
Yalnız ismiyle başlık attım çünkü o kadar çok özellikleri olan bu insanı hangi vasıfla konu başlığı yapmak da zorlandım. Ben de ancak birkaçını yazabilirim. Öncelikle çayhanesiyle bilinir. Diyarbakır’da dinlendirilmiş demli bir çay içilecekse akla ilk gelen Babatlı Çayhanesidir. Elbette mekân sadece bir çayhaneden ibaret değildi, bir siyaset kulübüydü. Diyarbakır’da siyasetin kalbi orada atardı.
Tahminime göre 60 yılı aşkın bir süredir Çayhane, Sipahi Çarşısında (Çarşıya Şewiti) her gün sabah namazı vaktinde açılır, akşam namazı sonrası kapatılırdı. Kendisi de Ulu Cami cemaatinin müdavimlerindendi. Namaz sonrası Diyarbakır’ın renkli simaları orada toplanırdı. Öncelikli gündemleri hep siyaset olurdu. Çay profesörü olarak da bilinirdi Aziz Babatlı. Ancak O sadece bir Çay profesörü değildi, mahalli siyasetin duayen isimlerindendi. Rakipleriyle tek başına mücadele edecek kadar cesur ve gözü karaydı. Beyler, ağalar ve şeyhlerle mücadele etmiş Diyarbakırlı yiğit bir Zaza’ydı.

Bağımsız milletvekili adayı olarak başladığı politik yolculuğa MSP, RP, FP çizgisinde devam etti. Birkaç kez aday olmasına rağmen mv seçilemedi ancak siyasi karizması hiç eksilmedi. Uzun yıllar Belediye Meclisi üyeliği ve Başkan vekilliği yaptı. Politikacılara, politika dersi veren duayen bir siyasetçi. Beni, politikacı olmamakla ve kendisine kulak vermemekle hep eleştirirdi. Beni gördüğü her defasında “biz bu memlekette ezberlediğimiz iki ayet, üç- beş hadis ve menkıbelerle çok kalay siyaset yaparken, senin gelişinle ezberlerimiz bozuldu, artık din ile siyaset yapamaz olduk. Çünkü makul insanlar artık sizi örnek göstererek din istismarından uzak durmamızı istiyorlar…” gibi kendi aleyhine de olsa gerçekleri söyleyecek kadar samimi biriydi. Bana karşı da dostluğunu esirgemeyen mert ve candan biriydi.
Uzun yıllar bir memlekette yaşamak veya nüfus kimliğini taşımak insanı o memleketle özdeşleştirmez. Söz konusu medeniyet ve kimlik kenti Diyarbakır olunca memleket aidiyeti çok daha zorlaşır. H. Aziz Babatlı da sadece Diyarbakırlı ve Diyarbakır’da yaşamıyordu, Diyarbakır’ı bir sevda ile yaşayan ve önemseyen memleketperver bir insandı. Zaza’yı (kırdı), Kurmancı, Arabı, Maciri, Türkmen’i, Süryani’yi, Kildani’yi, Ezidî’yi, Ermeni’yi, Rum’u, Yahudi’yi, şeyhini, ağasını, beyini, paşasını, kabadayısını, müftüsünü, kadısını, seydasını, alimini, şairini, mevluthanlarını, beyefendi ve hanımefendilerini bilmeyen nasıl yaşayabilir ki Diyarbakir’i? Çok az sayıda insanda hissettiğim Diyarbakır sevdasını sadece onu gördüğümde değil, onun her telefonunda ben de yaşıyor ve duygulanıyordum. Çünkü bizim için Diyarbakır, Cahit Külebi’nin ifadelerinde olduğu gibiydi: Ağladığım senin içindir Güldüğüm senin için Öpüp başıma koyduğum Ekmek gibisin.
--
Evet… bir çınarı daha kaybettik.
Gerçekten de iyi bir insandı, bir cemiyet adamıydı.
Sözünün eri, açık sözlü, cesur ve mert bir Diyarbekir’liyi ve yiğit bir ZAZA’yı kaybettik. Güzel
bir dostu ve her şeyden önce iyi bir insanımızı kaybettik. Allah mekanını cennet eylesin.
22.12.2025 Pazartesi günü Hakkın rahmetine kavuştu.
Misafir