
Saddam sonrası Irak’ta olduğu gibi, Esat sonrası Suriye’de de eskisinden farklı yeni bir rejimin kurulacağı belliydi. Yine Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de yeni rejimin belirleyici unsurlarından birisinin Kürtler olacağı da biliniyordu. Buna rağmen özellikle ülkemizde Kürtlerin görmezden gelinmesi şaşırtıcıdır. Bunu “Kürt fobisi/Kürt düşmanlığı” olarak tanımlayanlar da vardır.
Bölgeyi yeniden şekillendiren Kürtler değil, küresel güçlerdir. Gelişmeleri kendi lehine çevirmeye çalışmak, her ulus için makul kabul edilirken Kürtler için tersini düşünmek kuşkusuz adil değildir. Söz konusu gelişmelerden Kürtlerin de bir fırsat oluşturmak istemeleri gayet doğal, hatta gereklidir.
Gelişmeler bağlamında Kürtler için anayasal statü ABD için bir tercih değil, her şeyden önce Bölge istikrarı için olmazsa olmaz bir koşuldur. Böyle bir yapılanmanın nedeni Kürtlerin ABD ve İsrail yanlısı olması da değildir. ABD için İsrail-Suriye ve Türkiye’nin ortaklığı ve ittifakı Kürtlerin statü elde etmesinden çok daha önemli ve önceliklidir. Ancak bölge istikrarı sadece söz konusu ittifakla gerçekleşmeyeceği biliniyor. Bu nedenle Kürtler de bir statü ile ittifaka dahil ediliyor.
Bu konuda Türkiye’nin ikna edildiği kanaatindeyim. Yönetime dahil edilmeden Kürtlerin artık yönetilemeyeceğini Türkiye’yi yönetenler de biliyor. Ankara’nın itirazı Kürtlere değil, muhtemel statülerinedir. PKK örneğinde olduğu gibi SDG’nin de ((Demokratik Suriye Güçleri) koşulsuz silah bırakmasını talep ediyor. Bunun için Abdullah Öcalan’dan da destek aldıklarını Dışişleri Bakanı Hakan Fidan şu sözleriyle açıklamıştır: “Ada'dan (İmralı) gelen mesajlar var, onlara yazılan direkt mektuplar var, verilen talimatlar var. Buna bile bir direnen akıl var.” Bu sözler önemli bir itiraftır. Ne yazık ki böyle bir iş birliğinden sonuç almaya çalışan bir iktidar/yönetim söz konusu.
--
Ankara’nın tutumu ve Cumhur ittifakının tavrı Kürtlerin statü taleplerine karşı olması yönündedir. Ancak SDG/YPG’yi PKK ile özdeşleştirerek Abdullah Öcalan’ın talimatıyla tasfiye etmeye kalkışmak trajik bir durumdur. PKK lideri Abdullah Öcalan’ı Suriye Küt hareketinin de lideri ve önderi olarak görmeyi sağlayarak ve dayatarak statü taleplerini engellemeye çabalayan bir siyasi iktidarın acziyetini görmek ülkemiz adına çok üzücü bir durum.
Topraklarını savunarak ve IŞİD işgaline karşı yiğitçe savaşarak sadece Kürtlerin değil, uluslararası toplumun sempatisini ve desteğini kazanan ve uluslararası meşruiyeti olan SDG/YPG’nin, uluslararası meşruiyeti olmayan, hatta bir “terör örgütü” olarak kabul edilen PKK ile özdeşleştirilmesi akla ziyan olsa gerek! Bırakın uluslararası toplumu, makul ve duyarlı hangi insan bu özleştirilmeyi kabul ede bilir?
Suriye’de Kürtlerin ve diğer dışlanmış unsurların lehine oluşan dengeleri, ANKARA-PKK veya ANKARA-Abdullah ÖCALAN ilişkileri üzerinden değerlendirmek siyasi öngörüsüzlük olduğu kadar büyük bir haksızlıktır da. Kuşkusuz Öcalan istiyor diye Suriye Kürtleri yaşamsal haklarından ve statü taleplerinden vazgeçecek değildir.
--
Traji-komik olan bir durum da Suriye’de İsrail bayrakları dalgalanırken Türkiye’de düzenbaz partilerin, medyanın, kalemşorların ve cambaz politikacıların yönlendirmesiyle Kürtlerin aleyhine bir algı oluşturulmak istenmesidir. Oysa İsrail ve Suriye, Ankara’nın bilgisi dahilinde ve ABD’nin gözetiminde Paris’te yapılan görüşmelerde, “Suriye’deki gerilimi azaltmak konusunda -istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere- ‘ortak iletişim mekanizması’ oluşturmak” konusunda anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmaya, Suriye’nin güneyinin ve Golan tepelerinin işgali gibi Siyonist egemenliğe tepki vermek yerine, Kürtlerin statü taleplerine tepki verenleri tanımlayacak bir cümle bulamıyorum. Sağduyu, vicdan ve ahlak sahibi insanların konuyu objektif değerlendireceğine inanıyorum.
Tarihi bir gerçeği de hatırlatmakta yarar vardır; Halep’i ticaret merkezi haline getirenler Süryani ve Kürtlerdir. Araplar yokken onlar vardı. Suriye'nin asli unsurlarıdır. Onlarla birlikte, Aleviler, Durziler, Ezidiler, Türkmenler ve diğer unsurlar da en az Araplar kadar hak sahibidir. Suriye’nin yeniden inşasında bu unsurların tamamının ulusal, siyasi ve sosyal hakları garanti altına alınmak zorundadır. Başka türlü beklenti içine girmek ahlaka ters düşmektir.
Ankara-Öcalan ittifakının bu sonucu değiştirebileceği mümkün görünmemektedir. Suriye’de yeni rejim artık Kürtlerle birlikte inşa edilecektir. Barış ancak birlikte sağlanır. Adaletin gereği de budur.
Misafir