27 Ekim 2021


Zorba (Tiran) Nasıl Olunur?



Muhammet Mehdi ERDOĞMUŞ

A- A+

Bitmez sanır niceleri elindeki güç tılsımı eskiler gibi,

Yerle bir olup gidenlerden ders almamak daniskası cahilliğin!

------

Bueno de Mesquita ve Alastair Smith’in 2011 yılında birlikte kaleme aldığı ‘The Dictator’s Handbook’ adlı kitabın uyarlaması olan ‘How to Become a Tyrant’ belgesel dizi yayına girdi.

Yapımcılığını ve anlatımını Peter Dinklage'in üstlendiği ve 6 bölümden oluşan film, 9 Temmuz 2021’de Netflix platformunda izleyici ile buluştu.

Belgeselde Hitler, Saddam Hüseyin, İdi Amin, Stalin, Kaddafi ve Kim Jong Un’ un yönetim tarzları ve yandaşlarıyla birlikte halk üzerinde nasıl bir “Tiranlık” oluşturdukları anlatılıyor.

Her ne kadar Türkçe çevrisinde “Tiran Nasıl Olunur?” yerine “Zorba Nasıl Olunur” başlığı seçilip ‘tiran’ yerine ‘zorba’ kelimesi kullanılsa da izleyenler için söz konusu durumun “tiranlık” veya “diktatörlük” olduğunu anlamak pek zor değildir.

Filmde dikkat çeken noktalardan biri; ülke ve toplumlar farklı olsalar da Tiranlığa giden yolun kaldırım taşları hep aynı şekilde döşenmektedir:

Gücü Ele Geçir! - Rakiplerini Bastır! - Korku Rejimi Kur! - Gerçekleri Manipüle Et! - Yeni Bir Toplum Oluştur! ve Sonsuza Dek Hükmet!

Bütün bunlar için de öncelikle “‘Halkın adamı ol!” stratejisinin uygulanması zorunludur. Çünkü tiranlığa giden yol, halktan geçmektedir. Halk, zalimini kendisi seçer, itaat eder ve onu tiranlaştırır. Böylece baskı, şiddet, zorbalık halkın desteği ile mümkün hale gelir.

Gerçekten adı geçen diktatörlerin tamamı soykırıma varan katliamlarını dahi halkın desteğinde yapmışlardır. Ülkenin entelektüelleri, din adamları, yargıçları, hukukçuları, yazarları, akademisyenleri, siyasetçileri ve medyası çoğunlukla bu diktatörlerin yanında yer almışlardır.

Bu durum; Tiranlığın toplumsal zihniyetle beslendiğinin çok açık bir göstergesidir. Bir toplumun cehaleti, sadece bilgi ve teknoloji yoksunluğu değildir. En büyük cehalet; aklını kullanmamak, doğru olanı seçememek ve çağın ruhundan uzak kalmaktır.

Dramatik ve travmatik olan da budur. Doğu toplumlarında diktatörlere karşı, doğrudan zarar görmedikçe hep bir sempati vardır. İster dini ister geleneksel gerekçelerle olsun Tiranlar halk tarafından sevilir, starlar gibi coşkuyla karşılanır, kendinden geçercesine alkışlanır ve uğruna ölüme gidilir. Hitler, Saddam Hüseyin, İdi Amin, Stalin, Kaddafi ve Kim Jong Un’ bunlardan sadece birkaçıdır.

Ne yazık ki Tiranlık ve Tiranlar dönemi geçmişte kalmış değildir. Belgesellere ve filmlere konu olacak birçok tiran bugün iş başındadır. Gelecek için de var olacaklarını iddia etmek sanırım yanlış olmayacaktır. Dünyanın herhangi bir bölgesinde, ülke veya toplumunda zulüm, katliam, ayırımcılık, ırkçılık varsa tiranlık da var demektir.

Tiranlık; kaotik, karanlık, bataklık zeminlerde hayat bulur. Bu nedenle toplum, dinci-dinsiz, kafir-mümin, laikçi-mürteci, milli-gayr-i milli, vatanperver-vatan haini, dost-düşman gibi köksüz ayırımlar üzerinden kutuplaştırılmakta, düşmanlaştırılmakta ve karanlığa mahkûm edilmektedir.

Tiranlık; aydınlıkta, barış ve istikrarlı ülkelerde, açık ve özgür toplumlarda hayat bulmaz. Ancak topluma rağmen askeri güçle yapılan müdahaleleri istisna olarak değerlendirebiliriz.

Tiranlığın ve tiranların uygulamalarından ders çıkarmayan her toplum, aynı durumla karşılaşmaya mahkumdur. Tarih kitapları, Tiranların ve onlara tutku ile bağlanan toplumların acı akıbetleriyle doludur.

Sadece savaşlar, katliamlar, soykırımlar değil, yoksulluğun, cehalet ve sefaletin, haksızlık ve hukuksuzluğun, ayırımcılık ve düşmanlığın nedeni de tiranlık, tiranlar ve onlara aldanan çoğunluğun varlığıdır.

Bize düşen bu çoğunluğun bir parçası olmamak ve çoğunluğu uyararak tiranlığa yol açılmasını önlemektir.

--

Dün yapılanları ders çıkarmadan geçiştirsen el diyarında diye

Yarın kapını çalar bir Tiran oturup ağlamak ne çare!

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır