16 Temmuz 2024


CUMARTESİ ANNELERİ



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Benim de annelerim dediğim ‘Cumartesi Anneleri’, 27 Mayıs 1995'ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemleri düzenleyerek gözaltında kaybolan veya faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının akıbetlerini öğrenmeye çalışan ve faillerini arayanlardan oluşan bir kadın grubunun adı olarak kabul görmüştür.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 1992 yılında, zorla kaybedilenler için “Kayıplar bulunsun” sloganıyla başlattığı kampanya, 1995’te Cumartesi Annelerinin mücadelesiyle büyük bir hak ve adalet arama hareketine dönüştü.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu'nda 1995'ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, (25 Mayıs-Cumartesi) itibariyle tam 1000 (bin) haftadır nöbettedirler.

Böylece Türkiye’de eşi görülmemiş kararlı ve ısrarlı bir direnişin sembolü oldular.

Büyük sanatçı Sezen Aksu, Cumartesi Annelerini ve kararlı direnişlerini şöyle anlamlandırmaktadır:

“Ben de Cumartesi Annesi’yim. Anneliğin yalnızca doğumla ilgili olmadığına inananlardanım. Bu yüzden zaten o annelerin yerindeyim duygu olarak. O durumdayken uçurum gibi ürkütücü, karanlık ve sonsuz bir sessizliğin korkusu kaplar herhalde içimi... Bu baskıya rağmen direnebilme gücü de analığın ta kendisi...”

Toplumsal çoğunluğa sormak isterim: 1000 haftadır, yaklaşık 29 yıldır yalnız ve yalnız çocuklarının akıbetlerini öğrenmek için bir araya gelip sessiz oturma eylemi yapan acılı annelerin çığlığına cevap vermemek, nasıl bir duygu ve nasıl bir inanç anlayışıdır?

Siyaset ve iktidarlar için bundan daha büyük bir vebal, siyasal düzen için bundan daha büyük bir utanç olabilir mi?

Bu vebal ve utanca sessiz, tepkisiz ve duyarsız kalan bizler de sorumlu ve ortak değil miyiz?

                                          --

5 Şubat 2011'de Başbakan Erdoğan, İstanbul-Dolmabahçe'deki ofisinde Cumartesi Annelerini kabul etmiş, bu konuyu çözeceğine dair Berfo Ana başta olmak üzere diğer Annelere söz vermişti.

Bunun üzerine TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde alt komisyon kuruldu, rapor hazırlandı ve bu doğrultuda 2014'te dava dosyası yeniden açıldı.

Peki sonra ne oldu?

Berfo Anaya verilen sözler unutuldu, acılı anneler acılarıyla baş başa bırakıldı.

Birçok dosya gibi 2020'de Yargıtay'ın kararıyla zaman aşımından tekrar kapatıldı ve hukuk gömüldü.

Kuşkusuz bu durum ilk de son da değil. 12 Eylül 1980 darbesinden günümüze toplam 1.352 kişinin sadece gözaltında kaybedildiği tahmin ediliyor. Hiç birisinden hala haber yok…!

Biliyoruz ki Türkiye’de özellikle 1993-95 yılları arasında binlerce faili meçhul cinayet işlenmiş ve bunların çoğunun akıbetinden haber dahi alınmamıştır.

Buna rağmen vicdanımız ve inancımız gereği bir kez daha Cumartesi Annelerinin acılarına ortak olduğumuzu açıkça belirtmek istiyorum.

Hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına inanan herkesin Cumartesi Annelerinin haklı, onurlu direnişini savunmak zorunda oluğuna inanıyorum. Bunun için “Benim Annem Cumartesi” diyorum.

Sanatçı merhum Ahmet Kaya’nın, sözleri ve müziği kendisine ait olan 'Beni Bul Anne' parçasıyla noktalamak isterim:

Dün gece gördüm düşümde

Seni özledim anne

Elin yine ellerimde

Gözlerin ağlamaklı

Gözyaşlarını sildim anne

 

Camlar düştü yerlere

Elim, elim kan içinde

Yanıma gel, yanıma anne

İki yanımda iki polis

Ellerim kelepçede

Beni bul, beni bul anne

 

Dün gece gördüm düşümde

Seni özledim anne

Gözlerinden akan bendim

Düştüm göğsüne

Söyle, canın yandı mı anne?

 

Camlar düştü yerlere

Elim, elim kan içinde

Yanıma gel, yanıma anne

İki yanımda iki polis

Ellerim kelepçede

Beni bul, beni bul anne

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır