Newroz Bayramı, kadim Mezopotamya halkları başta olmak üzere Anadolu, İran ve Kafkasya halkları tarafından binlerce yıldır “Baharın müjdecisi” ve “yeniden dirilişin bir sembolü” olarak kutlanmaktadır. Dini bir bayram olarak kutlanmadığı için, din üzerinden yapılan eleştirileri de doğru bulmuyorum. Dileyen kutlar, dilemeyen kutlamaz.
Newroz; doğayla barışık, duyarlı, bütün canlılara karşı merhamet besleyen ve onların haklarını da koruyan toplumların ortak bayramıdır. Doğaya saygısı olmayan, havayı, suyu, toprağı, nehirleri ve denizleri kirleten, yeşili, ormanı yok eden duyarsız kesimlerin anlayacağı bir bayram değildir. Kimyasal artıklar ve savaşlarla doğayı tahrip edenlerin bayramı hiç değildir. Doğayı talan etmek, yakıp yıkmak, insan ve hayvan katliamı yapmak yalnız Newroz’la çelişmez, yaratılış serüvenine de bir ihanettir. Kısacası yıkım ve şiddet Newroz’la yan yana gelmez.
--
Kürtler, diğer halklardan farklı olarak bir efsaneye dayanarak, tarihte Kürtleri ezen, öldüren, kanını emen zalim Dehhak’a karşı Demirci Kawa’nın öncülüğünde başlatılan başkaldırının da bir sembolü olarak Newroz’u kutlarlar. Bu yönüyle Newroz, mazlumların zalimlerden kurtuluşu simgeler.
Her toplum, farklı efsaneler üzerinden Newroz’a bir anlam katar ancak Kürtler kadar NEWROZ Bayramını ruhuna uygun bir biçimde kitlesel ve büyük coşkuyla kutlayan bir halk olduğunu sanmıyorum. Yalnız Kürtlere özgü bir bayram olmasa da bu yönüyle Kürtlerin “Milli Bayramı” olmasına saygı duymak gerekir.
Başka topluluklar Newroz’u yalnız “Bahar Bayramı” olarak kutlarken, Kürtler buna ilave olarak ‘ÖZGÜRLÜK” ruhunu da katarak daha anlamlı hale getirdiler. Newroz, Kürtlere silah ve şiddetle değil, meşaleler eşliğinde söylenen şarkılarla özgürleşmeyi öğretir. “Milli Bayram” olmasını sağlayan da bu ruhtur. Bir ideolojiyle veya silah ve şiddetle özdeşleşmez.
Ne yazık ki Newroz’u kendi anlam dünyasından çıkararak ideolojik dar dünyalarına hapsedenler var. Algı yöntemiyle özünden saptırılarak ideolojik dayatmanın aracı yaptılar. Bu boyutuyla tekil ve baskın olarak kutlanması Newroz ruhuyla bağdaşmaz.
Söz konusu algı ile halkımız yanıltılmakta ve Efsane Demirci Kawa’ya da haksızlık yapılmaktadır. Bir önder aranacaksa Newroz’un efsane önderi Demirci Kawa’dır. Unutulmamalıdır ki algılar geçicidir ve halk uyandığında, gerçek kahramanın özgürlük meşalesi yakan Demirci Kawa olduğunu yeniden hatırlayacaktır.
--
Newroz’u ideolojik bir alana hapsetmeyi de tahripkâr bulduğumu belirtmeliyim. HEP-DEM geleneğinin Newroz’u kitleselleştirmedeki rolü inkâr edilemez. Her yıl, coşkusunu artırarak Türkiye’nin geneline yayılmasına büyük katkı sundular. Böylece kendilerine de doğal ve haklı olarak önemli politik avantajlar da sağladılar.
Ne yazık ki bu kutlamalar politik avantaj sağlamaktan öte ciddi sapmalara da yol açtığı gözden hep uzak tutuldu.
Bunlardan birincisi, Newroz’un “Milli Bayram” kimliğinden ideolojik kimliğe dönüştürülmesidir. 2015 yılı Newroz’unun, “Demokratik Toplumu Yaratma Newroz'u” olarak kutlanması da ideolojik bir dayatmanın sonucudur.
Kuşkusuz bu anlayış Newroz’un ruhuna aykırıdır ve bir kimlik sapmasıdır. Kürtlerin “milli bayramı” olarak zihinlerde yer almasını ve Kürtlerin tamamı için kutlanacak bir bayram olmasını engellemektedir. Bunun için de tek bir parti ve ideolojik grubun himayesinde değil, ilgi duyan bütün grupları organizasyonlara dahil ederek kutlamak gerektiğine inanıyorum. Bu bağlamda DEM Partisinin öncülük yapmasında bir sorun da görmüyorum.
İkincisi, özgürlük bilinci yerine bir ideolojiye ve liderine itaat ve teslimiyet propagandasına dönüştürülmesidir. Bu bağlamda PKK lideri Abdullah Öcalan posterleri ve “Serok/Önder Apo” sloganları Newroz ruhuna ters düşmektedir. Çünkü Newroz, bir kişinin, hatta bir halkın değil, ‘Halkların Özgürlük’ gösterisidir. Yakılan ateş ve meşaleler halkın özgürlüğünü simgelemektedir. Öcalan posterleri ve ideolojik sloganlar ise halkın özgürlük taleplerini gölgelemektedir. Bir poster taşınacaksa o da Efsane Demirci Kawa’yı sembolize edecek bir poster olmalıdır.
Üçüncüsü, Newroz Bayramının yaklaşık on güne yayılarak kutlanmasıdır. Bu durum, Halepçe Soykırımını gölgelemektedir. Kürtlerin en büyük trajik olaylarından birisi Irak diktatörü Saddam Hüseyin tarafından 16 Mart 1988 yılında kimyasal silahlarla gerçekleştirilen soykırımdır. Newroz Bayramının söz konusu tarihten önce kutlanmaya başlanması Halepçe soykırımını perdelemektedir.
Kanaatime göre doğru olan; 16-17-18 Mart günlerini “MİLLİ YAS” ilan ederek soykırımı ve faillerini lanetlemek, ölenleri rahmetle anmaktır. 19-20-21 Mart günlerini de “Milli Bayram” olarak şarkılarla, halaylarla, coşkuyla kutlamaktır. Aksi halde Bayram kutlamaları Kürtlerin soykırım trajedisini sadece Kürtlerin hafızasında değil, uluslararası toplum nezdinde de sıradanlaştırabilir. Soykırım, bir halkı yüzlerce yıl diri tutan en önemli trajedilerdendir. Unutturmak veya hafife almak, en azından soykırım mağdurlarına saygısızlık ve nankörlüktür.
Bir halkın geçmişini, bugününü ve geleceğini diri tutan Newroz’un ruhuna uygun biçimde doğayla buluşarak ve halkların özgürlük taleplerini ortaklaştırarak coşkuyla kutlanması gerektiğini düşünüyorum.
NEVRUZ KUTLU OLSUN.
NEWROZÊ ŞİMA BİMBAREK BO.
Misafir