02 Aralık 2021


Siyasette farklılaşarak aldatmak



Abdulbaki ERDOĞMUŞ

A- A+

Son kırk yılın en ağır toplumsal ayrışmasını yaşıyoruz. İktidarın bilinçli ve planlı yürüttüğü ayırımcılık ve ötekileştirme politikaları, toplumsal kesimlerde kin - öfke - nefret ve düşmanlık olarak kendini göstermektedir.

Politikacıların dil, söylem ve üslubu artık toplumsal kesimlerin tamamına hâkim olmuş durumdadır. Futbol takımları tutar gibi partilere de aynı tarzda yaklaşılmakta ve aynı öfke duyulmaktadır. 

İşsizlik, yoksulluk ve derin ekonomik krizler dahi partizanlığı aşmış değildir.

Gerçekten de futboldaki fanatizmin bir benzeri günümüzde politik alanda yaşanmaktadır. İktidar partisinin öncülük yaptığı bu fanatizmi muhalefet partilerinin de benimsediğini görmekteyiz. 

Ayrışmanın ideolojik temelde olmasının, futbol fanatizminden daha tehlikeli sonuçlar doğuracağı kesindir.

Siyasi partilerin politik tercihe dayanan ayrışmalar ve farklılıklar oluşturması siyasetin gereğidir. Ancak ayrışmayı, resmî ideoloji veya sistem adına yapmaları topluma kurulmuş bir tezgâh olarak değerlendirilmesi icap eder.

Siyasal partilerin şekillenmesinde devletçi ideolojinin etkisi dikkate alındığında, toplumun ayrıştırılarak bölünmesi, resmî ideolojinin gereği olduğu anlaşılacaktır. 

Bu bağlamda politik faaliyetlerde din, inanç, sınıf, bölge farklılıkları gösterse de mevcut partilerin, ideolojik farlılıklarına rağmen tek merkezden bir mühendislikle yönlendirildikleri ihtimali güçlenmekte ve bu yöndeki kuşkuları artırmaktadır.

Resmî ideolojinin siyasete ve topluma kurduğu bir tezgâh değilse, partiler neden birbirinin düşmanı, hasmı olsun?

Dikkat edilirse partiler artık politik rekabet içinde değillerdir. Devlet-vatan-bayrak-din-inanç temelinde düşman cephelere dönüşmüş gibi durmaktadırlar. Birbirlerinin rakipleri değil, düşmanları olarak görüntü vermekteler.

Mevcut partilerin tamamının ayrıştırıcı bir ideolojiye dayanması tesadüf olabilir mi?

Birleştirici, kuşatıcı, özgürlükçü, çoğulcu, bütünleştirici bir parti var mıdır?

Mevcut partiler arasında toplum merkezli sivil ve demokratik bir tek parti örnek verilebilir mi? 

Mevcut partilerin tamamı devletçi, milliyetçi, istismarcı politikaları öncelemiyor mu?

İktidar ve muhalefet partileri arasında temelde bir ideolojik farklılık olmadığı gibi politik tarz ve üslup bakımından da aralarında bir fark kalmamıştır. Hedef farklılığının olmadığı ise çok açıktır.

İktidar - muhalefet “düşmanlığının” totaliter sistem nedeniyle değil de sistemi kimin yöneteceği ile ilgili olması kuşkularımızın derinleşmesine neden olmaktadır.

Muhalefet partilerinin iktidar partisine benzemeye çalışmaları yeni dönem Türkiye’si için bir tehdit ve tehlike olarak görülmektedir. Mevcut iktidara benzer bir yönetim sistemi, en az mevcut iktidar kadar sorunlu, güvensiz, otoriter, kinci ve intikamcı olmayacak mı?

Açıkça belirtmek isterim ki mevcut iktidar zihniyetinin yeni dönemde Türkiye’yi yönetmesi için hiçbir makul ve haklı gerekçesinin olduğunu düşünmüyorum. Aksine mümkün olan en kısa sürede “erken seçim” kararı alınarak sandık marifetiyle iktidar değişikliğini sağlamak bir zorunluluk haline gelmiştir.

Ne yazık ki bugünkü muhalefet partilerinin yöneteceği bir Türkiye’nin ekonomik olarak rahatlayabileceğini düşünüyorum, ancak yönetim sistemi bakımından çok şeyin değişebileceği kanaatinde de değilim. 

Sırf bu gerekçe ile dahi mevcut iktidarın değişmesi elbette ülkenin yararına olacaktır.

Ancak ihtiyacımız olan mevcut iktidara alternatif bir yönetim değil, iktidar eliyle inşa edilen totaliter, zorba ve ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne alternatif demokratik bir sistem inşa edecek bir iktidardır.

Peki sisteme esastan muhalefet eden tek bir parti var mıdır?

Muasır değerleri ilke edinen tek bir partiden söz edilebilir mi?

Bu durumda mevcut partilerin amaçları bakımından değil görüntüleriyle birbirlerinden farklı oldukları anlaşılmıyor mu?

Farklı söylemler, ideolojik farklılıklar sadece toplumu ayrıştırmaya ve aldatmaya yarıyor.

Konunun daha iyi anlaşılması için bir hikâyeyle bitirmek istiyorum:

Bir gün bir kilisenin kapısında iki dilenci peydah oluyor... Biri temiz pak nur yüzlü, diğeri pasaklı, karanlık suratlı, insanların yüzüne bakmaktan kaçındıkları cinsten...

Temiz pak olanın önünde bir yazı: "Ben yoksul bir Hristiyanım, lütfen yardım edin." 

Karanlık suratlı olanın da önünde de bir yazı: "Bütün varlığını kumarda ve zinada kaybetmiş bir Yahudiyim. Paraya ihtiyacım var."

Pazar ayininden çıkanların hepsi, öfkeyle Yahudi dilencinin önünden geçip, nur yüzlü Hristiyan dilenciye sadaka veriyorlar... Haftalarca böyle sürüp gidiyor bu iş...

Sonunda papaz Yahudi dilenciye acıyor, yanına yaklaşıp diyor ki;

"Bak, haftalardır avuç açıyorsun burada, tek kuruş sadaka toplayabilmiş değilsin. Seni gören hiddetleniyor, parayı diğer dilenciye veriyor. Şu önündeki yazıyı kaldırsan, Yahudi olduğunu söylemesen, kumarı ve zinayı falan işe karıştırmasan, üç beş de sen kazanırsın, karnın doyar."

Yahudi dilenci gülümsüyor, diğer dilenciye dönüp şöyle diyor: 

"İşittin mi Salomon? Papaz bize ticaret öğretiyor"...

--

Siyaset de böyle olmuş. 

İktidar partileri de muhalefet partileri de aynı ideolojik sistemi farklı görünerek yönetmeye talip değiller midir?

Farklı görünseler de ticaretleri aynıdır.

İçerideki pazarlıkları bilmeden bizler saf düşüncelerle vatan millet derdindeyiz.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır