu iktidar odağı için Cezayir halkı, o nitelikleri isabetle ve kısaca anlatan ‘İktidar’ (Fransızca Le Pouvoir) sözcüğünü kullanır.

Cezayir bir zamanlar imkansız gibi görüneni başardı, 132 yıllık Fransız işgaline son verdi.

Önümüzdeki dönemde Cezayirlileri bekleyen büyük görev, özgürlükçü demokrasiye geçiş sürecini başarıyla tamamlamaktır.

*     *     *

Fransız işgalinden önce 300 yıl süren Osmanlı dönemi Cezayir için kader belirleyici olmuştur.

Osmanlı yönetiminin Mağrip tarihini derinden etkileyen yönü, Avrupalı devletlerin Cezayir, Tunus ve Trablusgarp’ı (Garp Ocakları) işgal etmesini önlemiş olmasıdır. Avrupa sömürgeciliğinin bölgede yayılması ancak 1800’lerde mümkün olabilmiş, Mağrip öz kimliğini koruyabilmiştir.

Daha önceleri Cezayir, sınırları belirsiz bir arazi parçasıydı. Osmanlı-İspanyol savaşları sonunda Fas-Cezayir sınırı belirlenmiş ve Cezayir bir jeopolitik varlık olarak ilk kez Osmanlı döneminde tarih sahnesine çıkmıştır.

Fransız sömürgecilik söylemine göre ‘uygarlaştırma misyonu’ işgalin yüce nedenidir. İşgali meşrulaştırmak için, 1830’da Cezayir’in medeniyetten yoksun devletsiz boş bir alan olduğu, halkın birbirinden ve dış dünyadan tecrit olmuş aşiretler halinde yaşadığı, bir ulus oluşumunun bulunmadığı gibi gerekçeler ileri sürülür.

Halbuki Osmanlı yönetimi ademi merkeziyetçi özellikler taşısa da 300 yıl ülkeyi bir arada tutmayı başardı. Cezayir’i yönetmede zorlanan Fransa, işgalin son günlerine kadar Osmanlı’nın başağa, kadı ve vergi memuru/kaid düzenini kullandı. Cezayir’in sömürgeleşmeyi bekleyen boş bir alan olduğu iddiası temelsizdir.

Türkiye ve Cezayir arasındaki böylesine derin tarihi bağlara rağmen, Cezayir tarihini kapsayan tek bir Türkçe telif eser yoktur. Araştırdım ama bulamadım. Olanlar sadece münferit olayları ve dönemleri kapsar.

Tarih yeterince bilinmeden isabetli bir Cezayir siyaseti mümkün mü?

1950’lerin sonundaki Birleşmiş Milletler oylamasında Ankara, bağımsız Cezayir’in değil Fransa’nın yanında yer aldı.

Libya’da 2020’de petrol havzasını kapsayan bir harekât düşünülmüş, Mısır buna askeri güç kullanarak karşı çıkacağını açıklamıştı. Kritik bir sorun, o civarda lojistik destek ve uçaklar için üs olmamasıydı. Cumhurbaşkanı dahil üst düzey bir heyet Cezayir’e gitti, lojistik destek ve hava üssü kullanma hakkı istediler.

Belli ki Libya ihtilafında Cezayir’in Türkiye’nin yanında, Mısır’ın karşısında yer alabileceğini hayal ediyorlardı. Hiç değilse yukarıdaki kısa özet kadar tarih bilinci olsaydı, herhalde öyle bir umuda kapılmazlardı. Nitekim Cezayir o taleplerin tümünü nazik bir üslupla reddetti, ardından Mısır’la beraber hareket etmeye başladı.

Cezayir tarihinin önemli kişilerinin adlarını bile doğru telaffuz edemiyoruz.

Cezayir’in 3. Cumhurbaşkanı Şazeli bin Cedid’tir, adı Şazeliye tarikatının kurucusuyla aynıdır. Ama bizde çoğunlukla Şadli veya Şedli deniyor.

El Arabi adını taşıyan Cezayirli tarihi kişilere, Larbi diyorlar.

FLN’in en önemli liderlerinden birinin adı Ramazan’dır, Ramdane diyorlar.

Çünkü Fransızca üzerinden okuyorlar.

Ramazan’ı Ramdane diye telaffuz edenler Cezayir’i doğru algılayabilir mi?

Avrupa ve dünya, Cezayir hakkındaki bilgilerini büyük ölçüde Fransız kaynaklar üzerinden ediniyor. O noktada Türkiye’ye düşen görevler var.

Türkiye, Büyük Cezayir Tarihi’ni yazacak tarihçilerini bekliyor.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır