10 Aralık 2019


İmam Hatip Ruhunun Serencamı (Akıbeti)



Tuba ÇİÇEK

A- A+

İmam hatip okulları, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak açılan kurumlarımızdandır. Bu kurumlar, 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanuna dayalı olarak kurulmuştur. 13.10.1951 tarih ve 601 sayılı Müdürler Komisyonu Kararının 17 Ekim 1951 tarihinde bugünkü imam hatip okulları resmi olarak açılmıştır. 

https://dogm.meb.gov.tr/www/imam-hatip-okullari-kurulus-yil-donumu/icerik/570

Görüldüğü gibi İmam Hatip Liseleri devletin kontrolünde açılan, dinin yozlaşmasının, hurafelerin, tarikatların fütursuzca yayılmasının önüne geçme misyonu olan, Halkın istek ve talepleri de dikkate alınarak açılmış olan liselerdir.  

Öğretmenleri Türkiye cumhuriyeti okullarından mezun olup, Milli Eğitim bakanlığı tarafından atanırlar. Müfredatını da milli eğitimin belirlediği ve onun denetiminde olan, bu okullara giden şahısları ve onların aile efradını gerici, yobaz, çağdışı zihniyetli kişiler olarak yaftalanmıştır. Bir dönemler; bu ötekileme durumu zulüm boyutuna gelmiş ve hatta üzerine ‘’post modern’’ denilen darbe bile yapılmıştır. 

Yani kendilerini devletin sahibi, halkın muktediri ve akıl danası gören zatı muhteremlerin kendi inisiyatifleri ile proje mahiyetinde kurdukları bu okulları işlerine gelmediği yerde umarsızca, hayatının baharında ki gencecik insanları ve onların ailelerini cezalandırılmışlardır. İnançları, yaşam tarzları ellerine kelepçe olarak takılmış. Toplum dışına itilen cüzamlı gibi davranılmıştır. Dönemin ‘’tuzu kuru’’ muktedirleri tarafından. 

Dini birazda olsa araştırınca İslam dininde imam hatip denilen okullar yoktur. Bu okullar Türkiye cumhuriyetinin icadı diğer bir değişle projesidir. Bu projeyi hayata geçiren dönemlerin muktedirleridirler. Kendini Kemalist, laik, cumhuriyetçi tanıtan gruplar bu okullara siyasal İslam’ın kutsalı olan irtica yuvaları olarak lanse etmektedirler.

 Bu dini okul projesine ram olanlar ise,  daha çok dindar aileler ve onların yönlendirmesiyle giden çocuklarıdır. İrtica, terör, gericilik ile itham edilen bu kurumlar bu ülkenin anayasasının onayıyla açılmıştır. Neden? Kendi açtığınız okullara bu ülke vatandaşlarını ve onların çocuklarını kanalize edip, daha sonra aklınıza uymadığı yerde, suçlayıp, damgalayıp, darbe yapıp önlerine kement koydunuz? Kafa karışıklığınız var şahidiz… Aklınıza her geleni uygulama hakkını nerden görüyorsunuz kendinizde.

Bu serencam üzerinden bakınca böyle yorucu bir serüvendi imam hatip liseli olmak, nefret edeni de,  seveni de bir hayli çoktur. Çünkü bu iddiası bol kurumlar ve o kurumlara ram olmuş kişiler bu kadar ötekileme karşısında motivasyonları, başarma enerjileri artıyordu. başaracaklardı ve göstereceklerdi kendilerine gerici, yobaz, ilkesiz diyenlere. Bunu gösterme mekânı da siyaset arenasının baş aktörü olmaktı. Ve o çok istedikleri duaları gerçekleşti iktidar oldular. asıl o zaman başladı muhafazakar, dindar imam hatipli ve hatta mücahit lerin sınavı. 

Bu bağlamda 90 lı yıllarda bu düşünce en heyecanlı yıllarını yaşıyordu. Ümmetin ümidi, mazlumun umudu imam hatip ahlakıyla yetişmiş nesil sonunda hep talep ettikleri o göreve getirildi halk tarafından.

Dürüst ilkeli tutarlı siyasetleri, israfa kaçmayan örnek yaşam biçimleri, adaleti, eşitliği gösterelim ve bizim camiamızı yıllardan itibaren karalayan kötü gören kesime başta (CHP) zihniyetine tokat gibi insin iyiliklerimiz ve dürüstlüğümüz deniyordu. 

İmam hatip liler ve o liselere giden topluluk kutsal görülürdü bazı kesimlerce, bu sebepten marşlar ezgiler okurdu bu cenahın müzisyenleri, örneğin; Mehmet Emin Ay’ın okuduğu Selam İmam Hatiplim ezgisi bunlardan biriydi sadece…

Selam İmam Hatiplim
Selâm senin ruhuna
Selâm tertemiz kalbe,
O körpe dima'lara

Kaldır artık başını gün alnın parıldasın, 
Işık saçsın etrafa, tüm cihan aydınlansın
çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun

Gibi çağlara şifa olarak gelen karanlıkları aydınlığa çıkaracak olan mustazafların, mazlumların, yoksulların, ötekileştirilenlerin (örn, Kürtler, aleviler, inananlar, inanmayanlar  ve hatta ümmetin, Filistin, mısır, Libya, Suriye, Afganistan, mayanmar,vd) hepsinin erdemli, dürüst, hak yemeyecekler, haklarını yedirtmeyecekler ve hatta savunucuları, dostları olacaklardı. Dez avantajlı gruplara anayasal güvence ile koruma altına alacaklar, sosyal, siyasal, adil, eşit, kalkınma politikaları uygulayacaklardı. Bu iddialar ile gelinmişti iktidara.

Allah o yüce iktidar fırsatını böyle geniş kapsamlı düşünen, imam hatipli, dindar sonradan muhafazakâr –Rabiacı eklemesiyle kendini tanımlayan gruba nasip etti. Artık özlenen nesil imam hatipli dindar neslin, kendini liderlik pozisyonuna ve rolüne büründürmüş şahısları iktidar bayrağını ellerine almışlardı. 

Aslında o makam bir sınavdı onlar ve onları destekleyen seçmenler için. Hasta olan çağın ruhunu,  nurlarıyla ışığa kavuşturacak, şifa bulduracaklardı. İmam hatip nesli sınavlarını vermeye başlamışlardı. Fırsatı elde edip güçlenince bu camia, farklılaştılar diye cem ama aslında farklı değillerdi farklı olmadıklarına elde ettikleri iktidar ile neler yaptıklarını görünce iyice emin olduk. Özelliklede eylemleri, uygulamaları, konuşurken mangalda kül bırakmayan iyi bir hatipti onlar. Nede olsa imam hatip lisesinde vaaz verme derslerinde öğrenmişlerdi demagojiyi. 

Konuşma içeriğinin gayet erdemli, ilkeli, ahlaklı olduğu fakat uygulamada herhangi bir erdemli ilkenin, eylemin önemsenmediği hatta olmadığı ikiyüzlü, münafıkça tavırlar sergileniyordu. Tıpkı batı orijinli ‘’WikiLeaks,’’ belgelerinde bizim dindar muhafazakârlar için söyledikleri  ‘’Allaha inanıyorlardı ama Allaha güvenmiyorlardı.’’ gibiydiler.  

Riyakârlık, gösteriş, yalan konuşma, dedikodu, çalma, haram yeme, iftira, adam kayırma gayet olağan bir durum haline getirilmişti. Cübbeli, takkeli, entarili, başörtülü yani dindar kostümlü zatı muhteremler ile çağdaşlık taslayan ama yobaz ve menfaatçi laik, Kemalist, ulusalcı, milliyetçi, Türkçü zatlarda bu yıkılmayacak gibi duran güç organizasyonunun etrafında konuşlandılar.  Yapılan yanlışlara hatalara eksiklere eleştiri getireceklerine hepsi aynı organizasyonun menfaat sever üyeleri olarak onaylıyorlardı; İmam hatipli muhafazakâr yönetimin yaptığı iyi- kötü icraatları ayırt etmeden. 

Bu yüzden insanlar dine din adını kullanan bu seçilmiş yönetici azınlığa karşı itimadını yitirdi. Çünkü yenilmişlerdi yenilgide onların bir türlü dizginleyemedikleri ‘’para, şöhret, makam, haz, kibir, bencil hırsları’’ ile gelmişti. Siyasal İslam ve İslamcılar nefislerine yenilmişlerdi. CHP karşısında, En büyük kazanımın ilkeli ve ahlaklı bir siyaset olduğunu unuttukları ve Allah deyip Allaha güvenmedikleri için. 

Sonuç olarak; dinin insanların kişisel mekânına, ruhuna ait olan bir unsur olduğu, düşünen beyinlerce anlaşıldı. Dinden önce ahlak ve adalet gerekliydi. Çünkü halife değil devleti yönetecek erdemli, ilkeli, dürüst kişiler gerekliydi, geçici ama milyonların hayatını ilgilendiren makamlara. 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır