02 Aralık 2021


İklim Rotası: Paris’e Dönerken!



Serhat Şabap

A- A+

Geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığım bir yazıda ‘Çağa Ayak Uydurmanın’ önemine dikkat çekerek; iklim değişikliği, 5G, sürdürülebilir kalkınma, döngüsel ekonomi ve yeşil mutabakatın tartışılmadığı konjonktürde suni gündemler ile enerjimizi heba ettiğimizi dile getirmiştim. Çağa ve dinamiklerine uygun bir vizyonda hareket edebilmenin öncelikli koşulunun ise; demokrasi ışığında düşünmekten, müzakere etmekten  ve sorgulamaktan geçtiğinin altını çizerek yazımı neticelendirmiştim.  

Bu motivasyon doğrultusunda, uluslararası iklim meselesini ele alarak Türkiye ekseninde Paris İklim Anlaşması süreci ve AB Yeşil Mutabakatının önemine değineceğim.

Yakın zaman içeresinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler oturumunda ‘müjde’ olarak dile getirdiği Paris İklim Anlaşmasının meclise sunulacağı yönündeki beyanını; muhtelif kesimler sevinçle karşılarken, birtakım uzmanlar ise bu kararı gelinen nokta itibariyle geç kalınmış bir ‘kazanım’ olarak değerlendirerek Türkiye’nin altı yılının heba olduğuna dikkat çekmekteler.

Nitekim iklim değişikliği üzerindeki çalışmalarıyla da tanınan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları merkez müdürü Levent Kurnaz, anlaşmaya taraf olunmasına yönelik durumu ise:

“Türkiye’nin Paris’e taraf olma kararı sadece iyi haber değil, aynı zamanda tarihi bir gelişme. Ancak bu olumlu gelişme hükümetin ne kadar iyi politikalar izlediğini ve başarılı olduğunu göstermiyor. Tam tersine, bu sonuca varılana kadar geçilen yol başlı başına bir başarısızlık hikâyesi. Bu karar Türkiye’nin altı senedir bütün uyarılarımıza rağmen inatla sürdürdüğü yanlış iklim diplomasisinin karaya oturduğu anlamına geliyor.” Cümleleriyle ifade etmektedir.

Aralık 2015’te gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği çerçeve sözleşmesi 21. Taraflar konferansında kabul edilen Paris Anlaşması, 2016’da yürürlüğe girmiş, bu  anlaşmayla birlikte iklim değişikliği ve etkileri ilk defa tam anlamıyla küresel bir boyut kazanarak  uluslararası iklim rejimi açısından yeni bir dönemin miadı olarak kabul edilmiştir.

Türkiye’de bu sürecin öncü aktörlerinden biri olarak anlaşmayı ilk etapta imzalamış yalnız süreç içerisinde yaşadığı birtakım yanılsamalardan ötürü anlaşmayı yürürlüğe koymayarak Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen ile aynı statüde algılanmasına neden olan bir sürecin sonunda uluslararası imaj krizine mahal vermiştir.  

Paris İklim Anlaşması onaylansın - Dünya Gazetesi

İklim değişikliğine karşı kırılgan ülke olarak nitelendirilen Türkiye, 2015 yılının ‘sıcak’ atmosferinin de etkisiyle, Ulusal Katkı Niyet Beyanında sera gazı emisyon salınımını 2030 yılı itibariyle yüzde 21 oranına kadar azaltım hedeflediğini deklare ederek bu eksende enerji, endüstriyel proses, tarım arazi kullanımı, atık yönetimi ve ormancılık sektörlerini bizatihi kapsayan hususlarda önlem alacağına da dikkat çekmiştir.

Glasgow’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’ndan önce, ‘karbon nötr’ hedefli anlaşmanın onay aşamasını tamamlamayı planlandığını ifade eden Erdoğan,  Yatırım, üretim, istihdam politikalarımızda köklü değişikliğe yol açacak bu süreci, 2053 vizyonumuzun ana unsurlarından biri olarak kabul edildiğini vurgulamıştır.

Gelinen nokta itibariyle iklim değişikliği çerçevesinde niyet beyanında uygulanması ön görülen hedeflerin 2030’dan 2053’e çekilerek revize edilmesi Türkiye’nin altı yıllık direncinin yirmi üç yıllık bir zarara tekabül ettiğini gözler önüne sermektedir.

Konuya ilgililerin vakıf olduğu gibi Paris İklim Anlaşması bağlamında şekillenen Yeşil Ekonomik düzen de ülkelerin iklim ve çevre konuları noktasında sergilediği tavrı belirli çerçeveler içerisine oturtmak istemektedir. Bu düzene uyum sağlayıp/sağlayamamanın ekonomik etkilerinin ve uluslararası dengelerin gözden geçirildiği Avrupa Yeşil Mutabakatı 2019 yılı sonunda AB tarafından yayınlanmış ve yeni bir strateji olarak ortaya konulmuştur.

Yeşil Mutabakatın önemini ve ekseriyetini kavradığımız takdirde attığımız/atacağımız adımları daha anlamlı kılarak yeni dünya düzeninin bir parçası olmalı ve mutabakatın çerçevesinin çizildiği ülkelerde olduğu gibi yenilebilir enerji kaynaklarına yönelerek karbon salınımının azaltılması noktasında teknoloji tabanlı projelerin öncüsü yahut uygulayıcısı olarak uluslararası iklim meselesinde karar alıcı bir aktör haline gelebiliriz.

Yalnız belirtmekte fayda var ki bu süreç sadece yeni ormanların inşası yahut park ve bahçeler müdürlüklerinin ‘çiçekli’ projelerine indirgenmeyecek kadar ehemmiyetli; atık yönetimi, tarımda doğru sulama politikaları, yeşil kentler, düşük karbonlu ulaşım, biyo-çeşitliliğin korunması ve yenilebilir enerji sistemlerinin yenilikçi bir bakış açısıyla ele alınması meşakkatli bir yolculuktur.

Paris İklim Anlaşması nedir, neyle ilgili ve maddeleri neler? Paris İklim  Anlaşması imzalandı mı, hangi ülkeler imzaladı? - Son Dakika Spor Haberleri

Bütün bunların yanı sıra Yeşil Mutabakatı Türkiye için daha anlamlı kılan temelde iki sebep bulunmakta:

Bunlardan ilki, Türkiye’nin karbon salınımı noktasında birliğin belirlediği standartlara uyum sağlayamaması durumunda sınırda karbon vergisiyle karşılaşacağı gerçeğidir. Nitekim ihracatının neredeyse yarısını AB ülkelerine yapan Türkiye’nin yıllık 2 milyar Euro gibi bir vergi ile karşı karşıya kalacağını dikkate aldığımızda tablonun öneminin daha iyi anlaşılacağını düşünüyorum.

Bir diğer önemli husus ise Yeşil Mutabakat çerçevesiyle yapılandırılabileceğine inandığım Türkiye-AB ilişkileri. Bu noktadaki öngörümü sürecin, ideolojik bakışın ötesinde daha geniş ve kapsayıcı bir vizyonunun olmasına dayandırıyorum.

Yakın bir zaman önce Hollanda Ankara Büyükelçilik Müsteşarı Sn. Erik Weststrate ile gerçekleştirdiğim röportajda da bu konuya değinmiş ve sürecin Türkiye-AB ilişkilerinin muhtemel etkisine yönelik öngörülerini kendilerine sorduğumda:

“Açıkçası ben AB Yeşil Mutabakatının, Türkiye-AB ilişkilerinde bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Mutabakatın siyasi bir angajmanı olmaması bu süreci kolay kılacak en önemli unsurdur. Bütün ülkelerin daha yaşanılabilir bir dünya hedefinde bir araya gelmesi oldukça muhtemel.”

Olduğunu ifade ederek bu noktadaki düşüncelerimi destekleyici yönde meseleyi ele almıştı.

Özetle Paris İklim Anlaşmasının şekillendirdiği mutabakat ekseninde önemli bulduğumuz uyum sürecinin çok boyutlu olduğunu dikkate alarak muhtemel etkilerini ölçmeli ve bu konuyu ‘siyasete’ indirgemeden bir çıkış stratejisi ortaya koyarak yol haritamızı belirlemeli ve doğru güzergahlarda ilerlemeliyiz.

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır