23 Kasım 2019


Sinor Kavgası



Tuba ÇİÇEK

A- A+

Kürtçe bir sözcük olan sinor, Türkçe ( sınır hudut ) anlamlarına gelir. Sınır veya hudut hükumetler, devletler veya bir ülkenin idari olarak birbirinden bağımsız bölümleri gibi politik varlıkların coğrafi bitiş noktalarını yada yasal yetki alanlarını tanımlayan bir terimdir. Hudut sözcüğü ile eş anlamlıdır.

 

Wiki sözlükten alıntı yaptığım yukarıdaki sinor tanımı nerden geldi aklıma söyleyeyim: daha küçükken, çocukken çünkü anlatacağım olayı ben hiç hatırlamıyorum aile büyüklerimiz anlatırdı. Sinoru ve sinor yüzünden çıkan ölüm olayını.

 

Bir köy düşünün Doğu Anadolu köylerinden biri, iki kardeş tıpkı Habil ve kabil misali sürekli tartışmalı olan. Bu kardeşlerin en büyük kavgası su ve sinor dur. İki kardeş arasındaki nefrete varan konuşmalar, kötü görmeler, günlerce, aylarca, yıllarca devam etmiş. 

 

Bahsedilen ölüm olayının yaşandığı gün küçük kız babasına suyun amcası tarafından tutulduğunu söyledi. Masumca, olayın sonuna geldiğini bilmeden, alın yazısı ve kaderinin çizileceğini hissetmeden, baba silahı kaptığı gibi koşmaya başladı. Bu koşuş bir ölüm koşusuydu. Sonunda koca bir pişmanlık yaşatacak, vicdanını bir ömür boyu sızlatacak, sürekli olarak Allah'a tövbe etmesine neden olacak o yürüyüşü yapıyordu.

 

Koştu adam kardeşine sınırı (sinoru) aştığı, suyu kapattığı için. Kardeşi suyun başında bostanı suluyordu. Silahı kaldırdı adam, tetiğe bastı. Kardeşi tek kelime bile edemeden yere serildi. Gökyüzünde kara bulutlar oluştu; kuşlar, duydukları o koca ses ten ürkerek gökyüzüne yükseldiler. Toprağa kan düşmüştü. Acı bir çığlık duyuldu semada. Sonrası koca bir pişmanlık... dağılan iki aile, öksüz kalan çocuklar, yıllarca süren acı, kin,yoksunluk, korku.

 

Şimdilerde o uğruna can alınacak kadar değerli olan ''sınır (sinor ), su ve o köy'' baykuşların öttüğü bir harabeye dönüşmüş. Köy ahalisi o diyarı terk etmiş. Hüzün çökmüş her zerresine o toprakların. Uğruna ölünecek kadar değer verilen dünya malının faniliği, insan olmadan hiç bir kifayet arz etmediği, hüzünlü bir gerçek olarak orada durmakta.

 

Bu olayı anlatma sebebim edebiyat parçalamak değil elbette. Amacım bireysel olarak bakıldığı zaman insanların parsellediği bu topraklar, koydukları sınırlar diğer bir deyişle sinorlar, ve bu durumun toplumsal izdüşümleri; yani devletler içinde yaşanan sınır (sinor) kavgaları.

 

Bu kavgaların ana nedeni Dünyayı sahiplenme, her türlü nimeti, zenginliği paylaşamama duygusu ve hırsından kaynaklanmaktadır. 

İnsanların bu geçici dünya hayatında kendilerine bir ömür kadar emanet edilen hayat teranesi, dünyaya bağlılıkları,önüne geçilemeyen kötücül hırsları, kan akıtacak kadar pervasızlaşmaları kendilerinden geçmeleri. ''dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir'' ayetini hiç anlamadan fakat çok mümince yaşadıkları iddiasında bulunmaları insana özgü bir kargaşadır.

Bu durum elbetteki İslam in yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Bu anlamda konuyu dağıtmadan günümüze dönersek Türkiye örneği üzerinden bu durumun toplumsal tezahürlerine bakarsak şunlar söylenebilir:

Türkiye bir imparatorluktan arta kalanlarla yani klasik cümlelerle kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle alevisiyle, sunnisi ile bu ülkeyi yani cumhuriyeti kurdu. 

Avrupa dan dan ithal edilmiş devrim kanunlarıyla yeni bir dizayn (tasarım) ile Kürt, köylü, dindar olmayan ama kendini Türk hisseden yada Türk olan Avrupai bir millet oluşturulmaya çalışıldı. Tek millet, tek devlet, tek dil önceliği olan.

Asıl önemli olan ise ülkenin sınır ( sinor ) ları çizilirken yapılan görmezden gelinen kardeşinin hakları yıllardır bitmeyen bir sınır ( sinor ) kavgasına dönüşmüştür. Bu durum sözde kardeşiyle empati yapılmadıkça daha yüzyıllarca devam edilecek gibi duruyor.

Oysaki vatan uğruna ölene şehit diyecek kadar dindar olan bu oluşumların mimarları aynı dinin şu öğretisini göz ardı etmekte pekte bir beis görmüyorlar. ‘bir kimse kendisi için istediğini mümin kardeşi için istemedikçe hakiki mümin sayılamaz’’.

Bu yazıyı okuyanlara şunu sormak istiyorum; tamam kardeşim diyorsunuz iyi hoş da peki hiç düşündünüz mü? eğitim kitaplarını elinize aldığınızda, yada bu ülke yayın evlerinden aldığınız kitaplarda, resmi tarih yazıcılarının kardeşlerinin adını, tarihini, kültürünü geçirmediklerini gördünüz mü? ya da hiç dikkat ettiniz mi? 

Kürt aşiretlerini, kim olduklarını, nerede yaşadıklarını, kültürel yapılarını, yaşam biçimlerini merak ettiniz mi? neden yok bu kitaplarda? diye. Nede olsa hepimiz kardeşiz bu kavga ne diye. değil mi ? 

Oysaki Aydın oğulları, Germiyan oğulları vd. Türk aşiret isimleri her türlü yayında geçiyorken kardeşinin adı ve tarihi neden yok demezler mi?

bu anlamda Tarihte bilinen ilk kardeş kıskançlığı kabilin kardeşi Habil i öldürmesiyle başlamıştır böylece kabil yeryüzündeki ilk cinayeti işlemiştir.

Bu bağlamda Şirazesini kaybetmişlere şu söylenebilir:Yoksa sizler Kabil oldunuz ve Habil i öldürdünüz de bunun farkında değil misiniz?

Madem Kardeşiz diyorsunuz. Böyle büyük laf ediyorsunuz. Bu cümlenin eyleme dökülmüş hallerini neden göstermiyorsunuz? gösteremiyorsunuz çünkü yok. Yok görülmüş, yok sayılmış, ötelenmiş. nedeni ne biliyor musunuz? yukarıda da bahsettiğim kıssada olduğu gibi hep kıskançlık sınır (sinor) kavgası dünya menfaati, hırsı ve bencillik.

Zira Napolyon: ''tarihi kazanalar yazar demiş'' yada tarih kazananların slogan atma yeridir. Bizde diyoruz ki tarihi birlikte kazananlar yazar yazmalıdır. Eşit olarak ve adaletlice.

Sonuç olarak bu muhtevayı baz alarak ve onunla ilinti kurarak "Zulümle öldürülmüş hiç kimse yoktur ki, onun kanında Adem'in ilk oğluna bir pay düşmesin. Çünkü adam öldürenlerin ilki odur." 

 

 

 

Yorumlar (1)



Misafir
Misafir Diyorki: 2 ay önce
Sinor Kavgası

Ağzına sağlık