25 Ekim 2020


Çocuk Yaşta Evliliğe İlahî Hikmet Kılıfı ve Hz. Muhammed’in Evliliği



Tuba ÇİÇEK

A- A+

Kutsal kitap Kur’ân’a göre kişinin biyolojik ve psikolojik olgunluğa (reşit, buluğ) ulaşması, vücûdun büyümesi, hormonların yükselmesi ile ilgili değil, aklî olgunluğa ulaşıp, sorumluluk alabilecek bilinç ve olgunluğa ulaşması, kendini ifade etmesi, özgüven kazanması ile olur.

     

Nikâh için sorumluluk yüklenebilme durumu ise “Nisa” sûresinde geçer. Kur’ân’a göre vücûdun gelişmiş olması ergin olması anlamına gelmez, ergin olmak sorumluluk alabilme gücüne erişebilmektir. Örneğin “Nisa” sûresi 6. âyette “Yetimleri evlenme çağına (buluğ – ergenlik) varıncaya kadar gözetip deneyin. Eğer onların akılca (reşit – erginlik) olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin”, “Enam” 152. âyette ise “Yetimin malına, o en kuvvetli (rüşt – erginlik) çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın”, yine “İsra” 34. âyette de “Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, en güzel şeklin dışında yetimin malına yaklaşmayın. Ahdi yerine getirin. Muhakkak ki ahit, mesuliyettir” denir.

     

Görüldüğü gibi âyetlerde “Evlenme çağına (akıl – büluğ) gelmiş gençlerinizi gözetip deneyin, ondan sonra evlilik ve malî konularda sorumluluk verin” diyor.

     

Çoğumuzun bildiği üzere; büluğ çağı (ergenlik dönemi) bilimsel olarak biyolojik ve rûhsal olgunlaşma anlamında 12 yaşından başlayıp 21 yaşına kadar devam eden sürece denir. Bu süreçte vücûtta birtakım değişimler yaşanır. Örneğin boyun uzaması, cinsel, rûhsal, duygusal değişimler, yaşıtlarıyla birlikte olma isteği, dalgalı rûh halleri bu döneme özgü değişimlerdir. Diğer bir ifadeyle ergenlik; çocukluk çağından yetişkinlik dönemine atılan ilk adım evresidir. Ergenlik dönemi içinde bulunan genç birey yetişkin bedeninde ama halen bir çocuktur. Kendisini, bedenini, toplumu anlamaya çalışır, roller, tutumlar değişmiştir artık, Rol karmaşası yaşar.

    

 “Yaratılmışların en şereflisi” (eşref-i mahlûkat) diye ifade edilen, dünyadaki canlılar içinde tek akıl sahibi olan insanın Yaratıcısı, kutsal mesajı Kur’ân’da şöyle seslenir: “Ey akıl sahipleri!” Örneğin bazı ayetlerde; “Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir” (Enfal, 22), “O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar” (Yunus, 100) denilir.

     

Aklın büyük bir değer olduğu ve kullanılması gerektiğine ciddi ifadelerle yer verilmiştir. Bu anlamda namazın, orucun, başörtüsünün farz olduğunu düşünenler; aklını kullanmak ta farzdır. Bu biline.

    

 Peki, nasıl oluyor da akla ciddi anlamda önem veren, yetimleri ve evlenme yaşına gelmiş gençlerin yeterli olgunluğunu önemseyen bir dînin 9 yaşında evliliğe izin verdiğine, bir sapkınlığa rûhsat verdiğine inanılması beklenir.

     

Önümüze sunulmuş dînin gerçek ve değişmez ifadesi diğer bir deyimle otoritesi Kur’ân ile çelişen bir durum değil mi? “Üreme vasfı kazanmış insan bedeninin evlenme yaşı da gelmiştir” düşüncesi, insanı hayvanlar ile bir tutan, akla ters bir durum değil mi?

     Kız çocukları âdet görünce akıl – büluğ çağına girmiş olmuyor. Ergenlik sonrası vücût gelişim ve olgunlaşma aşamasına devam ediyor. Bu anlamda hem dînî (İslam) hem de bilimsel göstergeler, kişilerin ergin bir yaşa gelip sorumluluk alması demek olan evlilik yaşına 20’li yaşlardan itibaren hazır hale geldiğini bildirmişlerdir.

     

Nasıl ki erkek çocuklarının belirli bir olgunluğa ermeden evlendirmek toplum nezdinde pek doğru bulunmuyorsa, aynı şekilde kız çocuklarının da belirli bedensel (biyolojik) ve rûhsal (psikolojik) olgunluğa erişmeden evlendirilmesi, nikâhta istenilen rıza ve irade özgürlüğünü şart koşan hukukî ve dînî kaidelerle bağdaşmaz. İslam dîni kadın ya da erkek bireylere farklı muamelede bulunmaz, bulunmasını da tavsiye etmez.

     

Dikkat edilirse çocuk sayılacak yaşlarda evliliğe cevaz verenlerin ilk başvurduğu kaynak, Peygamber’in hayatıdır, Peygamber’in Halife Ebubekir’in kızı Aişe ile 9 yaşında evlendiği iddiâsıdır. Bu akla aykırı iddiâ ile 6 – 9 yaşında kız çocuklarının evliliğini olağan gören bazı softaların amacı kendi sapkın dünyalarına Peygamber aracılığıyla ilahî hikmet kılıfı uydurarak meşrûlaştırmaktır.

     

Bilinsin ki Kur’ân’da evlenme yaşı ile ilgili bilgi yoktur. Peygamber’in Aişe ile 9 yaşında evlendiğine dair elde gerçek bir kaynak yokken tüm bilgiler tevatür yoluyla dedikodu ve söylentiler aracılığıyla günümüze ulaşmıştır.

     

Kur’ân’da aksine evlilik cümlesinin yanında “ergin, rûhsal, bedensel ve psikolojik olarak hazır olmaktan” bahsedilmiştir. Kur’ân’ın mesajı ile Peygamber’in mesajı arasındaki bu çelişik durum, İslam dîni gibi aklı önceleyen bir dîne ters düşmüş olmuyor mu, “Ey akıl sahipleri”?

     

Kur’ân’ın indirildiği Arap toplumu o çağlardaki birçok toplum gibi çok eşliliğin (poligami) normal görüldüğü bir coğrafya idi. Arap – Emevî dînciliğinin İslam düşmanı oryantalistlerle işbirliği halinde iddiâ ettiğinin aksine, Hz. Aişe, Peygamberimiz’le evlendiği zaman 9 yaşında değil, 18 veya 19 yaşındaydı. (1)

     

6 – 9 yaşındaki kız çocuğu nasıl annelik yapsın ya da bu yaşlardaki erkek çocuğu nasıl babalık yapıp bir aile sorumluluğu üstlensin? Kur’ân’da “aklınızı kulanın, aydınlanın, aydınlatın” diye onlarca âyet varken bu çelişik durum akla ve mantığa aykırı değil mi?

     

Kısaca peygamberler de bizim gibi insandırlar. Günâhsız olsalar dahi hata yapabilirler. Fakat hatalarında ısrar etmeyip tövbe ederler. Hiçbir insan – peygamberler de dahil – hatasız değildirler. Günâhsız, hatasız olan meleklerdir. Peygamberler ya da insanlar kendi toplumunun çocuğudurlar. Onlarca kadınla evlenmenin olağan görüldüğü ve bunun yanında cariye denilen köleleştirmiş kadınlar ile de fuhuş (zina) yapıldığı kaotik bir toplumda 23 yıl gibi kısa bir sürede ilahî mesajı kendi toplumuna iletmeye çalıştı Peygamber. (2)

     

Her birey kendi aklının ve rûhunun algıladığı kadar inanır ya da sahte bulur bu anlatıları. İnanç tarihi bu gibi sorgulayan, araştıran, inanan veya inkâr eden kişilerin tereddütleri ve eminlikleri ile vakidir.

     

Kısaca; peygamberler de insandır, bu yüzden günâh işleyebilirler. “Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim.” (Kehf, 110)

     Fakat günâhta ısrar etmeyip tövbe ederler. Hiçbir insan günâhsız değildir. Günahsız olmak için melekler gibi nefis verilmemiş olmak gerekir. (3)

tubacck@hotmail.com

     DİPNOTLAR:

     (1): https://www.hurriyet.com.tr/hz-ise-peygamberimizle-kac-yasinda-evlendi-10303674

     (2): Asrısaadet’in Büyük Kadınları, “Hz. işe”, Ömer Rıza Doğrul, s. 29 – 65

     (3): https://bumudin.blogspot.com/2017/04/peygamberler-gunah-isler-mi.htm

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır