27 Şubat 2021


KABİLECİ SİYASETTEN AÇIK İNSANİ SİYASETE



Prof. Dr. Bilal SAMBUR

A- A+

İnsan, çoğunlukla ne yaptığını bilerek hareket ettiğini sanmaktadır. Ancak bu genel yanılgının aksine insan, çoğu zaman yanılsamalar ve zanlar üzerine yaşamaktadır. Zan ve yanılsama üzerinden yaşanılan bir hayatın tezahürleri siyaset alanında belirginleşmektedir. Siyaseti, insan ve bilgi üzerine değil, kurgular ve zanlar üzerine inşa ediyoruz. Kurgular ve yanılsamalar üzerine inşa edilen bir siyaset, güç ve iktidar siyaseti olmanın sığlığını aşamamaktadır. Kabilevi güç siyaseti, bilgiyi, hikmeti, sanatı, edebiyatı, maneviyatı, ahlakı, tefekkürü ve insan kaynağını tüketen doyumsuz bir canavardan başka bir şey değildir.

Kabilevi siyasetin günümüzdeki versiyonu ulus devlet modelidir. Ulus devlet paradigması, siyaseti, insanı ve toplumu çıkmaza sürüklemiştir. Ulus devlet modeli, bugün sorunun kendisi olmaya başlamıştır. Ulus devlet, güvenliğini ve egemenliğini sağlamayı vadettiği grubun kendisine karşı bile, bu görevini yerine getirememektedir. Ulusal egemenlik ve güvenlik iddiasını gerçekleştirme iddiasıyla ortaya çıkan ulus devlet modeli, bu temel iddiasını gerçekleştirmekte bile başarısız olmuştur. Günümüz dünyasında ulus devlete aslında ne gerek vardır, ne de yer vardır. Bir gruba bütün siyasi otoriteyi veren ulus devlet modelinin ötesinde siyasetin yeniden düşünülmesi lazımdır. Aslında siyaseti, devletin ve ulusun ötesinde dünya ve insan bağlamında düşünecek yeni bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. İnsani siyaset ve insani dünya olarak ifade edebileceğimiz yeni anlayış, gücü, ulusu ve devleti aşmayı amaçlamakta, yeni bir anlayış olarak geliştirilmesi gerektiğini ifade etmektedir.Derin insani siyaset için kapalı kabilevi siyasetin aşılması gerekmektedir.

Siyaset, kendi kendini düzenleyecek ve dengeleyecek bir faaliyet olma yeteneğine sahip değildir. Devlet, ulus ve iktidar için yapılan siyaset, insani olan her şeyi yozlaştırmakta ve çürütmektedir. Dinin, bilimin, ahlakın, felsefenin, entelektüel düşüncenin, medyanın ve iletişimin sığlaşmasından, yapaylaşmasından ve tükenişinden söz edilmektedir. Güç ve devleti amaç edinen siyaset, insanı ve ona ait her şeyi erozyona uğratmakta ve zayıflatmaktadır. Siyasetin, sadece iktidar ve güç peşinde koşmak değil, insanı ve onunla ilgili alanları açmak ve geliştirmek için yapılan nitelikli bir faaliyet olarak tanımlanmasına ve kavranmasına ihtiyaç vardır. Önce devlet, önce iktidar, önce parti, önce lider diyen anlayışlar kapalı kabileci siyasetin tezahürleridir. Önce insan, sonra insan, her zaman insan diyen derin insani siyaset anlayışına lokal, bölgesel ve küresel olarak insanlık, ihtiyaç duymaktadır.

Siyasetin yenilenmesi, sürekli gündemde olan konudur ve bütün siyasi aktörlerin gerçekleştirmeyi söz verdikleri temel vaattir. Ancak bütün bu vaatlere rağmen siyaset, kendisini yenileme kapasitesi, yeteneği ve gücü ortaya koyamamaktadır. Siyaset, daha çok kendi içinde oluşturduğu statükoyu devam ettirmekle uğraşmaktadır. Siyasette yenileşmek için, kapalı siyasetten açık siyasete geçmek lazımdır. Siyaset, sadece aynı düşünen insanların oluşturduğu yapılardan ve ilişkilerden ibaret değildir. Siyaset, toplumsallaştığı sürece kendisini yenileyebilir, üretebilir ve geliştirebilir.Kendisini bürokratikleştiren, devletleştiren ve statükolaştıran bir siyasetin yenilenmesi mümkün değildir. Siyasetin açık ve özgür olması için, siyasetin olabildiğince devletten uzak, insan ve topluma ise her şeyiyle yakın ve iç içe olması gerekmektedir.

İnsandan ve toplumdan uzak cansız siyaset, çözülmesi ve normalleştirilmesi imkansız büyük insani sorunların doğmasına neden olmaktadır. Kürt ve Alevi sorunları, demokratik sivil bir anayasanın yapılamayışı, hukuk devletinin inşa edilememesi, şeffaf ve hesap veren bir yönetim tarzının oluşturulamaması insan karşıtı siyasetin ürettiği çetin sorunlardır. Öldürme, had bildirme, asimilasyon, tenkil, köy yakma, katliam, faili meçhul gibi uygulamalar, insansızlaşan siyasetin büyük insani krizler üretme kapasitesini göstermektedir. İnsanın ölüsüne veya dirisine hiçbir şekilde önem vermeyen, insanı en şerefli varlık olarak görmeyen bir anlayışın yeni bir siyaset ortaya koyması imkansızdır. Siyaset, insan onurunu korumak ve özgürlüklerini güvence altına almak için yapılan bir faaliyettir. İnsan onuru ve insanın en şerefli varlık olduğu gerçeği, yeni siyasetin her alanına sahici anlamda yön vermelidir.Devlet, kabile, mezhep, kültür gibi kolektif kurguları kutsayan ve esas alan bir siyaset, insanın onurunu ve özgürlüğünü işlevsizleştirmekte ve inkar ettirmektedir.

Devlet, insana soğuk olan bir yapıdır. Siyaset, devleti sıcak ve insana yakın hale getirmek için yapılmalıdır. Devletin insana olan katı ve soğuk yüzü, insana karşı sıcak ve sempatik hale getirilmedikçe, yeni bir siyaset paradigmasının geliştirilmesi neredeyse imkansızlık düzeyinde zordur.Devlet, vatandaşa soğuk ve tepeden baktığı sürece, siyasetin sorun çözme alanı daralmaktadır. Böyle bir ortamda siyaset, sadece devletin bürokratik ihtiyaçlarını karşılamaya yaramaktadır.

Ortadoğu coğrafyasında toplumsal sorunlar, barışçıl ve demokratik metodları içeren siyaset yoluyla çözülmemektedir. Devlet, siyaset yerine şiddetle karşılık vererek sorunları ve insanları bastırmaya ve yok etmeye çalışmaktadır. Ortadoğu coğrafyasının kan ve şiddetle dolu olmasının nedeni, ortada hukuka göre işleyen değil, şiddeti ve savaşı esas alan sözde devlet olan, özde ise çete olan yapıların varlığıdır. Irak, Suriye ve Yemen’de yaşanan iç savaş ve kaosun nedeni, her zaman var olan devlet şiddetidir. Devlet, insana yönelik olarak şiddet yapmaya devam ettikçe, insanların o yapıya vermiş oldukları onay ve rıza ortadan kalkmaktadır. Ortadoğu’da halklar ve devletler çatışması vardır. Toplumlar, kendilerine şiddetle hükmeden yapılara onay ve rıza göstermemektedirler. Devletler, zor ve şiddet kullanarak kendilerini topluma dayattıkça, sonu iç savaşlara uzanan büyük sorunlar ortaya çıkmaktadır. Devlet şiddeti, devletin insandan ve toplumdan koptuğunun göstergesidir. Ortadoğu’da, devleti sürekli olarak topluma şiddet uygulayan bir yapı olmaktan çıkarmak için mücadele eden yeni bir siyaset anlayışının ortaya konması gerekmektedir.

Devletin topluma ve insana olan soğuk ve katı bakışı, sadece bir partinin veya spesifik bir siyasi hareketin sorunu değildir. Coğrafyamızda devlet ve insan arasında olan çatışma, kökleri çok eskilere dayalı olan bir sorundur. Yeni siyasetin temel problemi, devletin insana olan soğuk bakışı olarak ifade edebileceğimiz büyük sorunu değiştirmek ve dönüştürmek olmalıdır.

Bugün siyaset alanı maksimum düzeyde daraltılmış durumdadır. Ülkedeki herhangi bir sorun, kolaylıkla siyasi partilerin birbirlerinin siyasi alanlarını daraltmak için seferber olmalarına neden olmaktadır. Coğrafyamızda ve ülkemizde siyaset milliyetçilik, din, mezhep, yaşam tarzı ve ideoloji üzerinden yapılmaktadır. Siyasetin belirleyicileri asabiyetler ve aidiyetler olduğu için, siyasi yapılar birbirlerinin toplumsal alanını minimize etmek amacıyla milliyetçi duyguları, kutsal değerleri, sembolleri veya etnisiteleri birbirlerine karşı kullanabilmektedirler. Siyasetin artık kapalı aidiyetler üzerinden değil, açık bir şekilde hukuk, demokrasi, özgürlük, barış ve çoğulculuk merkezli olarak yürütülmesine imkanlar sağlayan, böylelikle siyasete geniş alanlar ve ufuklar açacak olan yeni yapılara ve yaklaşımlara ihtiyaç bulunmaktadır.

Devlet, toplumsal farklılıkları kendi varlığına karşı tehdit olarak görmekte ve farklı kimliklere karşı hep bir savunma-saldırı pozisyonu içinde bulunmaktadır. Kürt sorunu, Alevi problemi, Ortadoğu’daki krizler, sivil toplum bağlamında ortaya çıkan yeni gelişmeler ve dinamikleri devlet, büyük ölçüde tehdit olarak okumakta ve ortaya çıkan tehditleri sert güç kullanarak müdahalede bulunmak suretiyle çözebileceğini sanmaktadır. Devletin siyasal ve sosyal sorunlara müdahalesi, toplumumuzda kırılma olarak ifade edebileceğimiz yeni kopuşlara, kamplara ve krizlere neden olmaktadır. Yeni siyaset, devletin topluma müdahalesini çözüm olarak değil, sorun olarak görmelidir. Toplumsal ve siyasal sorunların çözümü için gerekli olan şey, devlet müdahelesinin varlığı değil, yokluğudur. Demokratik hukuk devletinin kurumları, demokratik siyasetin araçları, imkanları ve kanalları, yeterince oluşturulmadığı için çoğu zaman şiddet devreye sokulmaktadır. Sosyal problemler karşısında devletin demir yumruğunu indirmesini gerekli gören anlayış, bu yaklaşımın bir tezahürüdür. Sivil ve demokratik bir toplumda devletin kendi toplumuna karşı şiddeti ve militarizmi kullanması kabul edilemeyeceği gibi, devletin meşruiyetini de ortadan kaldırmaktadır.

Siyaset, toplumun gene toplumsal aktörler tarafından inşa edilmesi sürecidir. Siyaset, devlete karşı bir meydan okuma biçimi değildir. Siyaset, toplumu devlet şiddetiyle terbiye etme şeklinde bir anlayışı da benimsememelidir.Toplumsal inşa için şiddete değil, siyasete ve barışa ihtiyaç vardır. Devlet şiddeti, toplumsal barışı tahrip eden en büyük faktördür. Siyaset, bütün toplumsal kesimleri siyasi süreçlere katmanın etkin yollarını bulmalıdır. Toplumu dışlayan bir siyaset, var oluş hikmetini inkar etmiş siyasettir. Devlet merkezli siyaset, insanı ve toplumu nesneleştirdiği gibi, aynı zamanda hayatı fosilleştirme anlamına gelmektedir.

Siyaset, muhalefet ve iktidarın birbirini yok etmek için tuzaklar kurduğu bir alan değildir.Siyaset, muhalefet ve iktidarın birbirini eleştirdiği, desteklediği, itiraz ettiği ve var ettiği bir süreçtir.Siyasi aktörler, siyaseti birbirlerini yok etme olarak anladıklarında, siyaset savaşa dönüşmektedir. Ülkemizde devlet, en güçlü yapı olmasından dolayı, siyasal yapımız merkeziyetçi hiyerarşik bir patronaj sistemi tarafından kontrol edilmektedir. Ülkemizde siyasetin devletçi ve merkeziyetçi bürokratik patronaj sistemini değiştirmeye yönelik bir siyaset üretilememektedir.Bütün siyasi yapılar, devlet iktidarı olarak ifade edebileceğimiz merkeziyetçi patronaj sistemini bir süreliğine kendilerinin kontrol etmesi için mücadele etmektedirler.Siyaset üzerindeki merkeziyetçilik, devletçilik ve vesayetçilik, şimdiye kadar gerçek anlamda dönüştürülmüş ve değiştirilmiş değildir. Merkezi yapı, devlet rantını dağıttığı için herkes bu ranttan pay kapmanın mücadelesini vermektedir.Devlet rantından pay kapmak için siyasetin yapılması anlayışı, toplum ve demokrasinin inkarı anlamına gelmektedir.

Türkiye’de siyaset, hep negatiflik üzerine yapılmaktadır. Birinin ak dediğine diğerinin kara demesinin siyaset sanılması, iktidar ve muhalefet aktörlerinin farklı siyasi öneriler ve alternatifler ortaya koymasına engel olmaktadır. Türkiye’de muhalefet sorununun ve boşluğunun olmasının nedeni, her şeye hayır diyen negatif yıkıcı siyasettir. Muhalefet anlayışının yapıcı ve yaratıcı şekilde dönüşmesi gerekmektedir.

Devlet, toplumu kutuplaştırarak kontrol ettiği gibi, siyasette etnisite, din, mezhep ve yaşam tarzı temelinde insanların kutuplaştırılmasını esas alarak yapılmaktadır. Kutuplaştırıcı rekabetin ve çatışmanın dışında kalarak yapılacak yeni bir siyasete ihtiyaç vardır. Kutuplaştırma üzerinden siyasi güç ve alan elde etme anlayışından vazgeçilmediği sürece, siyasetin gerçek anlamda işlevselleşmesi ve güçlenmesi mümkün değildir. İnsanlar, din, mezhep, etnisite ve ideoloji üzerinden kolaylıkla kutuplaştırılırken, toplumun demokrasi, hukuk ve özgürlük ortak paydalarında biraraya gelmesi ve ortaklaşması gerçekleştirilmemektedir.Kutuplaştırma, devletçi merkeziyetçi vesayetin varlığını tahkim ederken, açık sivil demokratik siyaseti imkansız hale getirmektedir.

Siyaset, dost-düşman ayırımı üzerinden güç mücadelesi yapmak değildir. Siyaseti yozlaştıran ve çürüten en önemli unsur dost-düşman ayırımıdır. Siyasette, işbirliği yapılacak ortaklar vardır, ama yok edilecek düşmanlar yoktur. Siyaset, savaş değildir. Siyasette hiç kime düşman değildir. Siyasette muhalifler vardır. Muhalifler arasında barışçıl bir demokratik rekabet vardır. Toplumda herhangi bir grubun düşman olduğuna dair verilen siyasal bir karar, siyasetin ortadan kaldırılması demektir. Siyaset, ülkemizde savaş şeklinde yapılmaktadır. Aksiyon olarak savaşın, kutuplaşma ve çatışma olarak gerekleştirildiği görülmektedir.

Türkiye’de siyasetin ayarları hiçbir zaman olmadı. Siyasetin ayarları olmadığı için, kriz anlarında siyasetin kendi orijinal temellerine dönmesi hiç mümkün olmadı. Hep patronaj güçlerin gölgesinde siyasetsizlik yapıldı. Siyasetsizlik, bugün patlamış durumdadır. Gerçek anlamda bir siyasetin inşası, Türkiye’nin en acil sorunudur. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, siyasette yenilenme hep söylenmesine rağmen, şimdiye kadar gerçekleştirilmiş bir şey değildir. Siyasetin yenilenmesinden kastedilen şey, büyük ölçüde eskiye dönüş veya eskinin günümüze adapte edilmiş hali kastedilmektedir. Siyaset, geçmişe değil, geleceğe bakmalıdır ve gelecek yönelimli olarak kendisini yenilemelidir. Siyaset, bireyi, devlet dahil değişik otoritelere teslm etmenin adı olmamalıdır. Keskin kuralların ve ideolojilerin hayat bulması, insanı devletin tahakkümüne sokmaktadır. Siyaset, insan lehine devleti hukukla sınırlamalıdır. Şimdiye kadar yapılmayan budur.

Türkiye’de sosyal ve siyasal hayatı şekillendiren olgu kabileciliktir. Kabilecilik geleceğe ütopya sunmak için geçmişi idealleştiren ve efsaneleştiren bir kurgudur. Geçmişi idealleştirme ve dışlayıcılık, kabileciliğin iki temel boyutudur.Kabilecilik, toplumu biz ve onlar şeklinde ayırarak bizim kaybetmemiz onların kaybetmesine bağlı şeklinde sıfır kazananlı bir oyun kurgulamakta, öteki görülene şiddet ile yaklaşmayı meşrulaştıran bir tutumun oluşmasına neden olmaktadır. Toplumsal grupların, kendi kabilelerinin dışında gördükleri farklı insanlara karşı kolaylıkla saldırganlaşmasının nedeni, ötekine karşı şiddeti kullanmayı kendisinin hakkı görmesidir.Kapalı kabileci siyaset, değerlerini, ütopyalarını ve ideolojierini tartışılmaz bir şekilde haklılaştırmaktadır. Kabileci siyaset, tek bir grubu haklılaştırmasından, kimliğini, çıkarlarını ve tarihini mutlaklaştırmasından dolayı, çok kültürlü, çok kimlikli ve çok dinli bir toplumda farklılıkları koruyarak barış içinde bir arada yaşamayı sağlaması mümkün değildir.Kabilecilik, farklı gruplara karşı sürekli bir intikam ve rövanş alma duygusunun siyasete ve sosyal hayata egemen olmasına neden olmaktadır.Siyasette sürekli olarak devri sabık yaratma ve rövanşizm korkusu yaşanmasının nedeni kapalı kabileci siyasettir.Kabileciliğin siyaset olarak sürekli olarak üretilmesi, büyük değişim iddialarıyla ortaya çıkan toplumsal yapıların ve siyasal organizasyonların başarısızlığına neden olmaktadır. Kabileciliklerini değişim ve yeni kavramlarıyla gizleyen siyasal söylemler, toplumu sahte değişim ve demokrasi tuzağının içine düşürebilmektedirler. Sahici anlamda siyasetin ahlakileşmesi ve insanileşmesi için kabilecilikten bireye doğru paradigmanın değişmesi, bireyin onurunun ve özgürlüğünün her şeyin başı, ortası ve sonu kabul edilmesi ve siyasette Şark kurnazlığından demokratik, sivil ve etkili bir yönetişime geçilmesi acil ve zorunlu bir gerekliliktir.

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır