21 Şubat 2020


BABACAN HAREKETİNİN SİYASİ ARGÜMANLARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME



Kerem YAVAŞÇA

A- A+

Siyaset gündeminin sıcak konularının başında merkez sağda kurulması beklenen yeni partiler gelmeye devam ediyor. Bu kapsamda Ali Babacan’ın Karar gazetesinde yayınlanan söyleşisi üzerinde bazı çıkarımlar yapmanın faydalı olacağı kanaatindeyim. 

Uzun mülakatında Babacan, ülkenin sorunlarını üç başlıkta açıklıyor: Özgürlük, Adalet ve Ekonomi. Daha önceki açıklamasında da (istifa mektubu) değindiği bu konu başlıklarının, liderliğini üstleneceği partinin öncelik vereceği alanlar olduğu açık. Bu konular hakkında izlenecek çözüm yolları ve bu kapsamda oluşturulacak stratejiler hususunda ise Babacan “İlkeler/Değerler” ve “Parti Ekibi” noktalarını öne çıkarıyor. Türkiye’nin yerleşik siyaset kültüründe liderin görüşleri ve kararları çerçevesinde oluşan parti programları ve politikaları düşünüldüğünde, “İlkeler/Değerler” ve “Parti Ekibi”ni öne çıkaran bir anlayışın zuhur ediyor olması sevindirici. Zira çoğulculuk ilkesinin gözetildiği, ortak aklın işletildiği, istişare kanallarının açık olduğu bir yapılanmanın Türk demokrasinin gelişimine katkı sunacağına şüphe yok. Bundan farklı olarak, Babacan’ın istifa mektubunda söz ettiği “ileri demokrasi” kavramı Karar gazetesinde yayınlanan uzun mülakatında hiç anılmıyor. Bu söylemden vazgeçildiği anlaşılıyor. Literatürde karşılığı olmayan ve bu haliyle muğlak olarak betimlenebilecek bu kavramı kullanmaktan geri adım atılmış olmasının da isabetli olduğu söylenebilir. 

Ne var ki, Babacan liderliğinde yeni kurulacak partinin başarılı ve kalıcı bir parti olması konusunda en az ilkeler ve ekip kadar önemli bir konudan daha söz etmek gerekiyor. Bu konu temel olarak geçmişle hesaplaşmayı içeriyor. Özellikle AK Partili yıllarda yaşanan ve Türk siyasal yaşamının atmosferini dönüştüren olaylar hakkında kuşkuya yer bırakmayacak, “altı dolu”, “makul” ve “ikna edici” açıklamalar yapılması yeni oluşumun ayaklarının yere daha sağlam basmasını sağlayacaktır. Mülakatın yayınlanmasının ardından bazı köşe yazarlarının ve politika yorumcularının mülakata getirdikleri eleştirilerin, AK Partili yıllarda yaşanan kırılma dönemlerine ilişkin getirilen yorumların beklentileri karşılamamasıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Gezi Parkı Protestoları, 17-25 Aralık Süreci, 15 Temmuz Darbe girişimi, 7 Haziran-1 Kasım (2015) seçimleri arasındaki gelişmeler gibi kritik olaylarda mevcut siyasal iktidarın tutum ve politikaları hakkında doyurucu açıklamalar ortaya koymanın önemi belirginleşmektedir. Aksi taktirde, yeni partinin temelleri hakkındaki tartışmalar, her siyasal dönemeçte parti yöneticilerinin önüne çıkacaktır. 

Babacan, mülakatında parti politikaları ve stratejisi hakkında parti ekibinin belirlenmesinin beklenmesi gerektiğinin sıkça altını çizmektedir. Halbuki geçmişle hesaplaşmayı da içerecek şekilde partinin ideolojik konumlanışını açıklamak için geniş parti ekibinin belirlenmesinin bekleme ihtiyacı olmadığı söylenebilir. Bu konularda ortaya konacak açıklama içeriğinin partinin geniş ekibinden öte, partinin dar kurucu ekibi tarafından kararlaştırılması gerekir. Zira adı anılan dönemlerde kritik mevkileri işgal eden dar kurucu kadronun yorumları esas belirleyici olandır. 

Daha da önemlisi, bu konulara hiç değinmeden, yani “suya sabuna dokunmadan” girilen yol, kamuoyunda bir nevi “kaçak güreşmek” olarak algılanabilir ve bu çerçevede partinin temellerini zayıflatma potansiyeli ortaya çıkabilir. Bu noktada bir benzetme yapmak yerinde olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu’nda gelir-gider hesabının -bütçenin- hazırlanışında farklı takvimler (Güneş ve Ay) kullanılmasından mütevellit her 33 yılda bir doğan yıl farkına “sıvış yılı” denmiştir. “Sıvışmak” fiilinden türetilen kavrama atıfla, yeni partinin yükseleceği politik temelde “sıvış yıllarına” yer vermemek partinin güvenilir bir oluşum olduğu algısı yaratmasına yardımcı olacaktır.  

Keza, adı anılan dönemlere dair iktidar bloğundan farklı argümanlar vurgulanmadığı taktirde yeni partinin, “elit değişimi” güdüsüyle hareket eden bir “küskünler hareketi” olduğu algısının yaygınlaşma tehlikesi doğabilir. 

Hülasa, geçmişte Türk siyasal hayatında yer alan benzer partilerin (DP’den kopan Hürriyet Partisi ve AP’den kopan Demokratik Parti) pratiklerinden anlaşılacağı üzere, iktidardaki “büyük” partiden kopan “küçük” partiler için geçmişle hesaplaşma geçiştirilemez bir nitelik arz etmektedir. Daha açık söylemek gerekirse partinin -kısa vadede olmasa bile- orta ve uzun vadede başarısı ve kalıcılığı bu değişkene sıkı sıkıya bağlıdır.

Son olarak bir başka tespit yaparak yazıyı tamamlamak istiyorum. Babacan hareketinin en temel stratejilerinden biri olduğu anlaşılan “temkinli hareket etmek” ve “garantici olma”nın, politika pratiğinde başarının önemli bir veçhesi olduğuna şüphe yok. Ancak Türkiye’de siyasetin baş döndürücü hızla değişen gündeminde bu özellikler her daim işlemeyebilir. Bu sebeple, siyaseten tez canlı olmanın da önemi yadsınmamalı. Hasılı, rüzgârı yakalamışken yelkenleri şişirmenin değeri göz ardı edilmemelidir.  

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır