02 Aralık 2021


Uzayda İzi Olmayanın Dünyada Sözü Olur mu ?



Serhat Şabap

A- A+

Tarih boyunca Antik Maya’nın astronomisinden; Uluğ Bey, Galileo, Bursalı Kadızade Rumi ve Ali Kuşçu’ya oradan da günümüze kadar insanlığın uzaya olan merakı ve bilgisi artarak devam etmektedir. İnsanlık tarihiyle eş değer olarak nitelendirebileceğimiz ‘Uzay Araştırmalarının’ 21. Yüzyıla hakim olduğunu dikkate aldığımızda Türkiye’nin de çağın dinamiklerine uygun bir perspektifte çalışmalarını yürütmesini zorunluluk olduğunu ifade etmek istiyorum.  

Bu doğrultuda ilgili alan çerçevesinde şekillenen yeni araştırma sahalarının inşa edilmesi, var olanlarının ise özümsenmesi motivasyonuyla hareket ederek, ‘Uzay Araştırmalarının’ teknik sürecin yanı sıra sosyal bilimler zeminiyle de ele alınması önem arz etmektedir.

Nitekim ilerleyen süreçte Uzay Turizmi, Uzay Hukuku, Uzay Madenciliği, Uluslararası İlişkilerde Uzay Hakimiyeti daha da ileriye gidecek olursak Uzay Psikolojisi ve Sosyolojisi başlıklarında, ihtiyaca istinaden yeni çalışma alanlarının şekilleneceğini öngörebiliriz.

Dünyanın bu hususta sarf ettiği yolu dikkate aldığımızda, bizler de zaman kaybetmeden enerjimizi artık ‘doğru noktalara’ yönlendirmeliyiz.

4 Ekim 1957’de Rusların fırlattığı ‘Sputnik’ isimli uyduyla birlikte Uzaya ilk tohumun atıldığını ifade edebiliriz. Uzay Çağının dönüm noktası olarak nitelendirebileceğimiz bu gelişmeden itibaren, araştırmalar ve insanlığın Uzay macerası hız kesmeden devam etmiştir.

İlk etapta haberleşme teknolojilerinin geliştirilmesi motivasyonu ve hayatı kolaylaştırıcı bir unsur olarak ortaya çıkan uydular; öngörüldüğünden çok daha geniş bir sahada kazanım sağlayarak bir çığır açmıştır.

Gelinen noktada dünyanın yörüngesinin kaplayan binlerce uydu aracılığıyla, yer altı kaynaklarının tespiti, iklim felaketlerine karşın erken uyarı, istihbarat faaliyetleri gibi özel hususlarda da işlev göstermektedir.

Özellikle kamuoyunca yakinen takip edilen insansız hava araçlarının etkin kullanılabilmesinin de en önemli koşulu yine uzaydan kontroldür.

Bütün bu uyduların ise yerden gözlem merkezleri aracılığıyla kontrol edilebilmesi çok önemlidir. Nitekim başkentinizde takribi 300 km mesafeden çeşitli uydular geçerken sizin bu geçişten haberinizin olmaması ise trajikomiktir.

Bugün dünyada bu teknolojiye sahip tek bir devletin(ABD) olmasıysa ürkütücüdür. Yakın geçiş gibi tehlike arz edebilecek hususlarda önden bilgilendirme ise bir noktada ilgili yetkililerin inisiyatifini kalmaktadır.

Başkentimize 450 km mesafeye konumlandırılacak füze sistemleri bizler için ne kadar tehdit arz eden bir durum ise üzerimizden geçmekte olan uydular için de bu durum geçerlidir.

Tehdit algılarının dahi kapsamlı bir değişime uğradığı bu süreçte, çağı gelecek üzerinde kurgulamamız gerekmektedir.

Amerikan uydu şirketi SpaceX tarafından uydu internet erişim hizmeti sağlamak amacıyla inşa edilen ve uydu takımyıldızı olarak nitelendirilen Starlink de bu nokta da ön plana çıkan en önemli atılımdır.

Bizlerce uydu aracılığıyla dünya yörüngesini kaplamayı ve böylelikle en ücra noktalara dahi hızlı internet erişimi sağlama hedefiyle yola çıktığını iddia eden şirketin, bu vasıtayla dünyanın her yerinde derinlemesine istihbarat yetkinliği kazarak ilerleyen dönemin başat aktörlerinden olacağını ifade edebiliriz.

Türkiye’nin hali hazırda 4 uyduya sahip olduğunu dikkate aldığımızda, tek bir şirketin binlerce uyduya sahip olması durumun vahametini göstermektedir.

Bu durumun bir diğer yansımasının ise iletişim/haberleşme sistemlerini domine edecek olan Starlink projesinin telekom şirketlerini iflasın eşiğine götürecek olmasıdır. Dünyanın her yerine yüksek düzeyde internet erişimi sağlayacak olan şirketle rekabet sağlanabilmesi mümkün gözükmüyor.

Bu doğrultu da her ne kadar geç kalınmış dahi olsa Türkiye Uzay Ajansının kurulmasını oldukça anlamlı buluyorum. İlgili kurum aracılığıyla muhtelif yerlerde gerçekleştirilen uzay araştırmalarının artık daha koordinelini ilerleyeceğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra kurulan ajansla birlikte kamuoyunun farkındalığının artacağına, üniversitelerin ve STK’ların ve iş dünyasının da destek göreceğini öngörebiliriz. 

*     *     *

Değerlerin, zihniyetlerin, zamanın ve sistemlerin her geçen gün farklı bir noktaya kaydığını gözlemlediğimiz bu yolculukta kolektif aklı, bilimi ve rasyonaliteyi esas alan toplumların çağın dinamiklerine göre şekillendiğini, hatta ‘yeni oyunun’ kurucu aktörleri olduklarını da ifade edebiliriz.

Şekillenmekte olan yeni düzende bizler de yer edinmek için öncelikle özgürlüğün egemen olduğu atmosferi oluşturarak, inovatif fikirlerin yeşermesi için gerekli zemini inşa etmeliyiz.

Düşünmekten korkan bir topluluğun akıl ve bilim esaslı paradigmalara sahip olabilmesi mümkün değildir.

Bu noktada ise baştan sona bir zihniyet değişimine ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Değişimin ilk koşulu ise yüzleşmekten geçer. Öz eleştiri yapamayan bireylerin ise geçmişleriyle yüzleşmesi mümkün olmadığından ilk adımı kendi iç dünyamızda atmamız gerekmektedir.

Toparlamak gerekirse kendi iç dünyamızda yakacağımız meşaleler aracılığıyla dönüşümün aktörleri olabiliriz.

*     *     *

Başladığımız yerden bitirmek gerekirse Türkiye Uzay Ajansı Başkanı Serdar Yıldırım’ın ifadeleriyle; Uzayda İzi Olmayanın Dünyada Sözü Olmaz!

 

 

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır