29 Ocak 2022


Uluslararası İlişkilere: Politik Psikoloji Perspektifinden Bakmak Neden Önemli?



Serhat Şabap

A- A+

 

Uluslararası İlişkiler disiplini içerisinde, devletlerin birbirleriyle kurdukları ilişkiler ve bu ilişkileri şekillendiren süreçleri incelediğimizde, insan psikolojisinin bir yansıması olarak tezahür eden davranış ve tutumları rahatlıkla görebilmekteyiz.

Karar alıcıların da birer ‘insan’ olarak, doğdukları evden büyüdükleri mahalleye, eğitim aldıkları kurumlardan okudukları kitap türlerine kadar bir süzgecin içinden geçtikleri gerçeğini dikkate almak durumundayız. Bu sürecin, kişiliklerinin ve özellerinin oluşmasında etkili olduğu ve hayatlarının akışını biçimlendirdiğini hesaba katmalıyız.

Bu bağlamda devletlerin, dolayısıyla uluslararası sistemin bizatihi kurucu aktörü olan ‘insanın’ merkeze alınmadığı yaklaşımların; toplumların kültürel değerlerini ve bu değerleri yansıtan tarihi süreçleri incelemeden uluslararası ilişkilerde ortaya koyacağı paradigmaların yeterli olmadığını/olmayacağını düşünüyorum.

Nitekim, bir süredir sosyal bilimler camiasında Realizm, Liberalizm, İdealizm gibi kökleşen teorik yaklaşımların sorunların çözümünde yeterli olmadığı tartışılıyor.

Bu noktada klasik kuramların aksine Politik Psikolojinin interdisipliner bir bakış açısı sunabilmesinin yanı sıra komplike olarak nitelendirilen olay ve olguların da sağlıklı bir analizini mümkün kılacak geniş alanda bir disiplin ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Politik Psikoloji, Psikoloji ve Sosyolojinin yanı sıra Tarih, Antropoloji, Felsefe, İktisat ve Teoloji gibi disiplinlerin birbirleriyle harmanlanması sonucunda şekillendiğine göre söz konusu bu geniş zeminin, sorunların birer düğüm olduğu günümüzde bizlere kolaylık sunacağı açıktır.

Politik Psikolojinin; seçmen davranışlarının incelenmesi, kamuoyunun siyasal yönelimi, siyasi/sosyal grupların tutumları ve liderlerin iç/dış politik kararlarının değerlendirilmesinde etkin olduğunu ifade edebiliriz.

Yaygın olarak kullanılan çalışma alanlarının yanı sıra uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde dış politika analizi doğrultusunda kullanılıyor olmasını ele aldığımız takdirde gelişime açık bir saha olacağına inanıyorum.

Hali hazırda var olan araştırmaların ise birtakım muğlaklıklara ve eksikliklere rağmen geniş bir perspektif kazanması halinde önemli kazanımlar sağlayacağını öngörebiliriz.

Bu noktada politik psikolojinin gelişim içerisinde olduğunu ve bir disiplin olarak ele alınmasının çok eskilere dayanmadığını ve hâlâ bir kuram olup olmadığı yönündeki tartışmaların ve tanımlanma sorunun devam ettiğini belirtmemiz gerekiyor.

Bununla birlikte Politik Psikoloji alanındaki çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Abdulkadir Çevik’in sunmuş olduğu çerçevenin, karanlık noktalara ışık tutuğunu ifade edebiliriz.

Çevik’in, Politik Psikoloji tanımına göre: “Politik Psikoloji büyük grupların, kitlelerin, ulusların birbirileriyle olan ilişkilerini ele alarak bu ilişkilerde rol oynayan yan psikolojik etmenleri değerlendirmektedir. Politik Psikoloji, bunun yanı sıra, büyük gruplar ve uluslarla bunların liderlerini ve liderler arasındaki ilişkilerin psikolojik boyutlarını incelemektedir. (…) ulusal ve uluslararası ilişkilerdeki davranışların yüzeysel değerlendirilmesi ve görünür psikolojik sonuçlardan daha çok, altta yatan, derinlemesine incelemeyle anlaşılan motivasyonlar politik psikolojinin çalışma alanıdır.[1]

Buradan hareketle ‘büyük grup’, ‘kitle psikolojisi’, ‘politik aktörlerin karar alma süreçlerine etkisi”, “toplumsal travmaların ve zaferlerin siyasa süreçlerine etkisi”, “terörizmin politik psikolojisi” gibi birçok başlığı, özel incelemeler doğrultusunda uluslararası ilişkiler disiplinine entegre edebilir ve böylelikle kronikleşen problemlerimizi teşhis ederek tedaviye yönelik bir reçete sunabiliriz.

Bu alanda kapsamlı çalışmalar icra eden akademisyenlerin sayısı da her geçen gün artmaktadır. Örnek vermek gerekirse yakın zamanda Prof. Dr. Şenol Kantarcı’nın editörlüğünde “Politik Psikoloji Boyutuyla Türk Dış Politikası (1993-2000)” başlıklı çalışma ve Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın editörlüğünde “Travmaların Gölgesinde Politik Psikoloji” isimli iki değerli çalışma ile bu alandaki araştırmacılara ışık tutmaktadır. 

Politik Psikolojinin bir disiplin olarak sağlayabileceği muhtemel katkılar dışında bu alandaki çalışmaların, medeniyetler beşiği bir coğrafyada var olan Türkiye’nin, medeniyet temelinde tarihi tecrübelerden de yararlanarak sorunlarıyla yüzleşebilmesi açısından da önemli bulduğumu belirtmek istiyorum.

Özellikle Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra kurulduğunu dikkate aldığımızda, devraldığı çok kültürlü mirastan ‘sorunlu’ etnik-ulus-devlet modeline geçişi ve bu sürecin toplumlar üzerindeki etkisinin Realizm, Liberalizm ve İdealizm gibi teorilerle izah edilebilmesinin pek mümkün olmadığını, en azından yetersiz kaldığına/kalacağına dikkat çekmek istiyorum.

Etnik yapılanmanın; Türk, Yunan, Arap, Ermeni, Rum, Yahudi, Sırp ve Kürtlerde farklı şekillerde tezahür ettiğini ve bu toplumlarda farklı yansımalara sebebiyet verdiğini görmekteyiz.

Nitekim 1453 tarihi, Türkiye’de zafer olarak karşılık bulurken, Yunanistan’da ağır bir travmaya sebep olmuştur. Bunun yanı sıra 1821 Mora hadisesi, Yunanistan için ‘esaretten kurtuluş’ olarak kabul edilirken, Türkiye’de ise ‘ihanet’ olarak kabul görmüştür.

Her iki devletin de ‘seçilmiş zaferler ve travmalar’ üzerinden tarihsel bir bellek ve söylem geliştirdiğini ve ulus inşa sürecini “öteki” algısı üzerinden şekillendirdiğini gözlemlemekteyiz.

Osmanlı sonrası oluşan bu durum Türkiye’nin diğer komşuları için de geçerlidir.

“Türkiye’nin Güvenlik Kültürünün Oluşumunda Psikolojik Unsurlar” adlı makalesinde Prof. Dr. Tarık Oğuzlu sorunu şu şekilde izah etmiştir: “Türkiye’nin merkezinde olduğu jeopolitik coğrafya şöyle bir durum arz etmektedir. Türkiye ve çevresinde yer alan bütün ülkeler, İran hariç, bağımsızlıklarını Osmanlı İmparatorluğu yıkılmasından sonra elde etmişlerdir. Türkiye için potansiyel bir güvenlik endişe yaratan durum ise Türkiye’nin çevresinde yer alan ülkelerin ulusal kimliklerinin oluşmasında Türkiye karşıtlığının önemli bir yer tutmasıdır. Bu durum uzun süre Türk elitlere Türkiye’nin düşmanlarla çevrili olduğu söylemini kullanmalarında yardımcı olmuş ve askeri bakış açısını merkeze alan bir güvenlik anlayışının pekişmesini kolaylaştırmıştır.[2]

Belirtilen örneklerde görüldüğü üzere devletlerin ulus inşa sürecinde kullandığı ‘öteki’ argümanı ve toplumsal bellekler, günümüzde de etkisini göstermektedir. Evde, okulda, sokakta ve üniversitelerde yani bireyin kimliğinin oluşumuna katkı sağlayan her ortamda karşılık bulmaktadır.

Buradan hareketle belirtmek gerekiyor ki, devletlerarası ilişkilerin aktörü bizatihi insandır. İnsanın bakış açısında ise psikoloji ve sosyolojinin tesiri dikkate alındığında bugün dünyada yaşanan gelişmeleri sağlıklı bir çözümlemeyle izah edebilmek için, Politik Psikolojinin perspektifinden yararlanmak durumundayız.

Neler Yapılabilir?

Politik psikolojinin önemi üzerine belirtmiş olduğumuz fikirlerimizin, pratikte karşılık bulması için somut öneriler geliştirmek gerekir. Bu bağlamda öncelikle karar alıcıların, inisiyatif alarak kamu diplomasisi koordinatörlüğüne benzer bir alanda bürokratik bir tanınırlık kazandırmasının zorunlu olduğunu düşünüyorum.

Bunun yanı sıra bu alanda çalışmak isteyen araştırmacıların sayısının arttırılması için de üniversiteler bünyesinde Politik Psikoloji araştırma merkezleri kurulmalıdır.  Yüksek lisans ve doktora programlarının açılması için gerekli koşulların oluşturulması, YÖK’ün başvuruda öğrencilere kolaylık tanıması ve burs gibi teşvik imkanları sunması bir başka önemli adım olacaktır.

İlgili çalışmaların görünürlüğünün ve değerlerinin artması için düşünce kuruluşları da sorumluluk alarak katkı sunabilir. Bu noktada think thank’ler ilgili alanda konferans, panel ve kongre düzenleyerek, Politik Psikolojiyi bir disiplin çerçevesinde çalışma alanlarına entegre edebilir.

Sonuç olarak, yukarıda genel hatlarıyla tanımlamaya çalıştığım Politik Psikolojinin öneminin anlaşılması ve bu doğrultuda Türkiye’nin kronikleşen problemlerine reçete sunabilmesi açısından bu alanda yapılacak çalışmaların niteliğinin ve niceliğinin arttırılması gerekmektedir.

Bir giriş mahiyetinde ele aldığımız bu yazının devamında “Terörizmin Politik Psikolojisi”, “Türkiye-Yunanistan İlişiklerine Politik Psikoloji Perspektifinden Bir Bakış” başlıkları çerçevesinde devam etmeyi ve bir katkı sunmayı hedeflemekle birlikte kamusal tartışma alanında da görünürlüğünü arttırmayı hedeflemekteyiz.

 

[1] *Çevik, A. (2009). Politik Psikoloji, Dost Kitapevi

[2] *Oğuzlu, T. (2020). Türkiye’nin Güvenlik Kültürünün Oluşumunda Psikolojik Unsurlar, Politik Psikoloji Boyutuyla Türk Dış Politikası(1993-2000).

 

Yorumlar (0)



Bu makaleye ait yorum bulunmamaktadır