27 Şubat 2021


Dünya Yansa Sen Kalacak mısın?



Hasan Fehmi ERDOĞMUŞ

A- A+

Herhâlde hemen elde edilen küçük hesaplar, insanları daha fazla motive ediyor. Yaşadığımız dünya ciddi krizlerle yüzleşiyor ama hem bireysel bağlamda hem de toplumsal düzeyde küçük hesaplarla uğraşmaya devam ediyoruz. Pandemi, bu hakikati yüzümüze çarpmasına rağmen kısa dönemde bir uyanış beklemek pek gerçekçi durmuyor. 

Virüsün sebebiyet verdiği can kayıpları ne yazık ki istatistikten ibaret kaldı. Ekonomiler alt-üst oldu. Daha önceki krizlerden farklı olarak çok daha fazla sayıda sektör bu krizden olumsuz etkilendi ve krizin neden olduğu durgunluk en iyi ihtimalle 2 yıl süreceği ifade ediliyor. Rusya bu süreyi “15 yıl” olarak açıkladı. Benzer bir açıklama da “Kriz kâhini" olarak bilinen New York Üniversitesi'nden Prof. Roubini’den geldi. Roubini, salgınının küresel ekonomide “10 yıl sürecek bir buhrana” sebep olacağını iddia etti. 

Bu salgının, insanın sınır tanımaz tüketim hırsıyla ilgili olduğu da açık. İnsan kendisini piramidin zirvesinde görüyor ve her şey ona “hak”, gerisi dünyaya müstahak!. Sınır tanımadan avlıyor, öldürüyor; Dünyadaki balık kaynaklarının yarısı son elli yılda tüketildi örneğin. Ormanlar kâr getirecek ürünler için talan ediliyor. Temiz su kaynakları, ırmaklar, nehirler, denizler, okyanuslar kirletiliyor. En olmadık okyanus derinliklerinde karşımıza tüketim canavarlığımızın sembolü olan plastik çıkıyor.!

Üstelik yaşadığımız dünya bizi kibar bir şekilde, küçük küçük uyarıyor. Son elli yılda yaşanan doğal afetler bunun en açık işareti. Bunca işaretler ve bilim insanlarının uyarılarına rağmen küresel ekonomik düzen bu felaketleri yok saymayı tercih etti. Son salgının bir uyanışa sebebiyet verip vermeyeceği henüz net değil ancak umutlu olmak için pek işaretlerin olduğunu düşünmüyorum. Neticede iş söze geldiğinde bütün politikacılar küresel iklim krizinden bahseder oldu ancak ciddi önlemlerin alındığından söz etmek neredeyse imkânsız. 

Ekonomik çevrelerde iklim krizinin ekonomik raporlama standartlarında yer alması gerektiği ifade ediliyor. Yani küresel iklim krizi, ekonomik sistemin de kabullenmek zorunda olduğu bir risk oluşturuyor. Son salgın bunun en net göstergesi, geçen yıl da bazı felaketlerle boğuşuldu. Avusturalya’daki orman yangınları birçoğumuzun hafızasında tazeliğini koruyordur sanırım. Geçen yıl ABD’de yaşanan sel felaketi de son dönemlerde artış gösteren doğal felaketlere örnekti. Türkiye’de de felaketlerin artışı anlamında benzer durumlar geçerli.

Meydana gelen depremlerde, doğal afetlerde artışlar var. Ayrıca bazı bölgelerde kuraklık yaşanırken belli bölgelerde ortalamanın üzerinde yağışlar kaydediliyor. Global sıcaklık endüstri öncesi döneme göre şu aşmada 1.1 C yüksek ve bu şekilde devam ederse 3C bir fark olacak. Bunun ciddi olumsuzluklara sebebiyet verdiğini ve deniz seviyesinde artışlarla birlikte hava kaynaklı daha ciddi felaketler yaşanacağını bilmek gerekiyor. 

Herhalde yaşanan ve yaşanacak felaketlerin sosyoekonomik kayıplara sebebiyet vereceğini söylemek için ekonomist olmak gerekmiyor. Geldiğimiz nokta, kendi menfaatlerimiz için bile olsa harekete geçmemizi zorunlu kılıyor. Aslında 1992 tarihli BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) erken bir dönemde işin farkına varıldığını ama tedbir alma konusunda ağır davranıldığını gösteriyor. Bunun sebebi de sanırım çok anlaşılır çünkü işin farkına bilim insanları varıyor ama dünyayı yöneten siyasiler ekonomiyi daha çok önemsedikleri için önlem almakta ağır davranıyor.

2015 yılında Paris İklim Anlaşması ile üzerinde uzlaşmaya varılan “küresel sıcaklık artışını sanayi devri öncesine kıyasla 2 derecenin altında tutma” iddiasının zaman kaybetmeden uygulanması gerekiyor. Daha ağır bedeller, daha ciddi krizler yaşanmadan dünyayı bütün canlılar için daha yaşanılır kılmak zorundayız. Aksi takdirde Şef Seattle’nın dediği gibi “ Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” 

İşin ilginç tarafı ise dünyanın düzenini bozan insanoğlu olduğu halde, bugün harekete geçmesi gereken de, çözüm bulacak olan da yine insanoğlu. Hepimiz üzerimize düşeni yapmalı ve bu ekosistemin bir parçası olduğumuzu kabul etmeliyiz. Üstelik mevcut mizana uygun davrandığımızda tabiat kendisini zannettiğimizden çok daha çabuk toparlıyor. Dünya ile birlikte yanacağımıza göre, dünyamızı yaşanılır kılmak ve onunla birlikte yaşamak bizim elimizde.

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır